BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Sahhafların adı kaldı

Sahhafların adı kaldı

Geçmişte kitap, medrese, talebe denince akla ilk gelen yerlerden biri olan 550 yıllık tarihî “Sahhaflar Çarşısı”na artık kimse uğramaz oldu, kitapların bakanı çok ama alanı yok.



> İnan Arvas Sahhaflar Çarşısı bir zamanlar eski İstanbul’un kültür merkezi idi. Kalem erbabının, okuma meraklılarının, medrese talebelerinin, nadide ve muteber eser meraklısı kişilerin sık sık uğradıkları, saatlerce oturdukları, dükkan dükkan dolaştıkları bir edebi ve ilmi toplantı yeri gibiydi. Sahhaflar, kitap alacak parası olmayan medrese öğrencilerine veya okumaya hevesli gençlere okuma imkanını vermeyi bir gelenek olarak muhafaza etmişlerdi. Kitap satıcısı olan sahhaflar, sadece kâr gayesi güden tüccar değildi; onlar, kendilerine okuma ve mütalâa imkânı sağlayan ve aynı zamanda âlimleri ve edipleri dükkânlarına çeken kültürlü ediplerdi. Başta İstanbul olmak üzere her şehirde bir çarşı içinde, aynı sokakta toplanır; hattatlar, mücellitler, müzehhipler, kağıtçılar, kalemtraşçılar, mürekkepçiler ve diğer eski kitapçılık sanatları erbabı da sahhafların çevresinde yerleşirlerdi. Sahhaflara kendine has bir hava veren, besleyen ve onun hakiki çehresini çizen bu eski kitapçılık sanatlarımızın yavaş yavaş ortadan silinmesine paralel olarak, sahaflar da her geçen gün asli fonksiyonlarını kaybetmeye başladı. Bugün ise, sahhaflar kendine has canlı ve renkli havasını çok geride bıraktı, eskiden sahip olduğu içtimai ve kültürel fonksiyonunu kaybetti. Bir zamanlar tüm dükkanların sahhaflık yaptığı çarşıda artık az sayıda sahhaf dükkanı kaldı. Yarım asırdan beri bu işe gönül veren hoşsohbet esnaf ve Sahhaflar Çarşısı Derneği Başkanı Adil Sarmusak çarşının dününü ve bugününü konuştuk. Emrinde 500 hattat * Sahhaflık ne demek bize kısaca bahseder misiniz? SARMUSAK - Sahhaf sahifenin çoğulundan üretilmiş bir kelime. Sahhafın işi yalnız kitap alıp satmak değil. Zamanında sahhafların şeyhi olurdu, onların elinde her türlü kitaptan birer nüsha mevcuttu. Sahhaflar şeyhinin emrinde 300 - 500 civarında hattat vazife yapardı. Müşteri istediği kitabı sahhaflar şeyhine ısmarlar, şeyh o işi en iyi yazacak hattatları bilir siparişi onlara verirdi. Hattatlar kitabın büyüklüğüne göre 10’ar, 20’ şer sayfa alır ve hemen o gece yazarlardı. Şeyh efendi önce aslını açar, okur tashihlerini yapar, sayfaları sıralar ve cildciye yollardı. Cildci işini bitirince kitabı sahaflar şeyhine getirir, şeyh efendi cildden de anlar esere yakışan bir cild olup olmadığına bakardı. İçine sinerse kitabı müşteriye teslim ederdi. İşte bu kitaplar sayfa sayfa yazıldığı için meslek erbabına “sahhaf” dendi. Sahhaflar şeyhi her türlü kitabı tanıyan, yazarını, çizerini kısaca içini dışını bilen bir kitap mütehassısı demekti ve sanki eserin fotokopisini çıkartırdı. Matbaa Türkiye’ye geldikten sonra 300 bin hattat işsiz kaldı, sahhafflık bitti diyemeyiz ama çok azaldı. Halen usta çırak usulüyle çalışan arkadaşlar var ve kitap kurtlarına eser yazıyorlar. Kiraları ödeyemiyoruz * Sahhafların şu anki sıkıntıları nedir? SARMUSAK - En büyük sıkıntımız kira meselesi. Kapalıçarşı’daki kuyumcularla neredeyse aynı kirayı veriyoruz. Belediye kiralara % 3 bin gibi bir zam yaptı. Ben Paris’e gittim oradaki sahafları gezdim şehrin en güzel yerinde Ren nehrinin kenarında devlet bunlara yer vermiş, kira almıyor, vergi almıyor, üstelik para veriyor. Bu kültür hizmetinin yaşamasını istiyor. Biz civardaki kuyumcu ile aynı kirayı veriyoruz ama aynı parayı kazanmamız mümkün değil. Hali hazırda 42 sahhaf arkadaşımız var ve çoğu 4-5 aydır kiralarını ödeyemiyorlar. Günümüzde sahaflar eski günlere hasret kaldı. Çünkü, kitaba ilgi azaldı, kimse kitap almıyor. Kitabı, yalnız araştırmacılar, tarihçiler arıyor. Eğer öğrencilerin yıllık ödevleri de olmasa sahhaflar sinek avlayacaklar. * Peki bu sahhaflık merakınız nereden geliyor? SARMUSAK - Hiç unutmam, 1955 yılında bir kitap almak için ilk kez Sahhaflar Çarşısı’na girdim, nasıl tesir altında kaldım anlatamam. Sanki bir şey beni çekti, buradan ayrılamaz oldum. Sahhaflık kolay bir iş değil, bu mesleğe gönül veren ‘kitap doktoru’ olması gerek. O yıllarda bu nurlu çarşıda edep vardı, ilim erbabı hep buradaydı. İnsanlar buradan sadece kitap almaz, çınarların altında oturur doyulmaz sohbetler yaparlardı. Hem satırları okur hem kitabı okurlardı. Hani bir bakışta yazarını hattatını cildcisini tanırlardı. Kitap üzerine derin münazaralara girer, duyulmadık malumatlar sunarlardı. Hele Küllük sohbetlerine doyulmazdı. Kitap kurtları acı kahvelerini yudumlarken, araştırıcılara, yazarlara, üniversite hocalarına ufuklar ve kapılar açarlardı. Artık öyle insanlar kalmadı. Ama az da olsa çok iyi kitap okuyan ve çok iyi eser takip edenler var. Türkiye’nin öyle ücra köşelerinden öyle kitaplar isteniyor ki talibinin kalitesini ortaya koyuyor. Mürekkebi yalamak! * İş eski kitaplara sahip olmakla bitmiyor herhalde onları iyi korumakta gerekli sanırım... SARMUSAK - Elbette sahip olmak kadar onları korumak da lazım. Zaten geçmişte sahhafların mustarip olduğu tek şey rutubetti. Eski kitaplar is mürekkebi ile yazılmışlardı, bunlar hem silinmez hem de göz okşarlardı. Ama rutubete hiç dayanamaz, dağılırlardı. Hattatlar o devirde ağarlı kâğıt kullanırlardı. Ağar dediğimiz yumurta akı ile yapılmış bir nevi astardı. Yanlış yazdılar mı dillerinin ucu ile mürekkebi silerler, açıkçası yalarlardı. İşte “mürekkeb yalama” sözü oradan geliyor. Yazma eserlerin en yenisi 100-150 yıllık, devletin bunlara sahip çıkması lazım. Eski kitaplar zamanında izbelere kilitlendi, gömüldü, ambarlara saklandı bu arada bir çoğu bozuldu. Gönül isterdi ki bu değerli ve emsalsiz eserleri devlet satın alıp müzelere koysun. Ehil olmayanlar bu eserleri alınca ecdat yadigarları elimizden gidiyor. 50 senedir buradayım daha bir devlet yetkilisinin gelip bir kitap aldığını görmedim. Bunca esere benim gibi birkaç ihtiyar ne kadar sahip çıkabilir ki... “Viyana’da işi ne?” Kitaba ne kadar değer verdiğimizi acı misallerle anlatan Sahhaflar Derneği Başkanı Adil Sarmusak, İbn-i Sina’nın kendi el yazısı ile yazdığı tek nüsha tıp kitabının şimdi Avusturya’da, Viyana müzesinde olduğunu söylüyor. Türkiye’den bir fakültenin kitabın kopyasını bile müzeden alamadığını kaydeden Sarmusak, “Ben bu kitabın hikayesini duyunca dehşete düştüm. Kitap sevgisinden nasipsiz bir kaç yetkili, Balat’ta bir kütüphaneyi boşalttırıyor, ‘bunlar eski ve gerici kitaplar’ diyerek kapı önüne koyuyorlar. Oradan geçen bir at arabacı ile anlaşıyor. ‘Al şunları Haliç’e at’ diyorlar. Adam gidiyor kitapları at arabasına yüklüyor tam Haliç’e doğru götürürken Avusturya Sefiri ile karşılaşıyor. Sefir arabacıyı durdurup “bunları bana satar mısın” diyor ve sadece 10 liraya hepsini kapatıyor. İşte o el yazmalarından biri de İbn-i Sina’nın tıp kitabı. Anlıyorsunuz değil mi ne kadar acı...”
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT