BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hakikâti aramak (Diyalog Köşesi)

Hakikâti aramak (Diyalog Köşesi)

Teknoloji o kadar hızlı gelişiyor ki; insanlar henüz kullandıkları bir yeni cihaza alışamadan bir üst modeli piyasaya sürülüyor. Geçmişte, yüz yılda, on yılda kat edilen gelişmeler; günümüzde haftalık periyotlarda gerçekleşiyor. Anlayacağınız, bir noktadan sonra akıl hafsala duruyor, hayretler içersinde kalıyorsunuz.



Teknoloji o kadar hızlı gelişiyor ki; insanlar henüz kullandıkları bir yeni cihaza alışamadan bir üst modeli piyasaya sürülüyor. Geçmişte, yüz yılda, on yılda kat edilen gelişmeler; günümüzde haftalık periyotlarda gerçekleşiyor. Anlayacağınız, bir noktadan sonra akıl hafsala duruyor, hayretler içersinde kalıyorsunuz. Bu gerçeklerden hareketle bir öykü anlatmak istiyorum. Yıl 2050, turizm sektörünün yeni bir versiyonu revaçta; “Teknoloji Turizmi!” Elbette, sektörün lideri Japonya. Japon bilim adamları bir ‘robot köyü’ oluşturmuşlar. 100 tane robot, belli bir alanda, evlerini, işyerlerini, okullarını, eğlence mekanlarını kullanarak birlikte yaşıyorlar. O kadar geliştirilmişler ki; duygusal yönleri ve kısmen muhakeme güçleri de var. Eğleniyorlar, okuyorlar, tartışıyorlar konuşuyorlar, akıl yürütüyorlar, enerjileri bittiğinde, kendiliklerinden, şarj sandalyelerine oturup pillerini dolduruyorlar. Velhasıl, izleyenler için eğlenceli, öğretici bir durum. Köye, dünyanın dört bir yanından ziyaretçiler akın akın koşuyor. Japonya turizm gelirlerini üçe-beşe katlıyor. Bitmeyen kavga Türkiye’den de hayli gidenler oluyor. Önde gelen bir üniversitemizde elektronik alanında öğretim üyeliği yapan, samimi iki arkadaş; Serkan ve Selim beylerde Robot Köyü’ne birlikte gitmeye karar verirler. Serkan bey inançlıdır, Selim bey ise, evrenin ve hayatın bir yaratıcısı olduğuna inanmaz. Ancak her ikisi de mesleğinde önde gelen, araştırmacı ruha sahip başarılı birer profesördür. Yıllar boyu, ara ara süren, birbirlerini ikna edemedikleri inanç bağlamında tartışmaları da olmuştur. Süreç içersinde hiçbir zaman, asla karşılıklı saygıyı elden bırakmamışlardır. Sabah erkenden yola çıkarlar. Uzunca bir uçak yolculuğundan ve arkasından hızlı trenle yaptıkları iki saatlik seyahatten sonra; Osaka kentine 12 kilometre mesafedeki Robot Köyü’ne varırlar. İzdiham vardır, otele yerleşirler. Ertesi gün köye kabul edilirler. Köyde kalacakları süre üç saattir. Köy teknolojinin en son harikasıdır. Robotlar biri birlerinin farkındadırlar ama, onlar için insanlar birer eşya gibi görünmektedir. Ziyaretçiler, olan biteni pür dikkat izlemeye başlarlar. Aman Yâ Rabbi! Bu ne muhteşem şeylerdir. Konuşuyorlar, gülüyorlar, eğleniyorlar. Tıpkı küçük bir evren gibi, ne kadar düzenli ve yeterli bir hayatları var. İzleyenler şoke olur. Serkan ve Selim beyler köyde hayretler içinde dolaşırlarken; bir gurup robotun bir büyükçe salonda fikri bir münakaşaya tutuştuklarını görürler. İngilizce yapılan konuşmalara kulak verdiklerinde konuyu ilginç bulur; ziyaretçiler için ayrılan bölüme oturup tartışmayı izlemeye koyulurlar: - Ne kadar mutlu bir hayatımız var, bakın her şey emrimizde. Eğleniyoruz, uyuyoruz, enerjimizi depoluyoruz, bizlere bu imkanları verenlere teşekkür etmek lazım. - Tamamda, biz varız ve gerçeğiz. Gerisi boş. Sen niye birilerine teşekkür ediyorsun. Gözünle gördün mü bizi yapanı? Biz böyle geldik böyle gidiyoruz. Saçma sapan fikirlerle kafanı yorma. Her şey, ‘doğa’ dediğimiz şu görünen köyümüzden ibaret. - Ama, bak çok kompleks bir yapımız, muntazam bir fiziğimiz var, bu güzel ve muhteşem yapının bir yapıcısı yok mu, sence? Hem şu şarj sandalyesinin enerjisi nereden geliyor? - Saçmalama. Boş sorulara cevap arayacağına işine bak. Enerjin bittiğinde otur sandalyeye, doldur pilini, bitene kadar eğlen. - Ama, vefa denen şey yok mu? Şükür olmamalı mı? - Yahu, bizim bir mimarımız, mühendisimiz, ustamız, yok! Başlangıçta, bu evrende, demir, bakır, alüminyum, karbon elementleri vardı. Bunlar rüzgarla, fırtınayla, sel ve yağmurla karışıp, kaynaşınca, tek odacıklı minnacık bir elektronik yapı ortaya çıktı. Yıldırım düştü, bu minik elektronik yapıya enerji verdi, küçük cihaz hareket kabiliyeti kazandı, kendi kendisini geliştirdi, geliştirdikçe geliştirdi ve biz oluştuk! Hepsi tesadüfen oldu, bütün bunların. Hem bunları tartışmaya gerek yok, bak lityum pilimizin belli bir ömrü var, zaten kısa olan hayatımızı dolu dolu yaşayalım. - Hayır, yanlış düşünüyorsun. Bu muhteşem mimarimizin ve elektronik dizaynımızın, şu köyümüzdeki olağanüstü sistemin mutlaka bir yapanı, düzenleyicisi olmalı. Bizlerin, gücünün ve ufkunun çok ötesinde şeyler. Hem, senin tesadüflerle oluşma teorin deli saçması, beyninde taşıdığın ‘cip’in harika yapısını hiç düşündün mü? O öyle, rüzgarla, yağmurla oluşacak şey değil? Ben sana katılmıyorum. Bizim mutlaka bir yapıcımız var. Üstelik, bak şu iç cebimize yerleştirilmiş kitapçıkta, kaç saatte bir şarj sandalyesine oturacağımız, yürürken nasıl adım atacağımız, katiyen suya girmememiz gerektiği, aksi halde kısa devre ile öleceğimiz yazıyor, bizim ulaşmamız mümkün olmayan çok ileri düzeyde bilgiler içeriyor bu kitapçık. - Yahu, sen de ne çok şey biliyorsun? O kitapçığı atalarımızdan biri yazmış olabilir. - Son kez bir şey söyleyeceğim, şu kolundaki kapakçığı aç bak; içinde yüzlerce kablo var, her biri farklı emirleri beynimizdeki ‘cip’ten alıp parmak uçlarına taşıyor. Bütün bu dizayn, gerçekten tesadüfen oluşur mu? - Oluşur, oluşur, takma kafana... Ve tartışma biter, Robotların büyük çoğunluğu; ‘kendilerinden farklı ve çok üstün özellikli bir mühendislerinin, yapıcılarının’ olduğuna inanan robottan yana tavır alır. Birkaç tanesi ise diğeriyle beraber salondan ayrılır. Yüzleşmek Bu ilginç sahneyi, seyreden Serkan ve Selim beyler, hayretler içinde dona kalmışlardır. Kendi aralarında yıllarca sürdürdükleri tartışmanın benzerini bu kez robotlar yapmaktadır. Aslında Serkan bey, Selim beye dönüp; “Hangi taraf haklıydı?” diye sormak ister, ama, saygısından soramaz, yutkunur. Selim bey hissetmiştir, Serkan beyin aklından geçenleri. Kısa sürede tamamladığı iç muhasebesinin verdiği eziklik ve pişmanlık içinde; kısık bir ses tonuyla; “Serkan bey kardeşim, sen hep, ‘Yaratıcının varlığından bahsederdin, bense karşı çıkardım. Haklıymışsın” der ve devam eder, “Robotlarla mukayese bile edilemeyecek muhteşemlikteki mucizevi yapısıyla insanoğlunun elbette bir mimarı, yaratıcısı olmalı! Ben ne diye bunu akıl edemedim. Önce senden özür diliyorum. Sonra sana teşekkür ediyorum. Beni buralara getirdin. Uyanmama vesile oldun. Hadi, şimdi gidelim. Bana yardımcı ol, önce bir abdest alalım, Allahü teâlâdan affımı isteyeceğim. Tövbe edip yepyeni bir hayata başlayacağım.” Serkan bey, bir yandan, yanaklarından süzülen mutluluk göz yaşlarını silerken, diğer yandan ellerini açmış Yüce Rabbi’ne şükretmektedir. En candan arkadaşı artık, inançlı bir mümindir. Bu mutluluğun hazzı ise bir başkadır. > Abdullah Yıldız / Niksar Deryaya ulaşmak Akarsuya hiç dikkat ettiniz mi? Bir yerden çıkıverir yer yüzüne. En temiz hâli ilk çıktığı yerdir. Sonra akmaya başlar bıkmadan yorulmadan akar da akar. Çünkü amacı vardır onun: Deryaya ulaşmak. Bu yolculuğundaki zorluklar umrunda bile değildir. Bazen önüne büyük taşlar çıkar, bazen topraklar. Yazın kuraklıktan incecik, cılız bir hâl alır. Ama o bütün gücüyle devam eder akmaya. Geçtiği yerlerdeki herşeyi de temizler sabırla. Sonbahar yağmurları ilaç gibi yetişir imdâdına. Beslenir, kuvvetlenir. Kışın yağan karlarla iyice temizlenir. İlkbaharla birlikte öyle bir ivme kazanır ki o artık denizdedir. İnsanlar da öyle değil midir? Onlar da tertemiz, bütün iyiliklere elverişli olarak doğarlar. Büyüdükçe hayatı öğrenirler. Bir mücadelede buluverirler kendilerini. Ya dehlizdir bu yolun sonu, ya da derya. Eğer deryaya ulaşmaksa amaçları, bunun için gereken maddî ve manevî ilimleri öğrenirler. Akarsuyun hiç durmaması gibi onlar da boş duramazlar. Zamanları yoktur çünkü. Onlar da çeşitli engellerle karşılaşırlar. Hemen gözlerinin önüne kılavuzları gelir, Onların imtihanları yanında sözü bile olmaz bu olumsuzlukların. Utanırlar kendilerinden. Daha da gayretlenerek ilerlemeye devam ederler. Bilirler her sıkıntının onlara ivme kazandırdığını. Sonunda dünyanın varlığı ve yokluğu bile etkilemez olur onları. Bu mücadeleyi kazanmaktır yalnızca amaçları. Bunun için yılmadan çalışırlar. Ve umulur ki bir gün deryaya ulaşırlar. > Ferit Kılıç Asker mektubu -görevi başında şehit düşen askerlere- Bugün de güneş yorgun tesellilerle battı. Biliyorum, gözlerindeki kandil kandil ışığı Gecemsi bir hüzün kapattı. Biliyorum, hasretli günler güneşsiz olur, Geceler yıldızsız anam. Gökleri bulut bulut katranlar doldurur. Biliyorum, uykudan uyandırırcasına serin Esen yellere hasretsin şimdi. Ağarmadı mı daha anam, ağarmadı mı göklerin. Hasretin yakıyor içimi, Sensizken daha iyi anlıyorum Seni ne çok sevdiğimi. Dolu dolu olmuş göz pınarların, Yıkamış gönlünün karanlık pasını her sabah, Ağıtlarla süslediğin tertemiz duaların. Sil yaşlarını, ak ümitlerle sevin de, Zihninde ufuklar kıvransın Bir şafak sancısı içinde. Şefkatinle erir buzdağları bile, Çıkmaz sokakların kördüğümü açılır, Körler görür, dilsizler gelir dile. Hasretin yakıyor içimi, Sensizken daha iyi anlıyorum Seni ne çok sevdiğimi. Ben, vatan sevgisinin emzirdiği çocuğum. Beni askere sen gönderdin anam, Neden öyleyse, boğazında hıçkırık boğum boğum. Neden yüreğinde üzüntü, keder, gam. Terhise bir mevsim kalmıştı yalnız, Duyuyor musun beni anam. Gazi kızıydın, şehit anası oldun, Bırak artık ağlamayı, karalar da bağlama. Beni soranlara de ki: “VATAN SAĞOLSUN” > Hüseyin Özkaynakçı Layık olalım Yâ Rabbim, ecdâdım çok ihlâslıymış, Nasip et, Onlara lâyık olalım. Senin rızan için, sel olup taşmış, Nasip et, Onlara lâyık olalım. Mübârek vatanım bize şunu der: “Gök kubbe ceddinin sesiyle inler!” Tâ içten gönülden, Allahû ekber, Nasip et Onlara, lâyık olalım. Fâtihler, Yavuzlar, ülke fethetmiş, Mimarlar gayretle eserler dikmiş, Alimler ter dökmüş kitap birikmiş, Nasip et Onlara lâyık olalım. Muhterem ecdadım, hepsinde tek dert, Dostlara yumuşak düşmana çok sert, Allah’ı bilmeyen kalmasın bir fert, Nasip et, Onlara lâyık olalım. Resûl sevgisiyle dolan aşkına, Helâlinden lokma bulan aşkına, Duâları kabul olan aşkına, Nasip et, Onlara layık olalım. > Ramazan Çetin / Konya ------------------------------------------- diyalog.kosesi@tg.com.tr
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103235
    % 2.07
  • 4.7171
    % 0.01
  • 5.5018
    % -0.57
  • 6.2889
    % -0.17
  • 197.827
    % 0.14
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT