BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 27 Mayıs 1960 müdahalesinin 45. yılının ardından...

27 Mayıs 1960 müdahalesinin 45. yılının ardından...

Dün, 27 Mayıs 1960 Askerî Müdahalesi’nin 45. yıl dönümü idi. ‘27 Mayıs’ olayına değişik politik ve duygusal değerlendirmeler ile yaklaşanlar bu olayı, ya ‘İhtilal’ veya ‘Darbe’ gibi farklı kavramlarla nitelerler.



Dün, 27 Mayıs 1960 Askerî Müdahalesi’nin 45. yıl dönümü idi. ‘27 Mayıs’ olayına değişik politik ve duygusal değerlendirmeler ile yaklaşanlar bu olayı, ya ‘İhtilal’ veya ‘Darbe’ gibi farklı kavramlarla nitelerler. Geçen 45 yıl içinde duygular yatıştığına göre, bugün ‘27 Mayıs’ı nitelemek için, bana göre, en uygun deyim ‘Müdahale’ olabilir. 1960 Müdahalesinden bu yana, gerek basındaki yazılarımda, gerekse Anayasa Hukuku ile ilgili makale ve ders kitaplarımda savunduğum görüş genellikle şu olmuştur: ‘DP İktidarı’ yalnız Anayasaya aykırı icraat ile değil, bir de son on yılın sorumlu iktidarı olarak ele alınması gereken ülkenin hayatî ve zorunlu ekonomik ve sosyal sorunlarını ele almadıktan başka, bu işlerin normal bir parlamenter iklim ve rejim içinde yapılması ve hatta tartışılması imkanlarını tamamen kapadığı için, tansiyonu çok yükseltmiş ve bazı çevre ve kişileri 27 Mayıs Hareketini tasarlamaya ve en sonunda yapmaya adeta teşvik etmiştir. ...Ne var ki, bir müdahalenin oluş nedenleri, ne olursa olsun, yapılışı ne kadar adilane ve başarılı olursa olsun, ülke bünyesinde meydana getirdiği sarsıntı ve buhran uzun müddet devam etmekte, bu ise çok yeni sorunlar doğurmaktadır. İşte bu anlamda Kant ‘İhtilallerin en büyük başarıları, en küçük sakıncalarını dahi gideremez’ demiştir... Kanaatimizce, 27 Mayıs Yönetiminin (MBK) en büyük hatası, Yassıada’da hüküm giyen Başbakan Adnan Menderes’in Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın da idam hükümlerini hafifletmeyerek, basında ‘Ak Devrim’ olarak adlandırılan bir hareketin kana bulanmasını önlememesi veya önleyememesi olmuştur. (*) Eski MBK üyesi Numan Esin’in nisan ayında bana da imzalayarak verdiği ve daha önce bu köşede sözünü ettiğim kitabın (**) tamamını okuyunca, temelde Numan Esin ile birbirimize ne kadar yakın kanaatte olduğumuzu gördüm. Gerçekten, Esin ‘Artık askerî müdahale olmasın’ kenar başlığı altında şu önemli masajı veriyor: Sonuç olarak, ne terör, ne PKK, ne ekonomik gerekçelerle, ne de içeride doğabilecek partiler arası zıtlaşmalar yüzünden, Türkiye’de yeni bir ihtilal olmaması gerekir. Türkiye, bu konuların her birinde ne kadar zorlanırsa zorlansın, demokrasi içerisinde çözüm bulmalıdır; bulabilir de. Sivil güçlerin de ihtilal eğilimlerine karşı durmasını bilmeleri ve savaş vermeleri gerekir. Demokrasi ve özgürlükler kolay elde edilmiyor: Her gün yeniden kazanılması ve fethedilmesi gerekir... Yine de devletin dikkatli olması, gereksiz sertleşmelere yol açmayacak ve iç istikrarı bozmayacak basiretli bir iç ve dış politika gütmesi gerektiğine inanıyorum (s.335) Diğer taraftan, Numan Esin; ‘14’ler idamlara karşı idi’ başlığı altında ‘Biz tasfiye edilmeseydik idamlar olmazdı’ konusunda şunları söylüyor: Kanaatimce, komitenin 38 kişilik kadrosu bu oylamaya katılsaydı idam kararı kesinlikle çıkmazdı. Çünkü 14’ler idamlara karşı idi. Bu üç kişi asılmazdı. Tasfiye edilişimiz, ne yazık ki, böyle bir acı sonuç da getirmiştir’ (s.225-226) Doğrusu istenirse, Numan Esin ile dostluğumuz, onun da benim gibi 1961 Anayasasını ‘27 Mayıs’ Hareketinin en önemli ve kalıcı eseri’ olarak kabul etmesi ve 1995’te kurulan ‘1961 Anayasası ve Çağdaş Demokrasi Vakfı’ içinde yer alması ve başkan olması ile başlar. Oysa, MBK’nın ‘Radikal’ kanadına mensup Numan Esin’in, İstanbul Anayasa Komisyonu Başkanı eski hocamız Ord. Prof. S. S. Onar’ın, Tarık Zafer Tunaya ile beni güya ‘CHP’li olduğumuz’ ve Komisyondaki çalışmaları sabote ettiğimiz iftirası üzerine, hem komisyondan çıkarılmamızda, hem de bu karara karşı kamuoyu oluşturduğumuz için 14’ler Tasfiye Listesinde yer almamızda rolü olduğunu biliyor ve 14’lerin MBK’dan tasfiyesinden sonra Numan Esin’in Kurucu Meclis’in 1961 Anayasasını hazırlayan Anayasa Komisyonunda ‘Sosyal Devlet ile ‘Sosyalizm’in aynı şeyler olmadığını, savunan ve fakat daha sonra başında bulunduğu ‘YÖN’ ve ‘DEVRİM’ dergilerinde ‘Radikal sol’ ve hatta ‘Cuntacı’ yayınları ile toplumda çalkantılara yol açan Doğan Avcıoğlu’na yakın durmasını yadırgıyordum. Bu bakımdan, dostuluğuna önem verdiğim sevgili Esin ile temel konularda yakın olduğumuzu görmek beni bahtiyar etmiştir. ..... (*) Giritli İ., Sarmaşık J. Anayasa Hukuku, Beta, İst 2001, s.179-181 (**) Numan Esin, Devrim ve Demokrasi -Bir 27 Mayısçının Anıları, Doğan Kitap İstanbul 2005
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT