BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > G-14’ler tesadüfi bir davet!

G-14’ler tesadüfi bir davet!

Geçtiğimiz haftalarda gazetelerin spor sayfalarında çok dikkat çekici bir haber vardı.



Geçtiğimiz haftalarda gazetelerin spor sayfalarında çok dikkat çekici bir haber vardı. Televizyonlar spor haberlerinde bu habere yer verdiler mi, doğrusu dikkat edemedim. Haber şu; “G.Saray, G-14’ler adını alan Avrupa’nın en ünlü kulüplerinin bulunduğu platforma davet edildi...” Bu platform 14’ten 18’e çıkıyor yakında... Kimler mi var? Manchester United, Arsenal, Liverpool, Chelsea, Bayern Münih, Leverkusen, Dortmund, Lyon, Paris Saint Germain, Porto, Juventus, Milan, İnter, Marsilya... İşte bunlara G.Saray, AEK ve iki takım daha eklenecek. Bunlar ne mi yapacak? Tıpkı basketbolda olduğu gibi kendi uluslararası liglerini kurup, dolar ya da euro deryasında gezinecekler. Diğerleri mi? Onlar da Şampiyonlar Ligi, UEFA Kupaları’nda mücadele edecekler. Ne tesadüf değil mi? Kiralık oyuncu rezaletine son verilmeli! Bu defa da Saidou için G.Saray’la Malatyaspor’un arası açıldı. Nedeni de, kiralık Saidou’nun G.Saray’a karşı oynayıp oynamaması idi. Anlaşılan o ki, bu kiralık oyuncunun geldiği takımına karşı oynaması ya da oynatılmaması meselesi daha çok baş ağrıtacak. En iyisi, federasyon, kedi olalı bir fare de tutmuş olur, kiralık oyuncuların geldikleri takımlara karşı oynatılmamalarını lig statüsünün içine koymalı. Yoksa yok yere kan çıkacak... Müthiş pankart! F.Bahçe tribünleri, Trabzonspor maçında görme özürlü bir vatandaşın duygularını içeren bir pankart asmıştı. Bu vatandaşımız, koyu bir F.Bahçeli olarak sahadaki oyunu görememesine rağmen oğlunu her maça getiriyormuş. Haber böyle çıktı gazetelerde. Eh, Rıza Çalımbay için asılan pankartla işlenen sosyal suç şimdi hafifletilmiş oldu. Eczacı Cemal’in isyanı! Bizim semtin Kral Eczanesi sahibi müthiş bir sportmen ve sporcu olan Cemal Bey’dir. Kendisi Beşiktaşlı, iki oğlu ise F.Bahçeli’dir. Cemal Bey önceki sabahki sohbetimizde şöyle dert yandı: “Üstat, bu futbola tutkun oluşuma bin pişmanım. Oğullarım da benimle aynı sıkıntıda buluşmaya başladı. Ben bu tutkum yüzünden her gün üzüleceksem, her gün problemlerle dolu haberleri dinleyeceksem, yöneticisi, hakemi, futbolcusu sürekli kaos yaşatacaksa, hay böyle tutkunun içine...” Cemal patron haksız mı? Stadlardan ve salonlardan seyircinin giderek azalışı sakın Cemal Bey kafasında olanların eylemi olmasın? Ne dersiniz? Demirören başkanın itirafı! Beşiktaş Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören, önceki akşam Haber Türk’teki Şeref Tribünü’nün konuğu idi. Acı biberli sorulara bile inanılmaz rahatlıkla cevap verdi. Kendi deyişi ile, ilk aylardaki notunu yükseltmiş, rahatlamış, Beşiktaş’ın başkanlık koltuğunu doldurmaya başlamıştı. “Siz görevi bıraktıktan sonra kaybedilen şampiyonlukta sizin eyleminizin de payı var mıydı? Del Bosque, Cordoba ve Ronaldo’nun, yönetimin isteği üzerine oynatmadığını açıkladı. İki soru iç içedir. Lütfen cevaplar mısınız?” diye bir soru yönelttim. Başkan, görevi bırakışının özellikle yabancı futbolcular üzerinde olumsuz etki yaptığını, yönetimi bu konuda uyarmalarına rağmen ilgisiz kalındığını belirttikten sonra, Del Bosque’ye herhangi bir istekte ve baskıda bulunmadıklarını ifade etti. Eh, cevap tatmin edici sayılabilirdi. Zaten başkan, içeriden değil dışarıdan içeriye gelen bazı yaklaşımlarla şampiyonluğu kaybettiklerini de açıkladı. Ve de Meclis Araştırma Komisyonu’ndan konuyla ilgilenmelerini istediğini de söyledi. Yani final yine karmakarışık oldu. İnter -Toto’ya neden gidilmez? Geçen pazar Saint Joseph’in Sosyal Tesisleri’nde, cuma günü yaptığım sınav kağıtlarını okudum. O sırada bizden üç-dört sınıf ufak bir arkadaşım yanıma gelip harika bir soru sorup, yanına da minik bir yorum ekledi. Aynen şöyle: “Yahu bizim takımlar neden İnter-Toto’ya katılmazlar? Hazırlık döneminde kasaba takımlarıyla oynayıp hiçbir şey kazanamayacaklarına, resmi müsabakalar yapıp deneyimlerini arttırsalar ya... Sonra da Avrupa Kupaları’na devamlı katılanlara çamur atıp duruyorlar...” Harika... Federasyon bence bu kupaya katılmayı zorunlu kılmalı ve katılana da destekleyici bir ödül vermeli... Ama hangi federasyon diyeceksin? Hangi federasyon mu? Hani şu bizim ligi marka yapmaya kararlı olan... Yürütmeyi durduranlara! Hafızam beni yanıltmıyorsa, Tahkim, ilk defa Disiplin’in verdiği bir ceza için yürütmeyi durdurma kararı aldı. Hukukta yeri varmış. Ancak şunu sormadan geçemeyeceğim; Carew için olağanüstü toplanan aynı Tahkim, Norveçli futbolcunun G.Saray’a karşı oynamasını engellemişti. Bu defa neden aynı türden bir toplantı yapmadı da, Daum’un Trabzonspor maçında sahaya çıkışına izin verdi? Haaa Daum, tribününe çıksaydı F.Bahçe için daha da iyi olurdu da... D.Bakır’ın sahası neden kapatılamadı? Diyarbakırspor - Trabzonspor maçında çıkan olaylar hepimizin malumu... Disiplinden çıkan ceza ise 70 milyar... Yani sezonun en büyük para cezası...Yani bir anlamda, üç-beş maçlık kapatma karşılığı gibi... Peki, o saha neden kapatılamadı? Birilerinin malum düşüncesi hâlâ geçerliliğini koruyor. Bir başka soru... Peki, F.Bahçe, küme düşme hattında bulunan rakibiyle bu hafta orada hayati bir maç oynayacak olmasına rağmen, sahanın kapatılmayışına neden tepki göstermedi? Öyle ya, nelere tepki gösterilmiyor ki? Yine birileri, birilerinin tepki göstermemesi için kulak bükmüş olmasın... Ne ülke be! Futbol mu oynayacağız, yoksa... Zidane kaç Sergen eder? Bu ülkede başta Kâzım Kanat arkadaşımız olmak üzere, kimler kimler Sergen’in Zidane’dan daha iyi, daha büyük olduğunu yazıp, söylemedi ki... Onlar kendilerini iyi bildikleri gibi, sizler de bilirsiniz. Bunu neden yazdığımı soracak olursanız... Efendim; geçenlerde son 100 yılın en pahalı oyuncuları listesi yayımlandı. Baktım, Zidane 45 ve 62 milyon sterlinle ilk sırada... Sergen mi nerede? Vallahi Beşiktaş’ın bu takımında bile oynayamıyor. Ama siz gene de, “Ayakkabısını koysa oynar” falan diye yazmaya devam edin. Yeter ki, Zidane ve ona o parayı verenler duymasın! Yapma be Remzi! Remzi Dilli, G.Saray forması içinde izlediğim, ülke basketboluna hizmet vermiş bir dostumdur. Nerede karşılaşsak el sıkışır, kısa da olsa hal hatır sorar, iki kelam ederiz... Gazetelerden okudum; bir taraftar, Final Four maçlarından ilkinin sonunda salona fırlattığı davul tokmağı ile FIBA Avrupa Genel Sekreteri’ni vurmuş. Polis anında tokmakçı arkadaşa yapışmış ama, Remzi araya girip bu centilmen (!) arkadaşı kapmış... Haber doğruysa, Remzi’ye bir soru: “Senin gibi bir sportmene bu yakıştı mı? Yoksa sen de mi, zehirlendin?” Üç Maymun’u kim oynamalı! Hani şu evlerimize kadar giren üç maymun bibloları vardır. Yani “Duymadım- Görmedim- Konuşmadım...” Ülke futbolunda sağır sultanın bile duymadığı hangi meseleyle ilgili bir soru sorsanız, Futbol Federasyonu Başkanı aynen üç maymun esprisi ile cevap veriyor. İster misiniz, bu ülkenin kurnazları yarın evlerimize yeni bir “Üç maymun” biblosu soksun... Altan Tanrıkulu’na bir soru! Altan Tanrıkulu denen genç spor yazarımız, geçenlerde yazdığı yazının başlığını şöyle koymuş: “Giray Bulak, hangi sözünün arkasında durmalı?” Yazıyı okudum. Giray hocanın havaalanındaki sohbetinde bulunanlardan biri daha o anıyı dile getirmiş. O yazar amigosal yaklaşımla uçtuğundan fazla üzerinde durmadım. Ama Altan kardeşimizin yazısında Giray hocanın hangi sözünün arkasında durduğunu da vallahi çıkartamadım. Altan kardeşimiz, kıt anlayışımızı mazur görsün, ama Giray hocanın, arkasında duramadığı sözü hakikaten çok merak ediyorum... Hani Altan yazmazsa, bari Giray hoca bana bir şekilde ulaşıp, aydınlatsın... Penaltı kaosu! İşte sevgili Erman, işte sevgili Ahmet! O penaltıda içeri girildi, ötekinde çıkıldı diye yok yere, daha doğrusu dünyanın hiçbir ülkesinde olmadığı gibi, işin cılkını çıkarırsanız, Ergün’ün golü iptal olur, olmayan vuruşu da tekrarlanmaz... Gerçi Çakar dostum aynı hakemin bir başka maçtaki kararını yan yana getirip, kendini kurtarmaya çalıştı ama, siz dua edin, bir derbide böyle bir durum yaşanmasın! M.Ali Yılmaz nereli? Trabzonspor’un onursal başkanı, eski bakanlarımızdan Mehmet Ali Yılmaz’ın geçenlerde F.Bahçe formasıyla fotoğrafı çıktı. Yılmaz, Kadıköy, Yeldeğirmeni’nin çocuğudur. Bizim çalım ustası rahmetli Miki Haldun’un da çok iyi arkadaşıydı. Yılmaz, gerçekten F.Bahçe Başkanlığı’nın direğinden dönmüştü yıllar önce... Ama Trabzonspor’a verdiklerini bir kalemde silip, başka forma giydi diye lanetlenemez...Ayıp olur beyler! Eze eze bu demek mi? F.Bahçe’nin iki çok yetkili ağzı, Beşiktaş yenilgisinin hırsı ile mi, yoksa bildikleri bir şey için mi bilemem ama, şöyle ortak bir noktada birleşmişlerdi: “Bundan sonra bütün rakiplerimizi ‘eze eze’ yenerek şampiyon olacağız...” Doğru, şampiyon olundu. Ama o “eze eze” vurgusunun futbol için kullanılmadığı anlamı çıkmıyor mu? Neden mi? Bak; Cem Papila’nın kararları...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT