BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tesbih borsası

Tesbih borsası

Beyazıt’ta öyle bir borsa kurulmuş ki, orada bulunanları ne IMF’nin politikaları, ne Dünya Bankası, ne de döviz kurları ilgilendiriyor. Onlar için en önemli şey sattıkları veya aldıkları tesbihin kalitesi...



> İnan Arvas İstanbul, tarihi mekanları, sanat hareketliliği, insan çeşitliliği ile dünyanın en farklı şehirlerinden biri. Şehrin yüzyıllardır en önemli semtlerinden olan Beyazıt ve civarı ise, ayrıca değerlendirmeye alınmalı. Beyazıt’ı, Sahaflar Çarşısı kadar, daha çarşıya girmeden önce kurulan ‘tesbihçiler borsası’ da dikkat çekici kılıyor. Tesbih meraklıları burada kendi borsalarını kurmuşlar; kimileri tesbih ‘broker’i olmuş, kimileri tesbih uzmanı. Her çeşit ve türden sergilenen tesbihlerin her biri zarafetiyle göz kamaştırıyor. Naylon tesbihe ilgi Tesbih borsasında gördüğümüz tesbihler habeşi, organik ve madeni olmak üzere üç gruba ayrılıyor. Gümüş, amber, kehribar, cam, lüle taşı, narçin, necef, yeşim, yıldız, yüzsürü, akik, oltu taşı gibi tesbihler en gözde olanları. Sedef, fildişi, bağa (deniz kaplumbağası kabuğundan yapılan), zergedan (gergedan boynuzundan yapılan) ve mercan gibi taş malzemeler kullanılarak yapılan tesbihler ise görülmeğe değer. Zamanla güzel ağaçlardan yapılan tesbihler yaygınlaşmaya başlayınca abanoz, düveydari, kuka, gül ağacı, palesenk, yılan ağacı, kelenbek ve kan ağacı gibi ağaçlardan işlenen tesbihler de ilgi çeker oldu. Şimdilerde ise ucuz olduğu için naylon tesbihler revaçta... Onlar zikir taneleri Geçmişi çok eskilere dayanan tesbih, ismini “sübha” kelimesinden almış. Bu isim, aynı zamanda Allah’ı zikretmek, onu bütün şeylerden tenzih etmek için kullanılır. İslâm âlemindeki tesbihler, genelde 33 ve 99’luk tesbihlerdir. Eskiden tekkelerde 500’lük ve 1000’lik tesbihler de kullanılırdı. 99’lu olanlarda, her 33 tanenin arasına takılan ve bunları bir birinden ayıran taneye “nişâne”, iki ipin ucunu bir araya getiren uzun ve yassı taneye ise “imâme” denir. Ayrıca, bu imâmenin tepesine takılan fakat iki delikli olan parçaya da “tepecik” adı verilir. Peygamber efendimiz zamanında tesbihler zeytin çekirdeğinden yapılıyordu. Tesbih, Osmanlı döneminde tam anlamıyla zirve yapmıştır. Hatta Kapalıçarşı’daki tesbihçiler, o zamanlarda birçok ülkenin en gözde tesbihçileri olmuşlardır. “Kül” testiyle kalite kontrol Beyazıt Camii’nin arkasında bulanan tesbih borsasına bir çok tesbih gelir gider. Tesbihinin kehribar olduğuna inananların çoğu bu pazara geldiklerinde, teshiblerinin aslında kehribar değil naylon veya cam olduğunu öğrenip geri dönerler. Rastladığımız bir tesbihçiye gelen müşteri; “Bak bakalım amca” diyor “ne kadar yapar bu tesbih?” Tesbihçi eline aldığı tesbihi evirip çeviriyor, öyle yapmakla kalmayıp biraz da çekiyor tanelerini. Ardından eline aldığı bir miktar sigara külü ile tesbihi sıvazlıyor ve “Tamam” diyor; “hakiki kehribar, şu kadar yapar.” Çünkü gerçek tesbihçi, tesbihin orijinal olup olmadığını ‘kül testi’yle anlıyor. Beyazıt Meydanı, sadece tesbihlerin değil, dünün güzel eserlerinin de satıldığı bir mekan olarak şehirde yaşayanları ve İstanbul’u ziyarete gelenleri bekliyor.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT