BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kâinatın Efendisi Hazreti Muhammed

Kâinatın Efendisi Hazreti Muhammed

Herkes şehidlik için yarışıyordu



Eshab-ı kiramın hepsi, yaşlısı, genci savaşa katılmak için birbirleri ile yarış yapıyorlardı. Amr bin Cemuh hazretleri, evinde dört oğluna; “Evladlarım! Beni de bu gazaya götürünüz!” diyor, oğulları da; “Babacığım! Ayağının arızalı olması sebebiyle, Allahü teâlâ seni mazeretli saydı. Resulullah, senin sefere gitmene müsaade etmedi. Cihada çıkmakla mükellef değilsin. Senin yerine biz gidiyoruz!” diyerek babalarını iknaya çalışıyorlardı. Fakat hazret-i Amr; “Yazıklar olsun sizin gibi evlada! Bedir gazasında da böyle diyerek, Cennet’i kazanmaktan beni alıkoymuştunuz. Bu seferden de mi mahrum edeceksiniz?..” dedi. Sonra sevgili Peygamberimizin huzuruna çıktı ve; “Canım sana feda olsun ya Resulallah! Oğullarım, bazı özürler ileri sürerek, beni bu gazadan mahrum etmek istiyorlar. Vallahi ben, seninle beraber sefere çıkıp, Cennet’e girmekle şereflenmek istiyorum. Ya Resulallah! Sen, benim Allah yolunda çarpışmamı ve şehid düşerek şu topal ayaklarımla Cennet’te gezmemi uygun görmez misin?” dedi. Fahr-i alem efendimiz de; “Evet, uygun görürüm” buyurdular. Buna çok sevinen Amr bin Cemuh hazretleri, hazırlanarak orduya katıldı. Medine’de namaz kıldırmak üzere, Abdullah bin Ümmi Mektum bırakıldı. Resullerin sultanı, üç sancak bağladılar. Birini Habbab bin Münzir’e, birini Üseyd bin Hudayr’a, diğerini de Mus’ab bin Umeyr’e verdiler. Bin kişi civarında olan orduda; iki atlı, yüz de zırhlı bulunuyordu. Zırhlarını giyen Sa’d bin Ubade ile Sa’d bin Mu’az hazretleri önde, sağında Muhacirin, solda Ensar olmak üzere yola çıkan sevgili Peygamberimiz, Cuma günü ikindiden sonra; “Allahü ekber!” tekbir sesleri arasında bayrama gider gibi, Uhud’a doğru yola çıktılar. Yolda, yahudilerden meydana gelen altı yüz kişilik askeri bir birlikle karşılaştılar. Bunlar, münafıkların başı Abdullah bin Übey bin Selul’ün müttefikleri olup, İslam ordusuna katılmak istiyorlardı. Peygamber efendimiz; “Onlar, müslüman olmuşlar mıdır?” diyerek sordular. “Hayır, ya Resulallah” diyerek cevap verdiler. Efendimiz bu defa; “Onlara gidip söyleyiniz, geri dönsünler. Çünkü biz müşriklere karşı, kafirlerin yardımını istemeyiz” buyurdular. Nebi-i muhterem efendimiz, Medine ile Uhud arasındaki Şeyhayn denilen yere geldiler. Burada, geceyi geçirmek üzere konakladılar. Henüz güneş batmamıştı. Ordu içinde, düşmanla çarpışmak ve şehidlik mertebesine kavuşmak isteyen çocuk yaşta sahabiler de vardı. Sevgili Peygamberimiz, burada orduyu teftiş edince, on yedi kadar çocuğun bulunduğunu gördüler. İçlerinden Rafi’ bin Hadic, ayaklarının ucuna basarak yüksek görünmeye çalışıyordu. Hazret-i Zübeyr’in; “Ya Resulallah! Rafi’ iyi ok atar” sözü üzerine, onu orduya aldılar. Bunu gören Semüre bin Cündüp; “Ben, güreşte Rafi’i yenebilirim. Onun için ben de gazada bulunmak isterim” dedi. Peygamber efendimiz tebessüm buyurup, ikisini güreştirdi. Hazret-i Semüre, Rafi’i yenince, onu da mücahidler arasına aldılar. Diğer çocuklar, Medine’ye orada bulunanları korumak üzere gönderildiler. Yarın: “Asla yerinizi terk etmeyiniz!..”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT