BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İclâl hâlâ aynı yerdeydi...

İclâl hâlâ aynı yerdeydi...

Ali Cengiz, İclal’in, karanlık odasından dışarı baktığını hatırına bile getirmemişti.



Ali Cengiz, İclal’in, karanlık odasından dışarı baktığını hatırına bile getirmemişti. - İşte odası... Salon pencereleri aydınlık. Babası ile beraber oradadır. Belki mutfakta yemek hazırlıyordur, dedi. Bu vaziyette, rahat rahat, hiç sakınıp çekinmeden sevdiği kızın pencerelerine iki saniye kadar baktı. Eğer İclâl bu sırada iki adım kadar geri çekilmemiş olsaydı, belirsiz bir hayal gibi onu farkedecekti. İclâl olduğu yerde öylece donup kaldı. Sanki o kısa bakışla göz göze gelmişti. Kalbi güm güm atıyordu. İşte, yaşandığı anlarda kıymeti bilinmeyen, baha biçilmeyen tatlı hisler... Keşke aynı lezzetle farkına varılıp, idrak edilip aynı kuvvetle saklanabilse... Yıllar sonra insan: “Ah keşke o an, bu harika hisleri gerçek değeri ile idrak edebilseydik” der... Büyük ruhlar, büyük akıllar bunu yapar ki ne mutlu. Şu noktada, şu an için İclâl’e acımak lazım. Çünkü, sırf Sermet’in alelade varlığı yüzünden, kalbinin neden dolayı çarptığını anlayamadı. Fakat çok şükür ki, aklı değilse de ruhu hissetti. Kalbi öyle hoş çarpıyordu ki, birşey düşünmeksizin: - Ne güzel, dedi. Sarhoş gibiydi. İçine, birden bire neşe dolmuştu. Manzara ona artık sıkıntı vermiyordu. Ali Cengiz, tahta parmaklıklı alçak boylu bahçe kapısını iterek girdi. Pardösüsünün önünü açtı. Ceketinin cebini yokladı. Anahtarı evde unutmuştu. Çıngırağın ipini çekti. Kapı açıldı. Karşıda karanlık odasında İclâl hâlâ aynı yerdeydi. Her hangi bir suçluluk hissi duymadan sanki tabii şekilde Ali Cengiz’in arkasından bakıyordu. Ansızın elini kalbine bastırdı. Sendeledi. Hiç ummadığı bir vaziyet meydana gelmişti. Ali Cengiz eve hemen girmedi. Kapı boşluğunda durdu. Hâlâ görülmediğini düşünerek bütün heyecanı ile İclâl’in pencerelerine doğru baktı. Genç kız, bunda hiçbir gayritabiilik görmedi. Maksat aramadı. Buna rağmen, aynen az önceki gibi kalbi en sıcak bir duygu ile gümbürdedi. Hatice hanım ikinci katta sofadan, merdiven başındaki elektrik düğmesini çevirmişti. Ali Cengiz’in silueti, kapı boşluğunda ışığın önünde gözüktü. Üç saniye kadar öyle kaldı. Kapı kapandı. Yine tekrarlayalım: Sermet olmasaydı, İclâl, gönlünün Ali Cengiz’e aktığını farkedecekti. Halbuki, Ali Cengiz’i değil, sokağı seyrettiğini, ancak bu esnada Ali Cengiz’i de görmüş bulunduğunu düşündü. Öyle dürüst, öyle temiz kalpliydi ki, peşpeşe duyduğu o baha biçilmez saniyelere rağmen gerçeği göremedi. Doğrusu pek yazık... İşler buraya kadar yine de iyi gözüküyordu ama, ileriye dönük olarak hoş netice vermedi. Genç kız, pencere yanındaki sedire uzandı. Bir an gözlerini yumduğu an zihni duruldu. Akşamki hadise gözlerinin önüne geldi: - Ali Cengiz, Tomris ile konuşurken fazla nazik ve galiba samimi idi, dedi. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT