BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tarık, hışımla yerinden fırladı!..

Tarık, hışımla yerinden fırladı!..

Annesi de, ablası da ağlıyorlardı. Kadın gözlerini başörtüsünün uçlarına silerek ve yakıtı bitmiş bir deniz motoru gibi titreyerek kızına çıkıştı...



Annesi de, ablası da ağlıyorlardı. Kadın gözlerini başörtüsünün uçlarına silerek ve yakıtı bitmiş bir deniz motoru gibi titreyerek kızına çıkıştı: - Şimdi söyleyecek zaman mıydı Fatmam? dedi. Zaten uyku sersemi çocuğu iyice sersemlettin. Tarık, annesinin ağzından çıkanları artık duymuyordu. Duysa bile, hiçbir anlam taşımazdı bunlar. - Sibel’ime ne oldu? diye Tarık yalvarırcasına sordu. Sesi şefkat doluydu. Nerede kardeşim? Şaka yapıyorsunuz, değil mi? Acı şaka yapmayın ne olur? Artık ok yaydan çıkmıştı. Burnunu çeken yüreği yaralı ana, olayı nasıl anlatacağını düşünüyordu. Bir-iki kez yutkunduktan sonra anlatmaya zorladı kendini: - Gurbet ellerinde seni üzmemek için, olayı sana duyurmadık oğlum, dedi. Keşke hiç göndermez olsaydık yüksek okullara... Okuyup doktor çıkacağına, keşke o da oturup ablası gibi terzi olsaydı... Tarık hâlâ bir bocalamanın, şaşkınlığın içindeydi. Tüm duyduklarını aklı almıyordu. Ablası Fatma, dili tutulmuşcasına donuklaşan kardeşinin elinden tutup, bir küçük çocuk gibi onu sokağa bakan pencerenin önündeki divana çekti. Fatma artık ağlamıyordu. Gözyaşları dinmişti ama, gözlerinin çevresi kıpkırmızı olmuştu. - Hâlâ süren öğrenci olaylarından haberin var mıydı, bilmiyorum? diye Fatma konuştu. İşte bir öğrenci olayında vuruldu Sibel... Yumruklarını sıkan Tarık, hışımla yerinden fırladı. Dişlerini sıkıyor, avının üstüne atlamaya hazırlanan bir vahşi hayvanı andırıyordu. - Kim? diye burnundan soluyarak sordu. Kim vurdu çabuk söyleyin? Kardeşinin elinden asılan Fatma, onu tekrar yerine oturttu. - Kim olduğunu bilsem, gidip tırnaklarımı boğazına geçirmez miydim? diye ablası çaresizlikle konuştu. Böylesi olaylarda gerçek katiller genellikle bilinemiyor. Hiçbir politik tartışmaya da katılmazdı kardeşimiz. Sağcı-solcu diye okul arkadaşlarının bölünmesine ve onların birbirini düşman gözüyle görmelerine çok üzülürdü. O dehşetli olay günü, silahlı çatışmanın içinde olmadığı halde Sibel, bir kör kurşunun hedefi oldu. Yani olayı görenler böyle anlattılar... Tarık’ın yüreği derinden sızlıyordu. Zonklayan kafatasının içinde sanki bir beyin yok gibiydi. Uyuşmuş, keçeleşmiş bir haldeydi. O hayat dolu, o lacivert gözlü güzel kız kardeşi bir varmış bir yokmuş olmuştu demek!.. Yalancı dünya... İnanamıyordu. Ellerini yüzüne kapatıp, bir zaman burnunu çekti durdu. Bir süre sonra yüzünü açtığında gözleri kanlı, göz pınarları yaşlıydı. - Nedendir bu kardeş kavgaları abla? dedi. Bitmeyen bu acılarımız niye? - Politikayla ilgilenmem, dedi ablası. Zaten herkes ilgilenmeye kalktığıdan bu durumlara düştük ya!.. - Hepimiz bu vatanın çocukları değil miyiz abla? Bir kişi, karşısındaki aynı vatanın bir çocuğunu nasıl öldürür? Biz ezelden beri özgür bir milletiz ve herkes istediğini konuşmakta serbesttir aslında. Eğer demokrasi diye bir kavram varsa ve demokrasiden anlıyorsak biraz bu böyledir. Kırıcı ve can yakıcı tartışmalar, kalemle, fikir sohbetiyle olamaz mı? Mutlaka çekip vurmak mı gerek? Zaten silahla çözüm arayan bir insan korkaktır, kalleştir. Avrupalılar bizim bu durumumuza gülüyorlar, bu tür olayları cahilce bir tutum olarak ve geri kalmışlığın bir simgesi olarak değerlendiriyorlar. Biz ise boyuna birbirimizi incitip kırıyoruz. Ve her gün nice analar, babalar kardeşler yanmakta acıyla... Politikayı öğrencilerin ayaklarına kadar düşüren çıkarcı politikacılara, öğretim üyelerine yazıklar olsun! - Şaştık! dedi annesi de. Nasıl iştir bu, nasıl hükümettir, nasıl yönetimdir hepten şaşırdık!.. - Zayıf yönetimli geri kalmış ülkelerde bu hep böyle, dedi Tarık. -Kimi dinlersen sözde o haklı, dedi ablası Fatma. Bir taraf ülkeyi komünistlerden kurtaracağız diyor; diğer taraf zengin-yoksul, kadın-erkek eşitliği diyor... Aslında bu bölücü sözlerin dış kaynaklı olduğunu hep biliyoruz. Güzelim vatanımız ve yüreklerimiz kan ağlıyor Tarık. - Almanya gibi ilerlemiş ülkelerde tam demokrasi var, diye Tarık olaya boyut getirmeye çalışıyordu. Her şey serbest... İsteyen komünist olur, isteyen başka bir şey... Çünkü bu işler bilinçli yapılıyor. Bizdeki gibi, karşıt düşüneli diye düşünülen on üç yaşındaki bir boyacı çocuk öldürülmüyor; onların eylemine yardımcı olmayan bir başkasına işkence edilmiyor... Birincisi: Orada halk, komünizmin iflas edeceğini biliyor. Bulgaristan’dan geçerken biz de gördük işte... İnsanlar yabancıyla konuşmaktan çekiniyorlar, kadınlar çöpçülük yapıyor, yollarda taş kırıyorlar, işte eşitlik!.. Demirperde ülkelerinde yaşayanlar da insan olduklarını ve ezildiklerini anlayınca başkaldıracaklardır, işte bu da komünizmin yüzyıllarca geçerli olmayan bir düzen şekli olduğunu ortaya koyacaktır. İkincisi: Saf kan safsatası! Bunun en güzel örneği Hitler ve Naziler’dir. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT