BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Aç gözlü olan, zillete düşer

Aç gözlü olan, zillete düşer

“Tamah yani aç gözlülük, kişinin herhangi bir ihtiyacı sebebiyle dinini, mukaddes bildiği şeyleri, o ihtiyacı için feda etmesi, elden çıkarmasıdır. Hırs ise, kişinin nefsinin her isteğine boyun eğip o istekleri yerine getirmek için koşmasıdır.”



Aç gözlülük, dünyâ lezzetlerini harâm yollardan aramak, elde etmek demektir ve kötü huylardan, kalb hastalıklarından birisidir. Aç gözlülüğe, tamah yani doymazlık, çok istemek denmektedir. Fudayl bin Iyad hazretleri buyuruyor ki: “Tamah yani aç gözlülük, kişinin herhangi bir ihtiyacı sebebiyle dinini, mukaddes bildiği şeyleri, o ihtiyacı için feda etmesi, elden çıkarmasıdır. Hırs ise, kişinin nefsinin her isteğine boyun eğip o istekleri yerine getirmek için koşmasıdır. Nefsinin isteklerini yerine getirmeye çalışan kimse, çeşitli kimselere muhtaç olur. Eğer o kimseler, onun ihtiyacını yerine getirirse, bu kimseye istedikleri her şeyi yaptırırlar. Onlara boyun eğmek mecburiyetinde kalır. Onlara karşı yaptığı her şey, artık dünya menfaati için olur. Allah rızası için olmaz.” Bir gün Ebü’l-Kâsım Bişr hazretleri, Ebû Saîd Mîhenî hazretlerine hitaben; “Ey Ebû Saîd! Tamah ve dünyâya düşkünlükten kurtulmaya gayret et. Çünkü insanda tamah yani aç gözlülük varken, ihlâs yâni her şeyi Allah için yapma arzusu bulunmaz. Kulluk, ihlâs ile olur. Şu hadîs-i kudsîyi unutma! Allahü teâlâ mîrâc gecesi Resûlullah efendimize: (Kulum farzları yapmakla bana yaklaştığı gibi başka şeyle yaklaşamaz. Kulum nâfile ibâdetleri yapınca, onu çok severim. Öyle olur ki, benimle işitir, benimle görür, benimle her şeyi tutar, benimle yürür. Benden her ne isterse veririm. Bana sığınınca onu korurum) buyurdu” buyurmuştur. Çamura atılan altınlar!.. Selçuklu Sultânlarından Rükneddîn, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretlerine beş kese altın göndermişti. Celâleddîn-i Rûmî hazretleri talebelerine; “Bu altınları dışarıdaki çamurun içine atın!” buyurur ve talebeleri de bu emri yerine getirir. Dünyâya düşkün olanlar, bu altınları almak için çamurun içine dalarlar ve üstleri, başları, yüzleri çamurdan görünmez hâle gelir. Bu hali talebelerine gösteren Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri buyurur ki: “Bu altınlar, şu gördüğünüz dünyâ ehlinin üstünü başını batırdığı gibi, âhiret ehli olanların da kalbini karartır, kirletir. Çeşitli günahlara sevkedip, ibâdetlerden alıkoyar. Bu sözlerimi yanlış anlamayınız. Dünyâ için çalışmayınız demek istemiyorum. Dünyâ malının muhabbetini kalbinize koymayınız diyorum. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyâya, yarın ölecekmiş gibi âhirete çalışmak lâzım geldiğini herkes bilir. Burada dikkat edilecek nokta; hırs ve tamah yani aç gözlülük yapmadan kanâat üzere bulunmaktır. Dünyâda, âhiret saâdeti için çalışmalı, kazanmalı, niyeti düzeltmelidir. Çünkü İslâmiyet, insanlara faydalı olmayı emreder. En büyük saâdet, en büyük sermâye, helâlinden kazanıp, hayır ve hasenât yaparak âhirete göndermektir. Buna rağmen asıl sermâye, mal, mülk, para sâhibi olmak değil, ilim, amel, ihlâs ve güzel ahlâk sâhibi olmaktır.” “Bunlar evliyânın sıfatlarıdır” Ebül Hasan Harkânî hazretleri, kendisini sevenlere hitaben buyurdu ki: “Âlimler ve evliyâ, Peygamber efendimizin vârisidir. Çünkü O’nda olan şeylerin bâzısı bunlarda da var. Resûlullah efendimiz fakirliği seçmişti. Bunlar da fakirliği tercih etmiştir. Resulullah efendimiz cömertti. Güzel bir ahlâkı vardı. Hâinlik bilmezdi. Basîret sâhibiydi. Halkın rehberiydi. Aç gözlü ve hırs sâhibi değildi. Hayır ve şerri Allahü teâlâdan bilirdi. Tabiatında yalan ve kandırma diye bir şey yoktu. Zamânın esiri değildi. İnsanların korktuğu şeyden korkmazdı. İnsanların güvendiği şeye güvenmezdi. Hiç gururlanmazdı. İşte bunlar evliyânın sıfatlarıdır.” İslam âlimleri, hırs ve tamahın yani aç gözlülüğün tedavisi için üç esas bildirmişlerdir. Bunlar; sabır, ilim ve ameldir. Bunlar da beş kısımda hülâsa edilmektedir: 1- Amel, geçimde iktisatlı olmak ve infakta ise orta halde bulunmaktır. Hadis-i şerifte: (Tedbirli olmak, geçimin yarısıdır) ayrıca; (İktisat eden, sıkıntı çekmez) buyurulmuştur. 2- Bugünkü rızkına kavuşan bir kimsenin, yarınki rızkına da kavuşacağına inanmasıdır. Zira Hud suresinde meâlen: (Yeryüzünde yaşıyan bütün canlıların rızkını vermek Allaha mahsustur) buyurulmaktadır. Hadis-i şerifte de; (Nafakan için üzülme! Zira senin için takdir edilen rızık, seni bulacaktır) buyurulmuştur. 3- Kanaat etmekte olan izzeti, hırs ve tamahta yani aç gözlülükte olan zilleti bilmektir. Hadis-i şerifte; (Mü’minin izzeti, insanlardan müstağni kalmasıdır) buyurulmuştur. Kimleri örnek almalı!.. 4- Peygamberlerin ve Onların vârislerinin hayatlarını göz önüne getirmeli ve kendilerine dünyanın bolca verildiği kâfirleri düşünmeli ve kimleri örnek alacağını iyi hesap etmelidir. 5- Mal, servet edinmenin tehlikelerini iyi öğrenmeli. Malın, servetin insanı dünyada meşgul ettiğini ve Mahşer günü de, Cennete geç girmeye sebep olduğunu hatırdan çıkarmamalıdır. Seyyid Emir Hamza hazretleri de; “İnsanların elinde olana göz dikmeyiniz. Allahü teâlânın size verdiğine kanâat ediniz. Çünkü tamah eden yani aç gözlü olan, dâimâ sıkıntı ve üzüntü içinde olur. Kanâat eden de, her zaman neşeli ve rahattır” buyurmuştur.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 99547
    % 1.59
  • 6.0594
    % -3.21
  • 7.1276
    % -3.1
  • 7.9636
    % -2.83
  • 234.329
    % -3.49
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT