BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Biz yanmışız arkadaş...

Biz yanmışız arkadaş...

Bazılarına yürekten gelen gülümseme, bazılarına tüm benliğinden fışkıran kinle kaplı haykırış... Uzatılan dostluk elleri bile adamına göre...



Bazılarına yürekten gelen gülümseme, bazılarına tüm benliğinden fışkıran kinle kaplı haykırış... Uzatılan dostluk elleri bile adamına göre... Zoraki sıkılan eller, şefkatli sarmalanmış dokunuşlar bile, adamına göre... Kimisine sırt sıvazlamalar, “Hadi koçum” gazlamaları... “Sen en iyisini bilirsin” doldurması... Kimisine de “Sen ne anlarsın, uğursuz adam” azarlaması... Biz terazinin iki kefesine koyacağımız insanları, işte böyle seçeriz, böyle tartarız... Benzin fiyatlarını çocuk oyuncağına çevirip, zammı anında patlatanlar, sporumuzu, spor kılığından çıkaranların ensesine tokadı anında değil, yıllar geçse bile patlatamıyor nedense... Garip, her zaman garip bu ülkede... Pazar yerlerinin kapanış saatlerinde, utana sıkıla sebze artıklarını toplayıp, evinde aş bekleyen çelimsiz çocuklarının karınlarına bir lokma indirmeye çalışanların acıklı durumlarını nasıl görmüyorsak, sporu katleden, kana bulayanları da görmezliğe gelmekte de o kadar ustayız... Çareler tükenmeden, işi idare etme yoluna gidip, o acılı anneleri, o yoksul kesimi Türkiye oranına vurup “Devede tüy” gibi görmek neyse, spora taş atanları görmezliğe gelmek de, aynı düşüncenin, karbon kağıdından çıkartılmış benzeridir... Adamına göre aş, adamına göre iş... İşte bizim asla vazgeçemediğimiz, insanlık duygusuzluğu... İnönü Stadı’na daha dün “Baba beni maça götür” sevdasıyla gelip, akıtılan kanlar ve alınan canlar sonunda “Baba beni eve götür” feryatları ile stadlara tövbe eden bir çocuğun acıklı öyküsü henüz gözümüzden ve kulağımızdan silinmeden, Diyarbakır’da “taş yağmuru” altında yeni çocuklarımızın gözyaşları tuz biber ekti bütün bu çirkinliklere... Uslanmayı bilmeyenlerin, dizginlenemeyen çirkin duygularını, spor sahalarına taşıma arzuları, insanlık dışı vahşi emellerini genç beyinlere taş yağdırmakla eşit tutanları nasıl affedebiliriz ki? Devlet, anayasa önünde eşit haklara sahip her vatandaşına aynı mesafe, aynı eşitlik duyguları içinde davranmalıdır... Bölgesel ayırımcılıkların içine dalarsak, bir gün içinden çıkamayacağımız derinliklerin esiri oluruz... Ondan sonra da ayıkla pirincin taşını bakalım... Deli mi kuyuya taş attı, yoksa “mikserler mi” karıştırdı ortalığı?.. Her neyse... Minik Elif, dileriz taşlardan, stad teröründen, futbol canilerinin elinden kaçan son yavrumuz olur... Hadi, stad çevrelerini ve içlerini taştan sopadan kurtardık... Peki; ya ekran başında ortalığın “anafor olmasını” yüzü kanlı, gözü dönmüş vaziyette, devletin otobüslerini, yoldaki günahsız vatandaşın iş yerini, arabasını taşlayan, hurdaya çeviren insanların görüntülerini, büyük bir iştahla yayımlamak isteyenleri nasıl susturacağız ? Ona buna çamur atarak, reyting peşinde koşanların, aşağılayıcı, insanı deli edecek kadar tahrikkâr konuşmalarının önünü nasıl keseceğiz? Konuşma özürlülerin bile, birer futbol yorumcusu sayıldığı bu ülkede, Digitürk’ün erotik kanallarını “ahlâk bozuyor” diye kapatan RTÜK, vatandaşı kışkırtan, hakemleri, yöneticileri, futbolcuları küçük düşüren, onların annelerine bacılarına çocuklarına küfür sayılmasını, öfke duyulmasını körükleyen bilumum yorumcu geçinenlerin doldurduğu programlara neden yasak getirmez? Çünkü bu Türkiye’de, sivrisinekler tek tek öldürülmeye çalışılır, daha doğrusu sadece bayıltılır... Bataklık kurutmak nedense kimsenin aklına gelmez! Bu ülkede, maçlara girmesi yasaklanan amigolar, yine tribünlerde aynı ihtişamları ile boy gösterirse... Leeds maçı öncesi İstanbul’da İngilizler’i doğrayanlar bile, yine aynı tribünlerde elebaşı konumunda kalırsa... 5149 sayılı yasada yazılanların hemen hiç biri, uygulanacak olanların karşısına dikilmezse... Şampiyon olmayı bile, sadece saha içinde halledemeyenler, bunu açık açık söylerse.... Şike araştırma komisyonları, aylardır soruşturma adı altında masal dinlerse... Büyük dediğimiz takımların başkanları, örnek olmak şöyle dursun, sanki “husumetli kişi” kimliğiyle başkanlık yaptıklarını düşünürlerse... Bir kupa finaline; sanki “savaşa gidiliyormuşçasına” vedalaşılıp ve “kelle koltukta” onlarca kontrol noktalarından geçilip giriliyorsa... Biz yanmışız sporsever olarak... Biz yanmışız sporcu olarak... Ve biz yanmışız ülke olarak...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT