BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Üstad

Üstad

Üstad Necip Fazıl Kısakürek’i vefatının (1983) 23. yılında rahmet ve minnetle anıyoruz. Ve ona, her zamankinden daha fazla muhtaç olduğumuzu büyük bir özlem ve iştiyakla haykırıyoruz.



Üstad Necip Fazıl Kısakürek’i vefatının (1983) 23. yılında rahmet ve minnetle anıyoruz. Ve ona, her zamankinden daha fazla muhtaç olduğumuzu büyük bir özlem ve iştiyakla haykırıyoruz. Her fani gibi; ölümü tattığına ve geri gelmiyeceğine göre, bu hasreti giderebilmenin yegane yolu, bıraktığı eserlerine sarılmak ve her birisi bir fakülte hüviyetindeki kitaplarını okumak, okumak, okumak... O, “...Ben bir genç arıyorum, gençlikte köprü başı!...” hitabına muhatap; kalabalıkları değil, kalabalıklara istikamet verecek mihenk taşlarının maya tutması için bir ömür boyu çırpındı. Necip Fazıl, efendisi Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretlerini tanımadan evvel de büyük şairdi. Hem öyle ki; sonradan muarızları olacak ve, “sanatına yazık etti!” “sabık şair” diyecek adamlar tarafından, “bir mısraı bir millete şeref verecek düzeyde...” diye iltifatlara mazhar olup, eller üstünde tutuluyordu. Ruh terbiyecisinin bir çift nazarı, onu ondan aldı; “öz kafatasını kusturup” yepyeni bir Necip Fazıl’a dönüştürerek büyük bir misyon yükledi. O, artık şiiri ve sanatı yalnız ve yalnız Allah için yapacak; bundan gayrisini “çelik-çomakmış” diyerek ilgililerine havale edecekti. Ağır bir misyon yüklenmişti Ötelerden, öteler ötesinden, nâmütenahi ötelerin namütenahi ötesinden haber verecek ve aynı istikamete yol bulup gençliği oraya kanalize edecek ağır bir misyon yüklenmişti. Bunun için de; altmış kişilik sınıftaki hocalığını (İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi) bırakıyor ve yurt sathını mektep addederek cemiyet arenasına atılıyordu. Yazıyor, çiziyor, konuşuyor, konferanslar veriyor; haykırıyor, haykırıyordu... Batı ansiklopedilerinde, “üniversite hayatından fazla zindanlarda yatan büyük şair...” diye tanımlanıyor. Bu büyük misyon, yani dava adamı olmak, beraberinde çileyi getiriyor. Eh, kolay değil elbet; bu yolun yolcularını yani, Üstad’ın tabiriyle, “zehirle pişmiş aştan” yemek, her babayiğidin harcı olmasa gerektir. Herkes bir iş için yaratılmıştır, sözü meşhurdur. Üstad’ın talebesi olarak, acizane benim onda gördüğüm en büyük meziyeti; böylesine cins bir kafanın tek kelime ile dehanın Ehl-i Sünnet çizgisinde kalmış olması, İslamiyet’te “orta yol” denilen bu hak ölçüye sahip olup, bu yolu imbikleyip benimsemesi ve onu savunmasıdır. Nitekim, kendisinin kaleme aldığı “Doğru Yolun Sapık Kolları” adlı eserinde bütün bu çıkmaz sokaklar vurgulanır. O denli sapık yollara sapanların ve o yolları oluşturanların zeki hatta çok zeki oldukları bir gerçektir. Üstad da; zekası kendisine zarar verecek kadar yüksek olmasına rağmen, onu frenleyip, itidal üzere bulundurabilmesi çetinler çetini zor bir haldir. Bu durum olsa olsa; o bir çift nazarın bereketiyle olmuştur. Dr. Mehmet Niyazi Özdemir, TGRT-Haber TV’deki Çerçeve’den Yansımalar programımızda çok güzel ifade etti: “Necip Fazıl’ın şiiri karşısında ancak hayranlık duyulur!...” Bu cadde çıkmaz sokak Üstad, meydan yerine indiği vakit, memlekette sam yeli estirilmiş; hak ve hakikat namına ne varsa hemen hepsi ters yüz edilmişti. Öyle ki, Matbuat Umum Müdürlüğü gazete ve dergilere gönderdiği gizli emirle “Allah’dan ve ahlaktan bahsetmek yasaktır!” cinayetini işleyebiliyordu! Küfür ve irtidat bulutlarının tüm ufku tuttuğu böylesine zifiri karanlıkta Üstad; tek başına, şehrin en yüksek tepesinden ve en gür sedasıyla “muhasebe” yapıyor ve; “Durun kalabalıklar! Bu cadde çıkmaz sokak!” diye haykırıyordu. Ciğerlerinden kalemine kan çekerek bir cumudiyeyi (buz dağı) eritiyor ve istikbalin habercisine müjdeyi veriyordu: “... Biz geldik bilen bilsin... Gönül gönül girilsin... İnsanlar devşirilsin sonsuzluk destesinden.” Neticede; Anadolu Yaylası üzerinde Büyük Doğu Gençliği’nin yeşerip filizlendiğini görünce; bir defa daha hamd etme makamına kavuşuyor ve: “Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes; Ey! Kahpe rüzgâr; artık ne yandan esersen es!” mısralarını terennüm ediyordu. O gün, bugün; her yandan rüzgârlar estiriliyor; Büyük Doğu Gençliği ise, “sonsuzluk destesinden devşirilmeye” gürül gürül devam ediyor!.. Nur içinde yatsın!.. Not: Üstad’ın oğlu, değerli dostum Mehmet Kısakürek, babası ile ilgili bir belgesel hazırladı. DVD’si Büyük Doğu Yayınları’ndan temin edilebilir. Tel: (0212 514 82 51)
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT