BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Haza alperen Gazneli Mahmud

Haza alperen Gazneli Mahmud

İçeri girdiğinizde sultanlıktan kurtulamamıştınız, lâkin şimdi üzerinizde dervişlik nurları parıldıyor. Ben sultanlar için ayağa kalkmam ama dervişlere dayanamam. (Ebü’l Hasen Harkani)



Bilirsiniz başarılı sultanların ardında mutlaka veliyullahtan biri durur, onları manevi zırhlarıyla sarar, adeta gölge olurlar. Nasıl Osman Gazi’nin ardında Şeyh Edebali, Fatih’in yanında Akşemseddin, Yavuz’un yanında Müftüyüssakaleyn varsa Timur Han da Seyyid Emir Külal hazretlerinden himmet umar. Peki Gazneli Mahmud gibi büyük işler yapan bir sultan başıboş olabilir mi? Ne mümkün! Ardında gözü yaşlı dualar olmasa Hindistan denilen ifrit kuyusundan kolay kolay çıkamaz. İşte Mahmud Gaznevi saltanat yükünü omuzladığı yıllarda gözünü dört açar “şeksiz süphesiz bağlanacağı” bir büyük arar. Öyle ya Allah dostlarının emrine girerse, “daha çok hizmet” eder “daha az hata” yapar. Harkani hazretleri İran içlerinde Bistam civarlarında konakladıkları günlerden birinde Ebü’l Hasen Harkani adlı bir mutasavvıfın methini duyar. Huzuruna gidip tanışmayı arzular. Kadı İyad ile birlikte silahtar kıyafetine bürünür, sıradan bir asker gibi dergâhın kapısını çalarlar. Allah dostlarını imtihan etmek gibi bir niyetleri yoktur ama öncelikle bir kenarda diz kıvırmalı, manevi havayı doya doya solumalıdırlar. Ebü’l Hasen hazretleri daha girişinden Sultanı tanır ama iltifat etmez, sohbeti bölüp, ortalığı ayaklandırmaz. Büyük veli “önce iman ve itikat” der, döner dolaşır bu mevzuya vurgu yapar. Gazneli Mahmud değişik fırkaların at oynattığı bir coğrafyada vazifesinin ne kadar önemli olduğunu iyi anlar. Gece yarısına doğru şakirtler birer ikişer kalkar, evlerine dağılırlar. Sultan Mahmud, Ebü’l Hasen Harkani hazretlerine döner ve Bayezid-i Bistami hakkında birkaç soru sorar. Söz hocasından açılınca büyük veli bir hoş olur, muhabbeti cümlelerinden taşar, sular seller gibi anlatmaya başlar. Nurlu mekâna ayan beyan feyz yağar. Bu arada sultana ismiyle hitap eder ki onu daha girerken tanıdıkları ortaya çıkar. Dervişlik nurları Ebü’l Hasan hazretleri onları kapıya kadar uğurlar, evladı gibi bağırlarına basar. Sultan Mahmud “az evvel yüzümüze bile bakmadınız, şimdi kucaklıyorsunuz. Hikmetini lütfeder misiniz” diye sorar. - İçeri girdiğinizde tahttan taçtan kurtulamamıştınız, lâkin şimdi üzerinizde dervişlik nurları parıldıyor. Ben sultanlar için ayağa kalkmam ama dervişlere dayanamam. Dahasını da yapar sırtlarından çıkardıkları hırkalarını Gazneli Mahmud’un omzuna bırakırlar. Gazneliler bir ara hiç ummadıkları bir yerde Hindu askeri ile karşılaşırlar. Ne bulundukları yer savaşmaya müsaittir, ne de güç dengesi hesaba gelir. Sizin anlayacağınız kapana kısılırlar. Emir-ül müminin nefsi için çekinmez ama İslam askerinin kırılmasından çok korkar. Hemen Ebü’l Hasen Harkani hazretlerinin hırkasına bürünür, alnını secdeye koyar. “Ya Rabbi şu hırkanın hatırına” diye yalvarmaya başlar. Henüz elini yüzüne sürmemiştir ki düşman mevzilerinde bir hortum patlar. Çadırlar uçuşur, hayvanlar kaçar, gözlerine toz dolar. Düşünün o kargaşada birbirlerini kırarlar. Hasılı matematik iflas eder azınlık, çoğunluğu önüne katar. Edebe bak! Gazneli Mahmud’un Ayaz adlı bir kölesi vardır, huzurunda asla kıpırdamaz. Bir gün Ayaz’ın yüzünden bir ıstırap dalgası dolanır, ayağı belli belirsiz oynar. Olur ya bir yeri ağrımış, sancımış, belki de sıkışmıştır. Sultan, huzurundaki askerleri destur verip salar, vezirini Ayaz’ın peşine takar. Ayaz ilk köşeyi dönünce derhal çizmesini çıkarıp sallar, içinden iri bir akrep çıkar. Hayvanı muhatap edinip azarlar, “yaptığını beğendin mi? Beni huzurda rezil ettin! Ayaz artık sultanının yüzüne nasıl bakar?” Ulema bu misalin ardından, sözü namazda eline yüzüne konan sinekleri kovanlara getirir ve “Allahü teâlânın huzuru elbette daha yüksektir, kaldı ki kulluk kölelikle kıyas edilemez” buyururlar. Sultan Mahmud bu sadık kölesini yükselte yükselte büyük memur yapar. Hatta hazinadarlığa tayin etmekte bir beis bulmaz. En kıymetli mücevherleri, en zarif takıları ona bırakınca saraylı takımı fena bozulur, hasetler, fesatlar açık aramaya başlar. Nitekim bekledikleri fırsatı yakalar, sultana koşarlar. Telaşla “aman efendim” derler “bu köle parçası her gün hazine dairesine giriyor, orada bir miktar kalıyor. Kim bilir ne dümenler çeviriyor?” Mazini hatırla! Sultan hazine dairesine bir delik açtırır ve gözlemeye başlar. Ayaz hakikaten bir ara hazine dairesine dalar, sandıklardan birini açar, kölelik yıllarında giydiği çaputları çıkarıp omzuna atar ve aynanın karşısına geçip nefsini azarlamaya başlar: “Bu elbiseyi giydiğin günleri ne çabuk unuttun! Sen bir hiçtin. Hepsi hepsi alınıp satılan bir köleydin. Cenab-ı Hak Sultanın eliyle sana rahmetinden hak etmediğin nimetler lütfetti. Evet şimdi buradasın ama nereden geldiğini unutma! Nimetçe senden aşağı olanlara kibirle bakma. Mazini hatırla Ayaz, mazini hatırla!” Fitne fesad takımı yine Sultanı bizar eder Ayaz hakkında ileri geri konuşmaya çalışırlar. Sultan “susun bre” der, “o, bugüne kadar mücevherlerimin hazinedârıydı, ama artık kalbimin hazinedârı oldu. Size kandım, dersimi aldım.”
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT