BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bitirilemeyen üniversite:

Bitirilemeyen üniversite:

Şairlerin Sultanı merhum Necip Fazıl Kısakürek, doğumunun 101’inci, vefatının 23’üncü yıl dönümü dolayısıyla hazırlanan programda hem anıldı, hem de bütün yönleriyle tartışıldı. Şiirlerinden örneklerin de verildiği programda, büyük bir fikir mücadelesi veren Necip Fazıl’ın vefatından sonra en katı rakipleri tarafından bile hakkının teslim edildiği vurgulandı.



> Hüseyin Türkoğlu İSTANBUL- Şairlerin Sultanı merhum Necip Fazıl Kısakürek, doğumunun 101’inci, vefatının 23’üncü yıl dönümü dolayısıyla hazırlanan programda hem anıldı, hem de bütün yönleriyle tartışıldı. Şiirlerinden örneklerin de verildiği programda, büyük bir fikir mücadelesi veren Necip Fazıl’ın vefatından sonra en katı rakipleri tarafından bile hakkının teslim edildiği vurgulandı. TGRT HABER TV’de canlı olarak yayınlanan “Çerçeve’den Yansımalar” programında Gazetemiz Genel Yayın Müdürü Fuat Bol ile yazarımız İsmail Kapan’ın bu haftaki konukları şair-yazar Mustafa Miyasoğlu ve araştırmacı-yazar Dr. Mehmed Niyazi Özdemir oldu. Miyasoğlu ve Özdemir, Sultan-uş Şuara Necip Fazıl Kısakürek’in hayatı, sanatı ve fikir mücadelesi hakkında, Fuat Bol ile İsmail Kapan’ın sorularını cevaplandırdı. Dr. Özdemir, Necip Fazıl’ın eserleri dikkatlice ele alındığında, şairliğin ve şiirin esas maksadının Hakk’a ulaşmak olduğunu belirtti. “Üstad’ı dünya genelinde kabul görmüş önemli 4 şairle birlikte ele alabilirim” diyen Özdemir, Necip Fazıl’ın çok yönlü bir dahi olduğunu söyledi. Özdemir, “Üstad hem şairlikte hem de hatiplikte yüksek bir yeteneğe sahipti. O’nun ‘Bir Adam Yaratmak’ını dünyada bir tek Shakespeare yazabilir. Necip Fazıl’ın Abdülhakim Arvasi Hazretleri ile tanışması, ona bir lütuf olduğu gibi, onun eserlerine ve okuyuculara da yansıdı” dedi. Millete haksızlık Necip Fazıl’ın bir dönem okul kitaplarından çıkarılmasının siyasi karar olduğunu söyleyen Özdemir şöyle konuştu: “Üstad politik mülahazalarla bir kenara itilmek istenmiştir. Ama sanat bizatihi ruhi bir olaydır. Dolayısıyla sosyal bilimden zerre kadar nasip almış olan bir insan onun değerini bilecektir. Bu sebeple de bu tür kimseleri politik amaçlarla bir kenara itmek millete haksızlık olur sadece.” Araştırmacı-yazar Özdemir şöyle devam etti: “Üstad ilk gençlik yıllarında normal bir şairdir. Ancak tiyatrosundan, ruhi sıkıntılarının olduğunu öğreniyoruz. Çok zeki bir insandı ve hatta hocası ona ‘Bay Zeka’ derdi. O yıllarda bizde batıya karşı görüş gelişmesine müsaade edilmiyordu. Halbuki milliyetler bir tek kanaldan, metafizikten beslenir. Dolayısıyla cumhuriyetin ilk yıllarında bizim de Göktürkler’e kadar varan bir beslenme kaynağımız vardı. Necip Fazıl o dönemde Batı’daki yüzeyselliği gördüğü için buna karşı bir mücadele vermiştir. O, şiirinde zıtlarla manayı vermiştir. Bunu yapmak ise çok zor bir sanattır.” Hakkı teslim edilmiştir Üstad’ın vefatından sonra herkesin hakkını teslim ettiğini ve bunları hazırladığı bir eserinde topladığını belirten Mustafa Miyasoğlu ise, “Bir dönem Necip Fazıl’a yakınlık duyan kim olursa olsun yalnızlığa itildi. Biz bunu 1947’lerden bu yana çok sık görüyoruz. O yılardan itibaren Üstad her yerden dışlanırken, ona yakınlık duyanlar da aynı muameleye maruz kalıyordu. Onun konferanslarına katılanlar kapalı alanlara sığmaz, sokaklara taşardı. Bir tarafta 5-10 kişiye karşı yapılan konuşmalar basında geniş yer alırken, Üstad’ın sokaklara taşan bu konferansları Türk basını tarafından verilmezdi. Maalesef yazılı basın O’nu yok saydı. Halbuki o, 10 yıl boyunca Anadolu’yu karış karış gezip, böyle konferanslar verdi. Ben mesela 40 yıl önce Kayseri’de katıldığım bir konferansını 3 saat boyunca ayakta dinledim” dedi. Mısırlı bir araştırmacının Üstad ile ilgili olarak doktora tezi hazırlamak için İstanbul’a geldiğini belirten şair-yazar Miyasoğlu şöyle devam etti: “Bu araştırmacı yaklaşık 6 ay boyunca Necip Fazıl ve yakınları ile görüştü, onu araştırdı. Bir gün bana, ‘Ben onun 30 konferansını okudum. Ama iyi Türkçe bilmeme, defalarca okumama rağmen anlayamadığım kısımlar var. Fakat onun konferansını takip eden 5 -10 bin kişi bu insanı saatlerce dinliyordu. Peki benim defalarca okuduğum halde anlayamadığım bu konferansları bu insanlar nasıl anlıyor ve saatlerce takip ediyordu?’ dedi. Ben bunun çok önemli olduğunu ve kalpten kalbe kurulan köprü ile sağlandığını söyledim.” Sonsuz öz güven Üstad’ın dinlemekten bıkılmayan bir şahsiyet olduğunu belirten Dr. Özdemir, “Geri kaldığına inanan toplumlar, ileride olduğunu kabul ettiği milletlere benzeyerek ilerleneceğini zannederler. Halbuki Üstad bu konuda modernleşmenin ancak tarihe hakim ve saygı ile mümkün olacağını savunurdu. O, bu millete has tarih ve duyguyu yüklemek için gerekli enerjiyi kendisinde buldu ve bunu millete anlattı. Onun birçok tarafına hayrandım, ama esas, yenilmezliğine hayrandım. Hiçbir zaman merhamet dilemezdi. Hiçbir zaman taviz vermez, duruşundaki asaletini hiç bozmazdı” diye konuştu. Miyasoğlu da Necip Fazıl’ın 79 yıllık bir ideali olan Büyük Doğu gençliği konusunda mücadelesini sürdürdüğünü belirterek, “Onun inanılmaz bir öz güveni vardı. Son yıllarında bile çalışmalarına devam etmek için inanılmaz bir enerjisi mevcuttu. Aslında son yıllarında yalnız bırakılmıştı ve bize ‘Cenazeme mi geleceksiniz?’ diyordu. Onun için elimden geldiği kadar ayda birkaç defa ziyaret ediyordum” dedi. Hakim nasıl özür diledi? Özdemir, Necip Fazıl’ın bir duruşması ile ilgili hatırasını şöyle anlattı: “Üstad bir duruşmada hakimin ‘Laik misiniz?’ sorusuna şu soruyla cevap verdi: ‘Sayın hakim bey siz laik misiniz?’ Hakim, ‘Evet, elbette laikim’ dedi. Üstad, ‘O halde laik bir kimse olarak benim vicdanıma yönelik nasıl soru sorarsınız?’ dedi. Hakim o zaman özür dileyip, sorusunu geri aldı.” Özdemir ve Miyasoğlu, Necip Fazıl Kısakürek’in çok yönlü bir kişiliğe sahip olmasına rağmen özellikle şiirleriyle topluma malolduğunu belirtti. Miyasoğlu Necip Fazıl’ın olağanüstü bir kişiliğe sahip olduğunu belirterek şöyle konuştu: “Üstad bitirilemeyen bir üniversite gibidir. Nev-i şahsına münhasır bir kişiliği vardır. Felsefeye karşı felsefe geliştirmiştir. Şiirlerinde divan edebiyatı şairleri gibi bir sahada kalmamıştır. Her şeyle ilgilenen büyük bir şairdir. Nedim, Fuzuli, Yunus gibi insanların hepsini özümsemiştir. Filozofluğu kabul etmezdi, ama bir sisteme sahip büyük bir filozoftur o. Şiirin bütün dallarında bir bütünlüğe sahiptir. Sadece bizim tarihimizi değil, bizim gözümüzle bütün insanlık tarihini ele almıştır. Büyük Doğu serisi incelendiğinde bu görülecektir. O bir dostumun tabiriyle ‘adam gibi adam’dı.”
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT