BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kabataş Lisesi’ni bitireli 60 yıl olmuş...

Kabataş Lisesi’ni bitireli 60 yıl olmuş...

Seneler ne kadar çabuk geçiyor. Kabataş Erkek Lisesi’ni bitirmemden bu yana 60 yıl, İÜ Hukuk Fakültesi’nden mezuniyetimden ise 56 yıl geçmiş...



Seneler ne kadar çabuk geçiyor. Kabataş Erkek Lisesi’ni bitirmemden bu yana 60 yıl, İÜ Hukuk Fakültesi’nden mezuniyetimden ise 56 yıl geçmiş... Hafızam beni 1942 yılının yazına götürüyor.. O yıl Nişantaşı Erkek Ortaokulu’nu bitirerek, o daima, Türkiye’nin en muteber liselerinin başında gelen Kabataş Lisesi’ne kaydolmak için büyük çaba sarfetmiştim. Zira, mezun olduğum orta okul öğrencileri, semt itibariyle Taksim Lisesi’ne kaydolabiliyordu. Ne var ki, ortaokulda, üç yıl üst üste ‘İftihar Listesi’ne girdiğim için ve özellikle aile dostumuz Konya Milletvekili merhum Fuat Gökbudak’ın da yardımları ile muradıma ererek, 1179 nolu öğrenci olarak Kabataşlı oldum. Merhum babam, Rizeli Kaptan, Giritlioğlu Emir Ahmet’in. 1917 Bolşevik İhtilalinden sonra, Lenin’in 1921 yılında başlattığı ve tarım ile tiracette ‘Kısımî’ liberalleşmeyi öngören ‘yeni Ekonomi Politikası’ anlamına ‘NEP’ döneminden yararlanarak, ‘Ceylanı Bahri’ adlı 250 tonluk teknesi ile Kırım’a gitmesi ve orada evlenmesi üzerine, doğum yerim 17 Nisan 1924 ‘Sivastopol’ oldu. Stalin’in ‘İktidar Savaşı’ndan galip çıkarak 1928’de diktatörlüğünü ilan etmesinden ailemiz de nasibini aldı. Başta babamın gemisi olmak üzere, her şeyimiz elimizden alındı. Babam Moskova’da hapse atıldı ailemizin 1928-1934 büyük mahrumiyet ve ıstırap döneminin benim için tek kazancı ise dört yıllık ilk öğretimi bitirerek, iyi Rusça öğrenmem oldu. Ne var ki, o dönemde ‘Yatay Geçiş’e benzer yöntemler uygulanmadığı için, 1934’te baba yurduna dönünce, 10 yaşımı bitirmeme rağmen, yeniden ilkokulu okuyup bitirmem gerekti. Fakat doğrusunu isterseniz, bu dört yıllık zaman kaybı beni olgunlaştırdığı için, Türkiye’deki ilk, orta ve hatta yüksek öğrenim boyunca, bütün derslerden daha ‘Bilinçli’ olarak yararlandığımı ve başarılı olduğumu düşünüyorum. 1942 yılında, kaydolduğum Kabataş Lisesi’nde, hem sosyal, hem fen dersleri dönemin en ünlü ve iyi hocaları tarafından okutuluyordu. Nitekim, üç sene boyunca Şair Zeki Ömer Defne, Edebiyat Tarihçisi Hıfzı Tevfik Gönensay ve ‘Han Duvarları’nın ünlü şairi Faruk Nafız Çamlıbel benim edebiyat hocalarım olmuş ve bu hocalarımız bizlere kendi birikimleri dışında, Nihat Sami Banarlı’nın “Tanzimat’tan zamanımıza kadar Türk Edebiyat Tarihi ve Mustafa Nihat Ozon’un Son Asır Türk Edebiyat Tarihi gibi değerli ders kitaplarını okuturken, Tarih hocaları, Aziz Taner ve Galip Vardar, bende dünya ve Türk siyasi tarihine merakımı kuvvetlendirmişler ve Kabataş’ta da üç yıl boyunca iftihar listesine girmeme, yani yalnız edebiyat değil, fen derslerinden de en yüksek notu almama rağmen, son sınıfta Edebiyat şubesini, üniversitede ise, Hukuk Fakültesini tercih etmemde büyük rol oynamışlardır. Bu münasebetle, bütün sosyal ve fen bilimleri hocalarımı bir kez daha minnet ve rahmetle anıyorum. Gemisini ve armatörlüğünü Sovyetler’e kaptıran ve 1934’ten itibaren, bu defa kaptan olarak, hayatımızı sürdürmek durumuna düşen babam, 1944 kışında Karadeniz Ereğlisi’nde gemisi ile birlikte fırtınaya tutulup, şiddetli boğaz enfeksiyonu ve üşütmeden, henüz 52 yaşındayken, hayatını kaybedince, 1945 yılında sınav kazanarak kaydolduğum İÜ Hukuk Fakültesi’ne devam edebilmem için birincilikle bitirdiğim, lisemizin müdürü merhum Nuri Onur’dan yardım isteğimi Nuri Hoca memnuniyetle karşılayarak, bana hukuk öğrenimim boyunca okulda yaz-kış kalma imkanını sağladı. O dönemde ‘Muallim Muavinleri’ne, yemek ve yatmak dışında, ayrıca para ödenemediği için, ben de Fransızcamın oldukça iyi olmasından yararlanarak, Kabataş’taki yatılı öğrencilere, saati 2.5’şer TL’den olmak üzere, Fransızca dersi vererek, giyim, kitap vesair ihtiyaçlarımı karşılamak için yeterli kaynak oluşturdum. İşte bu nedenle, Kabataş Erkek Lisesi, yalnız çok iyi bir lise öğrenimi görmemde değil, aynı zamanda yüksek öğrenimim boyunca bana ‘Sıcak ve samimi bir yuva’ oluşturdu. Kabataş, Konferans Salonu’nda 280-300 kişiden oluşan öğrencilerin sabah ve akşam etüdlerinde görev yaparken, ‘Ceza Korkusu’na değil daima samimiyete ve sevgiye dayalı bir ortam oluşturmağa çalıştım. Bu ise, bugün 55. yılına ulaşan üniversite hocalığım boyunca öğrencilerimle sürdürdüğüm uyumluluğun çok yararlı bir ‘başlangıç’ı ve ‘deneyim’i oldu.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT