BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Amelsiz ilim, insanı kurtarmaz

Amelsiz ilim, insanı kurtarmaz

“İyi bil ki, amelsiz ilim, insanı kurtaramaz. Bunu sana bir misâl ile anlatayım. Bir tabîb hastalansa, hastalığını teşhis edip ilâcını da bilse ve bu ilâç hakîkaten o hastalığa çok iyi gelse, ilâcı kullanmadıkça, yalnız bilgisinin onu iyi edemiyeceğini pekâlâ bilirsin. Bir insan ne kadar ilim edinse, ne kadar kitap okusa, bildiklerini yapmadıkça faydası olmaz.”



Müslümanın, kendisine lazım olan din bilgilerini ve mesleğine, maişetine ait bilgileri öğrenmesi farzdır. Kur’ân-ı kerîmin birçok yerinde, ilim öğrenmek ve ilim adamları övülmekte, Zümer s ûresinin, 9. âyet-i kerimesinde de meâlen: (Bilen ile bilmiyen hiç bir olur mu? Bilen elbette kıymetlidir) buyrulmaktadır. Resûlullah efendimiz de; (Beşikten mezâra kadar ilim öğreniniz, çalışınız!) buyurmaktadır. İslâmiyyet, faydalı olan her ilmi, her fenni ve her tecrübeyi emreden bir dindir. Her müslümana önce lâzım, birinci farz olan şey, îmânı, farzları, harâmları öğrenmektir. Bunlar öğrenilmedikçe, müslümânlık olamaz. Îmân elde tutulamaz. Hak borçları ve kul borçları ödenilemez. Niyyet, ahlâk düzeltilemez ve temizlenemez. Düzgün niyyet edinilmedikce, hiçbir farz kabûl olmaz. Hadîs-i şerîfde; (Bir sâat ilim öğrenmek veyâ öğretmek, sabâha kadar ibâdet etmekten dahâ sevâbtır) buyuruldu. İlim öğrenmek, çok kıymetli bir emir olmasına rağmen, ilim insanı tek başına kurtarmıyor. Öğrenilen bilgilerle amel edilmedikçe, ilmin insana bir faydası olmaz. İmâm-ı Gazâli hazretleri, kendisinden nasihat isteyen bir talebesine yazdığı mektupta buyuruyor ki: “İyi bil ki, amelsiz ilim, insanı kurtaramaz. Bunu sana bir misâl ile anlatayım. Bir kimse, dağda bir arslana rastlasa, yanında tüfeği ve kılıcı bulunsa ve bunları kullanmasını iyi bilse ve ne kadar cesûr olursa olsun, bu âletleri kullanmadıkça, arslandan kurtulabilir mi? Sen de bilirsin ki, kurtulamaz. İşte bunun gibi, bir kimse ne kadar ilim sâhibi olursa olsun, bildiğine göre hareket etmezse, ilminin faydası olmaz. Diğer bir misâl, bir tabîb hastalansa, hastalığını teşhis edip ilâcını da bilse ve bu ilâç hakîkaten o hastalığa çok iyi gelse, ilâcı kullanmadıkça, yalnız bilgisinin onu iyi edemiyeceğini pekâlâ bilirsin. Bir insan ne kadar ilim edinse, ne kadar kitap okusa, bildiklerini yapmadıkça faydası olmaz.” Abdülazîz bin Ebû Revvâd hazretleri, ölüm hastası olan Mugire bin Hakî hazretlerini ziyarete gittiğinde nasihat ister. Mugire bin Hakî hazretleri de nasihat olarak; “Bu yatak için sâlih amel yap” buyurur. Abdülehad Serhendî hazretleri, kendisinden nasihat isteyenlere buyurdu ki: “Ey kardeşim! Bu dünyâ amel yeridir. Karşılık yeri âhirettir. Ameli, işi bitirmeden ücret, karşılık istemek yersizdir. İş ve amel bittiği gün, yapılan işin karşılığı ihsân olunacaktır. Az kabul ederlerdi Evvelkiler çok amel etselerdi, az kabûl ederlerdi. Şimdikiler az bir şey yapsalar, çok kabûl ediyorlar. Bir gümüş verseler, bir altın verdik diyorlar. Çünkü şimdi bidatler çoğaldı, nefsin arzuları her yerde mevcut, zulmet dalgaları ise, birbiri ardınca gelmektedir. Heybetinden öncekilerin ve sonrakilerin titrediği, cinlerin, insanların ve hayvanların dehşetinden şaşırdığı büyük korku geldi. Haşir ve neşir günü çok yaklaştı. Bir bölük Cennet’e, bir bölük Cehennem’e gitsin denecek gün geldi çattı. İşte bunları düşünüp uyanmalı, hakîkatleri gören gözleri açmalıdır. Akıllı gençlere, düşünen yaşlılara yazıklar olsun ki, gaflet pamuğunu kulaklarından çıkarmıyorlar ve gurur perdesini basîret gözlerinden uzaklaştırmıyorlar. Gençlik en büyük nîmettir. Elden geldiği kadar en iyi vakitleri, en iyi işlere sarf etmelidir. Kıymetli cevherleri, çocuklar gibi oyuncaklarla değişmemelidir. İstîdâd toprağınız temiz ve yüksektir. Sakın onu boş koymayın. Yâhut bozuk tohum ekmeyin.” Abdülkâdir Geylânî hazretlerine; “Hangi ameli esas aldınız da böyle yüksek dereceye ulaştınız?” diye sorulduğu zaman; “Temeli doğruluk üzerine attım. Aslâ yalan söylemedim. Yalanı kâğıda bile yazmadım ve hiç yalan düşünmedim. İçim ile dışımı bir yaptım. Bunun için işlerim hep rast gitti. Çocuk iken maksadım, niyetim, ilim öğrenmek, onunla amel etmek, öğrendiklerime göre yaşamaktı” cevabını vermişlerdir. Peygamber efendimiz, bir hadis-i şeriflerinde buyuruyorlar ki: (İki şeyden birine kavuşan insana gıbta etmek, buna imrenmek yerinde olur. Allahü teâlâ bir kimseye islâm ilimlerini ihsân eder. Bu da, her hareketini, bilgisine uygun yapar. İkincisi, Allahü teâlâ, birine çok mal verir. Bu kimse de malını, Allahü teâlânın râzı olduğu, beğendiği yerlere harc eder). Abdullah bin Zeyd hazretlerine ilim sâhipleri sorulduğu zaman: “Âlimler üç kısımdır. Bir kısmı, ilmi ile amel eder, insanlar da onun ilmiyle amel ederler. Diğer bir kısmı, ilmi ile amel eder, fakat insanlar onun ilmiyle amel etmez. Başka bir kısmı da ilmiyle kendisi amel etmediği gibi insanlar da amel etmez” cevabını vermiştir. Bunun için Abdülehad Nûrî Efendi; “İlmi ile amel etmiyen münâfık sıfatlı kimseler, âhireti taleb edenleri bidat ve dalâlete düşürerek dinden ederler. Onun için; Allahü teâlânın emirlerine uyan, yarattıklarına şefkat eden, sırf Allah için doğru yolu gösteren alimlere uyup, nâkıs olanlardan çok sakınmalıdır” buyurmuştur. Ve Peygamber efendimiz de; (İlmi ile amel edene, Allahü teâlâ, bilmediklerini bildirir.) buyurmaktadır.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT