BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Lâkabı “Putkıran” Gazneli Mahmud

Lâkabı “Putkıran” Gazneli Mahmud

Genç sultan Hindistan’da süre giden kast sisteminden nemalanıp fukaranın iliğini kemiren racalara savaş açar, ölülerle birlikte hanımlarının da yakılmasına kesinlikle karşı çıkar.



Hicretten üç buçuk asır sonra... Yer: Kırgızistan! Sebüktegin adı sanı olmayan bir Karluk Türküdür, Issık göl kıyısına ilişen Barshân kasabasında doğar, delikanlılığa orada adım atar. Sonra neler olursa olur, köle kadrosundan alınır satılır ve Samani sarayında vazifeye başlar. Ancak bu mert, dürüst, gözü kara yiğit amirlerinin dikkatini çeker, onu zor görevlere yollarlar. Türklerin Afganistan’da yayıldığı günlerde Zâbulistân emirinin kızıyla evlenir, söz konusu izdivaç Sebüktegin’in önünü açar. Samani saltanatı sallanmaya başlayınca kendi devletini kurar. Gazneliler kuzey doğu Belücistan’da zemin tutar, Toharistân, Zemîndâver’e derken Hindistan sınırına dayanırlar. Başbuğ Sebüktegin kölelikten hakanlığa çıkabildiğine ve Gazneliler gibi iz bırakan bir devlet kurabildiğine göre sıradan biri değildir. Ama daha yapılacak çok iş vardır ve artık bayrağı oğulları alsa gerektir. Onlara önce dinini diyanetini öğretmeli, bilge mollalara emanet etmelidir. Mahmud hem ilme meyyal, hem fevkalade zekidir. Kısa sürede Kur’an-ı kerimi ezberler ve binlerce hadis öğrenir. Bir lider doğuyor Gazneli Mahmud henüz ufacık tefecik iken beylerle vezirlerle oturur kalkar, devlet çarkının nasıl döndüğünü kavramaya başlar. Zaman zaman babası onu yerine vekil bırakır, uzak seferlere çıkar. Henüz 15 yaşında iken Zemindaver şehrinde “hakkıyla” valilik yapar. Yine aynı yıl Lâmgân’da Hinduşahi hanedanından Caypal ile savaşırlar. Mahmud’un çok adamı yoktur ama cesaret ve zekasını konuşturur, düşmanın dumanını atar. Mahmud saltanat meraklısı değildir ancak eşraf “bu halkı sadece sen toparlayabilirsin” der, ona tabi olurlar. Babasının vefâtı üzerine yönetimi ele alır, tahtı kardeşi İsmâil’e bırakmaz (997). O yıllarda Hindistan huzura hasrettir, racalar fukaraların canını çıkarır, bin çeşit masal uydurur, sihir, büyü, tılsımla milleti uyuturlar. Kaldı ki ortalıkta abuk subuk konuşan filozoflarla, Karmati daileri (Hasan Sabbah’ın dedeleri) cirit atar. Her taşın altından bir menfaatçi, her duvarın ardından bir fitneci çıkar. Halifenin duasıyla Sultan Mahmud bir hamlede Sâmânîlerin elinde kalan Buhârâ, Horasan, Herat, Belh, Bust ve Kâbil’i ülkesine katar. İran ve Irak taraflarında hüküm süren Şiî Büveyhîler ile gerginlik yaşanınca önce gücünü gösterir, sonra kağıdı hokkayı önlerine koyar. “Açıkça söyleyin savaş mı istiyorsunuz barış mı” diye sorar. Nitekim sulhda karar kılar, o defteri kapatırlar. Sultan Mahmud sükuneti sağlayınca sadık adamlarından Şafii fıkh âlimi Ebû Hâmid İsfahânî’yi Bağdat’a yollar. Abbâsî halîfesi Abd el-Kadir Samanilerden çok çektiği için yeni hükümdâra sıcak bakar. Taç, hil’at, bayrak ve sahip olduğu memleketlerin ahidnamesini vermekle kalmaz, “Yemînü’d-Devle” ve “Emîrü’l-Mille” lakablarını sunar. Sultan Mahmud çok hislenir, bu teveccühe lâyık olabilmek için çok çalışır, tam 45 yıl yatak yüzü görmez, sahrayı döşek yapar. Hindistan’a doğru Gazneliler Sultan Mahmûd komutasında Hindistan’a 17 sefer açar, Müslümanların bu ülkede zemin tutmalarını sağlarlar. İslam uleması Hindlilerle oturup kalkar, putların kendilerine bile hayrı olmadığını anlatırlar. Hele ölen aile reisleriyle birlikte karılarının da (canlı canlı, bağırta bağırta) yakılmasına kesinkes karşı çıkarlar. Fanatık Hindular atlanıp pusatlanıp direnişe kalkışırlarsa da, Gazneliler daha ilk seferlerinde Vayhand Racası Caypal ile on beş oğlunu ve torunlarını ele geçirir, içeri tıkarlar. Tapınakları camiye çevirir putları paralarlar. Ardından Bhatiya racası Beci Ray üzerine yürür ve bütün kalelerine İslam sancağını asarlar. Bu bölge insanı daha mülayimdir, nur yüzlü muallimlerle, bilge alimlerle tanışınca Türklere katılırlar. Sultan ilmi münazaralarda hazır bulunur, halkın gönlünü yapar. Firdevsi gibi şairler kulakları okşar, Ebü’l Hasan Harkani gibi veliler feyz saçar. Bu arada beldeleri hanlar, hamamlar, kervansaraylarla bezer, kalıcı eserlere imza atarlar. İslamlaşma hızlanınca papatya gibi mescitler patlar, sahrayı çil çil kubbelerle donatırlar. Sultan Mahmûd bu arada Karmati dailerinden Multan Hâkimi Ebü’l-Feth Dâvûd’u da sıkıştırır. Ebü’l-Feth ve fedaileri İndus Nehri üzerindeki bir adaya çekilirse de Gaznelilerin elinden kaçamazlar. Bunların nasıl kan dökücü ve suikastçı olduğunu bilen Sultan ele başlarına acımaz. Derken civar vâlilerinden Suhpal’ın Moğolluk damarı kabarır, o saatten sonra şamanlığa kalkar. Gazneliler Suhpal’in de defterini dürer, yöre idâresini Tegin Hazin’e bırakırlar. Sultan Mahmûd, onuncu seferini, pek çok tapınak ve putun bulunduğu Thanesar şehrine yapar. Hiçbir mukâvemetle karşılaşmadan şehre giren Sultan, bütün putları kırar. “Çakrasvami” adlı ünlü putu bacağından sürür, Gazne’ye götürür. Putun sefaleti pek çoklarının gözlerini açar. Allahın lütfü keremi ile Müslüman olurlar. Hasılı Pencap, Keşmir derken İslamiyetin ulaşmadığı köşe kalmaz, daha o yıllardan Pakistan’ın temellerini atarlar.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT