BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > BİZ BİZE YAŞARKEN GELDİK OYUNA...

BİZ BİZE YAŞARKEN GELDİK OYUNA...

Düğünler üzer beni... Gelin adına... Beklediğini bulamayacağını daha baştan bilirim. Hiçbir erkek, hiçbir kadını tam olarak mutlu edemez çünkü... Süslenmiş, kına yakılmış gelin, hep kurbanlık koyun duygusu verir bana... Davul-zurna hüzündür; belki de doğu çocuklarının ninnilerine, öykülerine, acılarına, zorluklarına, hâtıralarına yoldaşlık ettiği için...



Düğünler üzer beni... Gelin adına... Beklediğini bulamayacağını daha baştan bilirim. Hiçbir erkek, hiçbir kadını tam olarak mutlu edemez çünkü... Süslenmiş, kına yakılmış gelin, hep kurbanlık koyun duygusu verir bana... Davul-zurna hüzündür; belki de doğu çocuklarının ninnilerine, öykülerine, acılarına, zorluklarına, hâtıralarına yoldaşlık ettiği için... “Pembe panjur, biri kız biri erkek iki çocuk” hayallerinin ömrü çok kısadır. Evlenince roller biter, makyajlar silinir, gerçekler başlar. Beş yıl flört edip, iki yıl evli kalamamanın sebebi budur. Büyüyü bozan da genellikle erkek olur. Ortalığa bırakılan kokmuş çorap teki, çekilmeyen sifon, yıkanmayan dişler ya da ödenecek taksit tartışması veya her şeye karışan bir kaynana, romantizmin katili olur. Kaç kapalı kapı ardında kaç dram yaşanıyor sessiz sedasız kim bilir... Kim bilir kaç çatının üstüne kara bulutlar çöküyor... Anneler mutlu olsun diye yapılan, anneler mutsuz oldu diye bitirilen evlilikler... Neyse... *** Nergis’in öyküsünü öğrenmeseydim, bu “netameli” konulara hiç girmeyecektim... Mahallesinde oturan ve biz gazetenin ulaştırma servisinde şoför olarak çalışan delikanlıya aşık oldu Nergis... Birkaç buluşmanın sonrasında, dünyaya kesinlikle o delikanlı için geldiğine karar verdi. Esmer şoför de Nergis’i çok sevdiğini söylemekle kalmadı, senelerdir tanıdığı ama birkaç hafta önce aşık olduğunu anladığı bu uzun ve kıvırcık saçlı, çekik gözlü, elmacık kemikleri belirgin, Düzceli olmasına rağmen bir Kırgız güzelini andıran zayıf kızı istemelerini istedi annesinden... Zaten evin tek çocuğuydu ve babası ile annesi de epey zamandır oğullarını “baş göz” etme derdindeydi. Baba “tamam” dedi, anne ayak diretti. “Anasına bak kızını al, o kadının kızını bu eve sokmam” diyordu. Zaman içinde, delikanlının “Çeker giderim buralardan” tehdidi ve uzun uğraşları sonrası, anne de asık suratla babaya katıldı, kız isteme seremonisi için... *** Kızın babası “evet” annesi “hayır” dedi. Annenin elle tutulur bir mazereti yoktu ama “Cesedimi çiğnemeden gidemezsin” deyip duruyordu, “Zaten doğuluları sevmem.” Bu evlilik anne yüzünden gerçekleşmedi. Şoförün ebeveyni, “Senin talebin boşa çıktı, şimdi bizim bulduğumuzla evleneceksin” diyerek oğullarını, İstanbul’da yaşayan hemşehrileri bir kızla nişanladılar. Üç ay sonra da düğünleri yapıldı. *** Nergis hâlâ sevdiği adamın kendisini istetmeye geldiği gecede net olarak söylediği cümlenin arkasındaydı: “Ya bu olur, ya hiç olmaz.” *** Üç ay, üç sene oldu. Nergis’in sevdiği adamla evlenen kadın, otobüs durağına dalan ehliyetsiz bir şoförün çarpması sonrasında beyin kanamasından öldü. *** Olan, ölene oldu ve eski bir aşk, yanıp sönmüş kömür gibi kolay alev aldı. Delikanlı yalnız kalalı altmış üç gün olmuştu ki, bu kez hiç anne baba ile uğraşmadan kaçtılar Nergis ile birlikte... Felaketler zinciri de bu kaçma olayı üstüne sıralandı. Delikanlının ilk kız istemesi sırasında sırf böyle bir akıbeti görmemek için hemen “evet” diyen baba, Nergis’in kaçtığını öğrendiğinde pompalı tüfeğini alıp delikanlının evini bastı. Böyle bir saldırıyı tahmin eden erkek tarafı, tedbirliydi. Delikanlının babası kapıya yaklaşmakta olan “yeni dünürüne” pencereden ateş etti. Tek mermide adam yere yığıldı. Saldırgan baba, boylu boyunca yere uzanmış “eserinin” yanından geçerek gidip karakola teslim oldu. Kız babası hastaneye kaldırıldı. Bu arada kocasının peşinden canhıraş şekilde koşan, başörtüsü, üstü başı, saçları dağılmış kilolu anne, bir de kocasını yerde görünce fenalık geçirdi. Felaket burada bitmedi; Nergis ile şoför, saklanmak üzere kızın Düzce’deki ablasının evine doğru giderlerken, delikanlının bir arkadaşından gelen telefonla apar topar geri döndüler. O saate kadar gelen telefonları açmayan şoför, en samimi arkadaşının telefonuna çıktığında, dünya başına yıkılmıştı. Dönüş yolunda, Hereke tünelini çıkar çıkmaz dalgın gözlerle otomobili uçuruma sürdü. *** Nergis, İstanbul’da bir başka hastanede sevdiği adamın öldüğünü, babasının bitkisel hayatta olduğunu, kayınpederinin hapse girdiğini, annesinin krizler yaşadığını bilmeden sekiz gün yattı. *** O korkunç günün üzerinden üç aya yakın bir zaman geçtiğinde ise, “afet ailesinden” geriye şu manzara kalmıştı: Nergis’in uğruna üç yıldan fazla beklediği adam kendisini kaçırırken kazada, babası tek kurşunu yedikten on iki gün sonra hastanede ölmüş, kayınpederi kalan ömrünü hapishanede geçirmeye mahkum, annesi beyin damarındaki çatlama sonrasında şuurunu kaybetmiş ve felç olmuş, kayınvalidesi ise bir süredir alzaimer hastası... Özetle Nergis, bir evde, kendisinin mutluluğuna karşı çıkmış iki tane çocuk gibi bakıma muhtaç “anne” ile hayatını sürdürüyor. ------------------ Cuma günleri yayınlanır
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT