BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Kitap terzisi

Kitap terzisi

Yaklaşık yarım asırdır ‘cildcilik’ yapan Rafet Güngör, “Mücellitlik her yiğidin harcı değildir. İyi bir cildci, hat sanatını, tarihi, Arapça ve Osmanlıca’yı bilmelidir. Mücellit bildiğini değil, eserin istediğini yapmak zorundadır” diyor.



> İnan Arvas Neredeyse yarım asırdır cildcilik yapan Rafet Güngör, “İşsizlik almış başını gidiyor. Alın size meslek. Bir cildci olarak samimi söylüyorum bana 24 saat yetmiyor” diyor. Sonra efkarlı efkarlı elini sallayarak sürdürüyor konuşmasını: “1946 yılında Sahaflar Çarşısı yandığı zaman Bakırcılar Çarşısı civarında 300 mücellit vardı ve İstanbul’un nüfusu 1 milyon idi. Şimdi İstanbul 10 milyon, ama üç mücellid dahi kalmadı geriye...” Cildcilik sanatının babadan oğula, ustadan çırağa geçtiğini belirten Rafet Güngör, “Babam peynir ustasıydı ama ben kendimi bildim bileli cildciyim. Süleymaniye Kütüphanesi’nin Müdürü Rahmetli Halit Dener beyden çok şey öğrendim. O, 6 lisan konuşan ender bir ilim adamıydı. Yıl: 1963... Süleymaniye Kütüphanesi’nde çalışıyorum. Benim kitaplarla haşır neşir olduğumu görünce Mimar Sinan Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan İslam Seçen beyin yanına gönderdi. İşte o gün bugündür bu sanatla ilgiliyim” diyor. Kitabı sevmek lâzım... Modern ve klasik cild sanatının iyi bilinmesi gerektiğinin altını çizen Rafet Güngör, bu işin usta-çırak usulü öğrenilebileceğini söylüyor. Bu konuda İstanbul’un payitaht olduğunu belirten Güngör, konuşmasını şöyle sürdürüyor: “Kağıt ve cildciliğin de keşfi Uygur Türkleri zamanında oluyor. Eskiden rulo halinde yuvarlama tekniğiyle muhafaza edilen kağıtları Türkler cildleyip saklıyor. Cildçiliğe başlamak için kitap sevgisi lazım. Yazma eser cildcisi bir kere Osmanlıca ve Arapça’yı çok iyi bilecek. Sonra hat sanatından anlayacak. Devirleri ve tarihi Aklam-ı Sitte’yi çok iyi bilmek lazım. Her devrin ayrı bir ekolü var. Bizimki Kıblet-ül Hattat-i dediğimiz ekoldür. Bir eseri önünüze aldınız mı Abbasi dönemi mi, Selçuk mu, Memlük mü, İran mı veya Osmanlı mı bunu bilmeden olmaz. Kitabe sayfasına, mukaddime sayfasına bakmak gerek. Hangi tarihte yazılmış, kim tarafında yazılmış? Bir Osmanlı kitabına İran cildi yaparsanız rezil olursunuz. Bir Memlük eserine bir Selçuk cildi yapılamaz.” Bu sanat dipsiz kuyu Cild sanatının dipsiz bir kuyu olduğunun ifade eden Rafet Güngör, İran’da cild sanatında hayvan figürlerinin kullanıldığını, Türk sanatında ise çiçeklerin stilize edildiğini belirtiyor. Memlüklüler ve Selçuklularda hendesenin hakim olduğunu söylüyor: “Osmanlı’da 16. yüzyılda cild sanatında zirve yapmıştır. Devlet ne kadar yükselirse sanat o kadar yükselir. Mücellit bildiğini değil, eserin istediğini yapmak zorundadır. Onarım istiyorsa onarım yapacaksın. Kapağını değişmek bizim haddimiz olamaz. İlk şart eserin orijinalliğini korumak.” Gel de üzülme Ecdad yadigarları ehil olmayan ellerde mahvoluyor. Geçen gün kağıt toplayan bir hurdacıda bir berat gördüm. Nefis bir şey. Abdülhamid Han devrinden kalma. Utandım ve gözlerim doldu. Bu bizim milletçe ayıbımız. Sultanın verdiği berat bir hurdacıda, gel de üzülme. Süleymaniye Kütüphanesi’nde çalıştığım günlerde bir bürokrat geldi. Eski dönemlere ait bir yazma Kur’an-ı Kerim getirdi. Müdürümüzün emri ile derledik, toparladık ama adam beğenmedi. Tenkit ederek sayfa kenarlarını giyotinle kesmem hususunda diretti. Muammer bey olsa ikna edebilir ama bizi dinlemedi. Biz de adamın tenkitleri ve ısrarı üzerine gittik şöyle ağız kısmından uygun bir pay ile kestik. Tam o arada Muammer bey içeri girmesin mi? Kitabı görünce çok hiddetlendi. “kim kesti bunu?” deyince cevap vermek zorunda kaldım. Bana acı acı bakıp, “Rafet, keşke bileklerimi kesseydin de bu kitabı kesmeseydin” dedi. Rüyadaki işaret Bir gün Süleymaniye Kütüphanesi’ndeyken müdürüm Muammer Ülker bey bana bir eser getirdi. Bu eser, Muhammed Şemseddin Sivasi Efendi’nin gümüş plakalara oyma tekniği ile yazılmış Delail-i Hayrat’ı idi. Tabii zamanla kararmış. Temizlenmesi ve dikilmesi lazım. İyi de metal nasıl dikilir? Kumaş veya deri değil ki, iğneyi batırıp dikesin. Ne yapabilirim diye düşünürken dalmışım. Rüyamda hocamın karnının yarıldığını ve benim de bu yarayı diktiğimi gördüm. Bir uyandım ter içinde kalmışım. Bunda bir iş var deyip tekrar levhaları temizledim, küflerin arasında delikler vardı ve oksitten kapanmışlardı. Şoke oldum ama çok da sevindim. O deliklerden güzelce diktim. Yeryüzündeki bu emsalsiz eser şimdi Türk-İslam Eserleri Müzesi’nde sergileniyor.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT