BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Mahallenin dayısı “Haşarı Hasan”

Mahallenin dayısı “Haşarı Hasan”

Hacı Osman Efendi’nin oğlu Hasan, ele avuca sığmayan bir çocuktu. Mahallede kimse ona karşı gelemiyordu. Karşı gelen ise şiddete maruz kalıyordu. Bütün mahalleli ondan bezmişti. Bir gün Osman Ağaya şikayet ettiler!..



Tekirdağ’da Hacı Osman Efendi isimli hayırsever bir tüccar, bunun da Hasan isminde bir oğulluğu (üvey oğlu) vardı... Bu Hasan, ele avuca sığmaz, pek haşarı bir çocuktu. “Haşarı Hasan”, biraz büyüyünce mahalledeki bütün çocuklara hükmetmeye ve onları emri altına almaya başladı. Kimse ona karşı gelemiyor ve sözünden çıkamıyorlardı. Çıkmak isteyen şiddete maruz kalıyordu. Bütün mahalleli ondan şikayetçiydi... Osman Ağaya durumu söylediler. O da baktı ki bu böyle gitmeyecek, Hasan’ı yanına çağırdı ve böyle giderse onu yanından kovacağını söyledi. Bunun üzerine Hasan da ona: “Benim karakterim bu!” -Aman efendim, etmeyin eylemeyin! Bu kadar zamandır yaptığım yaramazlıkları ve elimden çektiklerinizi helal edin. Ama, bu memlekette benden başka kabadayı bulunmasına tahammül edemiyorum. Ne yapayım, elimde değil, karakterim bu. Var beni başka diyara gönder. Orada ne yaparsam, başıma geleceklere ben katlanırım, senin başın ağrımaz! Osman Ağanın bu işe aklı yattı. Kendisinin birçok ticaret gemileri vardı. Onlardan birine koydu... Hasan yedi yıl kadar bu gemilerle diyar diyar gezdi ve kendisinde denizciliğe karşı büyük bir heves meydana geldi. Ama denizcilik sanatına değil, deniz savaşlarına!.. Bu arada Osman Ağanın gemilerine sataşmak isteyen korsanlarla boğuştu ve her seferinde onlara üstün çıktı. Hasan, 1739 yılında ve 25 yaşında iken denizciliği bıraktı. Çünkü devlet o sırada harpteydi ve kendisi bir kara savaşı görmek istiyordu. Babasının bir dostu vasıtasıyla 25. Yeniçeri Bölüğü Karakullukçusu olarak Belgrad Seferine gitti. Mora ve Hisarcık Savaşlarına katıldı ve dillere destan olan kahramanlıklar gösterdi. Birçok yerde elde edilen başarılarda onun büyük rolü vardı. Yığınla düşman üzerine elinde yalın kılıç tek başına atılıyor, onun bu halini gören öbür askerler, arkasından sel gibi akarak en sıkışık durumları zafere çeviriyorlardı... Bir Cezayir gemisiyle!. Kara ordusunda kalsa, kendisine iyi bir gelecek sağlayacağı muhakkaktı. Fakat onun hevesi yine denizcilikte idi. Bir süre sonra Tekirdağ’a döndü. Kısa bir müddet sonra da bir korsan gemisine girdi. Bu bir Cezayir gemisiydi. Maksadı, “Terlemeden kazanan ve solumadan can veren yiğitler ocağı” Cezayir’e gitmek ve talihini bir kere de orada denemekti... Hasan, Cezayir’i umduğu gibi bulabilecek miydi acaba?!.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT