BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > O kadar yabancıydı ki!..

O kadar yabancıydı ki!..

Kadir annesinden önce hazırlanmış, kapının önünde onun gelmesini bekliyordu. Karşılarındaki iki katlı, bitmemiş evin üst katındaki pencereden sarı saçlı, orta yaşlarında bir kadın seslendi...



Kadir annesinden önce hazırlanmış, kapının önünde onun gelmesini bekliyordu. Karşılarındaki iki katlı, bitmemiş evin üst katındaki pencereden sarı saçlı, orta yaşlarında bir kadın seslendi: - Nereye Kadir, ana oğul gezmeye mi gidiyorsunuz? - Yok Şengül abla, doktora götürüyorum kendisini. Geçende yine iki büklüm kalmış belinden. İtiraz etti ama dinlemedim. Sarışın kadın başını salladı: - İyi etmişsin, kaç defa da ben söyledim. Kendisine hiç dikkat etmiyor. Varsa yoksa sen! Kadir sevgiyle tebessüm etti: - İyi de o olmazsa ben ne işe yararım, bunu hiç düşünmüyor ki! Bu sırada bahçe kapısının önünde göründü Halime hanım. Bir önceki anneler gününde oğlunun hediye ettiği başörtüsünü bağlamış, kol uçları eskilikten neredeyse erimiş, gri pardösüsünü giymişti. Başını kaldırıp oğluyla sohbet eden komşusunu selamladı: - Bu deli oğlan zorla götürüyor beni Şengül. Ev sana emanet kızım. - Merak etme sen Halime abla. Ben evdeyim. Haydi hayırlı haberle dönün inşallah. Hazır çıkmışken hava da güzel, ana-oğul azıcık gezin keyfinizce... Kadir bilmiş bir tavırla başını salladı tasdik edercesine: - Eee, bir şeyler düşünürüz artık. Halime hanım oğlunun koluna girdi gururla. Yol boyunca kol kola yürüdüler. Caddeye çıkıp yüz metre ilerideki otobüs durağına geldikleri zaman yaşlı kadın bayağı yorulmuştu bile. Nefes alışından belli oluyordu. Kadir endişeyle izledi annesinin bu halini. Dayanamadı: - Şu kadarcık yolda nasıl yoruldun... Hiç bakmıyorsun kendine anne. Helâk ediyorsun kendini. Gülümsedi Halime hanım gördüğü ilgiden hoşlanarak: - İyiyim ben oğul, endişelenme. Yok bir şeyim. Yaşlılıktan bu haller. - Daha kaç yaşındasın ki ana? - Deme öyle..Yarım asırı geçtik çoktan... Gülümsedi Kadir, sevgiyle baktı annesine. Onun başörtüsünün altındaki bembeyaz saçlarına bakınca yaşının çok daha fazla üzerinde gösterdiğini biliyordu. Kadıncağızın tek başına verdiği mücadele vaktinden önce çökmesine neden olmuştu. Bu sırada otobüs geldi. Hemen atıldı genç adam: - Gel anacığım, binelim. Yardım etti annesine, tenhaydı otobüs. İkisi yan yana oturdular. Kadir eğildi yaşlı kadına doğru eliyle ağzını örterek: - Her gün böyle olmaz ana. Tıklım tıklım olur bunun içi. Şimdi sen bineceksin diye boşaltmışlar bir durak önce. Hayretle baktı oğluna Halime. Birkaç saniyelik bir şaşkınlıktan sonra anladı onun şaka yaptığını. Eliyle hafifçe eline vurdu: - Bak şunun söylediklerine. Nasıl da eğleniyor benimle. Ben de inanıverdim bir an... Kadir sarsıla sarsıla güldü başını camdan tarafa çevirip. Taksime geldikleri zaman güneş yükselmişti. Kış olmasına rağmen bu saatlerde etkili olabiliyordu hâlâ. Bir gün öncesinde yağan yağmurdan eser kalmamıştı, sanki hiç yağmamış gibi pırıl pırıl bir hava vardı. Ana oğul Elmadağ’ına doğru yürüdüler. Kadir Hakkı ustanın bir akrabasından almıştı doktorun adını. Vizitesini duyduğu zaman şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı neredeyse. Boncuk boncuk terlediğini hissetmişti o anda. Neyse ki Hakkı usta ısrarla bu doktorun çok iyi olduğunu söyleyip en azından vizite parasının yarısını karşılamaya karar vermişti. Mahcup ama çaresiz bir tavırla kabul etti Kadir. Cebine parasını koyup anacığını getirmişti sonunda. İstanbul’un bu oldukça lüks semtinde çekingen adımlarla yürüyordu Halime hanım. Sanki bu gibi yerlere ait olmadığını düşünüyor, yabancılık çekiyor gibiydi. İki tarafta yerleşmiş lüks lokantalar, dünyanın her tarafına geziler tertipleyen seyahat acenteleri, zengin turistlere yönelik lüks hediyelik eşya mağazaları yaşlı kadına apayrı bir dünyanın varlığını anlatıyor gibiydi. Kadir annesindeki bu çelişkiyi anlamış gibi gülümseyerek konuştu: - Ne o ana? Pek şaşırmış gibisin... - Öyleyim oğul... Geldik gidiyoruz şu dünyadan, baksana bilmediğimiz, görmediğimiz ne çok şey var. Kadir başını salladı: - Doktora girelim çıkalım da sana bu lokantalardan birinde bir yemek yedireyim. Yaşlı kadın heyecanla itiraz etti: - Yok Kadir’im, istemem. Ne işim var benim. Neden yaptıkları belli değil yemekleri. Baksana hepsi ecnebi ecnebi isimler. Güldü genç adam. Cadde üzerindeki siyah, yüksek bir binanın önünde durdu. Girişteki onlarca sarı tabela içinden gidecekleri doktorunkini yüksek sesle okudu: Prof. Dr. Cezmi Yurdakul. Dahiliye Mütehassısı Kaşlarını kaldırıp annesine yol verdi girmesi için. Gönlü rahattı. Ne zamandır istediği bir şeyi yapıyordu. Yaşlı kadını her gece saklamaya çalıştığı ıstırapların içinde görmek yüreğini sızlatıyordu. Heyecanla asansöre bindiler. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT