BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Hani masallar iyi biterdi?

Hani masallar iyi biterdi?

Devenin pireyle alış-verişi vardır hani... Hayalle göz boyama arasında gidip gelen, devlerin alaşağı edildiği, prensesin sokaktan gelme bir gence yar olduğu yutturmacaları. Hep iyi biterler... Çocukların henüz oluşmamış ufuklarını zorlarlar. Anlatanlar da duruma göre biçimlendirir, değiştirir ve süslerler... Çocuklar; yani taraftarlar ise, bildiği ve sonundan emin olduğu masalı isterler.



G.Saray yakın gelecekle uzak geleceği birlikte harmanlamak isterken birini ayağına dolaştırdı. Sarı-kırmızılılar yakın geleceği ateşe attılar ama “mutlaka bir gün gelecek olan geleceği” kurtarmak adına acil bir refleks göstermek zorunda olduğu günlere de geldiler. Özhan Canaydın ve ekibi, başta Turgay Kıran olmak üzere aslında olağanüstü bir işi başarmak üzereler. Euro Card gibi, Seyrantepe projesi gibi büyük hedefleri kotarmak üzereler. Ancak saha içi başarıların kısır döngüsüne galip gelecek bir refleksi de gösterme zamanının eşiğine geldiler. G.Birliği maçı, maçın öncesindeki 48 saatte kaybedildi. Kayseri maçı da, Trabzon maçı da öyle. Oysa bu maçların hepsi “nokta hedefe isabet” sağlanması gereken “amaca yönelik saldırılar” olmalıydı. Hepsi de ligin sıkıştığı, takımın kendini öne atacağı maçlardı. Ancak stratejist olmayan hoca nedeniyle saha dışı başarıları olağanüstü özveri ve dayanma gücüyle sağlayan yönetim, bu yetersizliğe yenik düştü. Olmadı... Olamadı... Masal kötü bitti.... Şimdi acil olarak bir “futbol CEO’su bulunmalı” ona zaten kendisinde var olan “Ombudsman” kimliği verilmeli. Yani iş ehline emanet edilmeli. CEO, hocayı da bulmalı, sistemi de... Boynu bükük kalmış ve “maça gelme nedenlerini” yitirmiş olan taraftar, medya, teşkilat ve sistem yeniden hareketlendirilmeli. CEO kesinlikle tribünde olmalı... Saha içini altı gün organize edip, bir gün takımı, oyunu ve oyuncuları değerlendirmeli. Üst düzey bilgi ve birikimi olmalı... Az ama öz konuşmalı, konuştuklarının içi dolu olmalı. Deneyimli olmalı... Tigana ve Susiç safsatalarını daha yola çıkarken masaya vurduğu kimliğiyle ve varlığıyla ezmeli. Kaprisi ve olgunluğu üst düzeyde ama anlık patlamalardan uzak olmalı... Parayı ikinci planda tutan bir G.Saraylı olmalı. Çünkü bu saydığım isimler gelecekse o zaman “Hagi kalsın” demem gerektiğini düşünüyorum. G.Saray bir sezon daha “ehven-i şer” vaziyetine rıza göstermemeli. CEO, keşke Raşit Çetiner’i işaret etse. Aslında böyle biri var. Anadolu’da bir kasabada yaşıyor. Bodrum’da Türkbükü’nde oturuyor. Zaman zaman onu Tarabya’da da bulabilirsiniz. Herkes bilir ki; işini çok iyi bilen en has G.Saraylı’dır. Gelmeyeceğini biliyorum, ama gidip bir danışılsa belki doğru yeri işaret eder diye düşünüyorum. Mahşerin dört atlısı Selçuk... Takımına faydalı her futbolcu gibi katı ve sevimsiz bir tarzı vardır. Oyunu ender olarak süsler. Sade ve yalındır. Bu nedenle de onu sadece hocaları sever. “Albeni” ile oynamadığı için Selçuk türünde bir oyuncu forma sattırmaz. Taraftarın “Ne iş yapar bu, daha iyisi tonla” diye seyrettiği ve ilk gözden çıkarttığı adamdır. Oysa, bir hoca için Selçuk bir nimettir. O asla bir “imha timi” değildir. Ama oynadığı zaman “olmazsa olmaz” adamlardandır. Necati... Asla bir büyük takımın aradığı golcü değildir. Oyunun yüzde 80’inini rakip ceza alanı civarında oynayan takımlar için “çok önemli bir talihsizlik” demektir Necati. Soldan girerse sağ ayak içiyle uzak köşeye plase yapar. Bu bilinen ve beklenen hareketi de “öldürücü” bir ivme veremeden gerekli sertlikte de yapamaz. Şut atarken topu iki adım sağa-öne dürter ve vurur. Bütün bedeniyle “şimdi ben şut atacağım” diye bağıra bağıra vurur. Önüne yatan adama ve kaleciye vurur. Kendini hiç seyretmediği için bunu “meziyet” zanneder ama bu temel bir eksikliktir ve bunu düzeltebileceği her türlü eğitimi de reddeder... Youla... Hem oyuncunun kendine, hem de hocanın takımına koyduğu hedef doğrultusunda çok doğru bir transfer olarak görüyorum. En az iki Avrupa turunda payı olacak, en az üç derbiye imza koyacak, yedi-sekiz adet de üstüne gelen takımı delip geçecek, yani “para ve puan kazandıracak” birisidir Youla. Rıza hocanın elinde “beter bir silaha” dönüşecektir. Öyle maçlar olacak ki, rakibin bağrına mızrak gibi saplanacaktır Youla. Gineli parıldayacak ve çok iş yapacaktır... Fatih... Oyun oynanırken maçın içinde “for checking” yapabilen sürükleyici ve gol vuruşunda aynı anda ustalaşan ender adamlardan biridir. Onda biraz Hakan Şükür, çokça Veysel ve Cenk, zaman zaman da Ömer Rıza vardır. “Kılı döndü” diye kaytarmışlığı hiç yoktur. Yerden ve yukarıdan ideale yakındır. Çerçeveye vuran, ne yapıp edip topu içeriye sokanlardandır. Özveri çekirdeğinde vardır. O bir forvet değil, komple bir oyuncudur. Oyuncudan da öte, Fatih bir sporcudur. Bakmak ile görmek Maç seyretmek ağır iştir. Hatta sanattır. Oyuna bakmak ile oyunu görmek arasında “anlamak” farkı vardır. Bir de tabii “anladığını” sözle veya yazıyla “anlatmak” vardır... Kaleci degaj yaparken genel eğilim, havaya kalkmış topa bakmak şeklindedir. Topun düşme ihtimali olan yere bakmak, ofsaytı ve itiş-kakışı yakalamak için oraya da göz atmak “maçı seyretmek” anlamına gelir. Taraftar genel olarak “bakar”. Özellikle kendi takımına “bakar”. Ona, oyuncusunun bileğe kararlı girişi, erkekçe ve mertçe gelir. Rakibi aynını yaptığında ise bunu kalleşçe bulur. Kendi grubunun küfürleri bir melodiye bindirildiği zaman ona hoş şarkılar gibi gelir. Rakibi yaptığında ise çıldırır. Kendisinin şişe yağdırması “münferit tepkiler” oluverir, rakibininki ise “vahşet”. Ona göre bir hakem, hep kendininkileri görür ve rakibininkileri atlar. Yöneticisi sertleşir ve patlarsa bundan hoşnut olur. Rakibini “ölü” görmek hoşuna gider. Anlatanlar, görmediklerini anlatamazlar. Türkiye’de taraftarına “müzik eşliğinde organize küfür” ettiren, maç devam ederken gizliden anons yaptırıp bu konuda uyarı bile almayan tek stad en temiz stad sanılan Şükrü Saracoğlu Stadı’dır. Soyunma odasında koridor terörü en çok orada yaşanmaktadır. Ancak yönetim şarkıları DJ ile güdümleyen ve küfre fon oluşturmak için küfür zamanını müziği kısarak taraftara gösterme tavrı “stadımızda günün hoş melodileri çalıyor” olarak algılamaktadır. Yazarlarının bazıları da göremeyip sadece baktıkları için bunu anlamamaktadırlar. Anlamadıkları için, anlatamamaktadırlar da. POST-İT Trabzon ve G.Saray birbiriyle “Fener’i ben şampiyon yaptım” diye yarışıyor. Marifete bak!.. Biz Fener’den 6 puan alıp, G.Saray’a 6 puan verdik ve Fener şampiyon oldu, G.Saray ikinci bile olamadı. Bu nasıl matematik?.. Biz neyi belirledik peki?.. Bir Beşiktaşlı... Tarih tefekkürden ibarettir Esas felaket nerede gizli biliyor musunuz?.. Trabzonspor’un İstanbul’a yenilmesi ve G.Saray’ın İstanbul’da Denizli’yi yenememesiyle Şampiyonlar Ligi’nin ikili averajla kaybedilmesinde gizli. Olmaz demeyin, Hagi bu konuda “uzman”. S-ÖZ Bizi geri götürebilenler anılarımız, ama ileri götürenler ise ancak hayallerimizdir. H.G. Wells/ Time Machine
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT