BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘Tarihimizi çok iyi bilmeliyiz’

‘Tarihimizi çok iyi bilmeliyiz’

TGRT HABER TV’de yayınlanan “Çerçeve’den Yansımalar”a konuk olan Yazar Mustafa Armağan tarih kitaplarının herkesin anlayacağı ve seveceği şekilde yeniden hazırlanması gerektiğini söyledi.



> Hüseyin Türkoğlu İSTANBUL - Araştırmacı-Yazar Mustafa Armağan, “Tarihimizi çok iyi bilmeliyiz. Özellikle duraklama ve gerileme dönemini en ince ayrıntılarına kadar öğrenmeliyiz. Tarih kitaplarımız herkesin anlayacağı, seveceği şekilde sil baştan hazırlanmalı” dedi. TGRT HABER TV’de canlı olarak yayınlanan “Çerçeve’den Yansımalar” programında Gazetemiz Genel Yayın Müdürü Fuat Bol ile Yazarımız İsmail Kapan’ın bu haftaki konuğu Araştırmacı-Yazar Mustafa Armağan oldu. Armağan, İstanbul’un fethinin gayesi, tarihteki önemi, sonuçları ve Osmanlı tarihi ile ilgili birçok konuda Bol ile Kapan’ın sorularını cevaplandırdı. ‘Yok etme değil’ Fethin işgal anlamına gelmediğini belirten Armağan, “Fetih; kelime olarak anahtar, açmak manasına gelir. İslam tarihinde gerçekleştirilen fetihler bir yok etme değil, buralarda yaşayanlar ile hakikat arasındaki perdeyi açan olaylardır. Osmanlılar’ın Balkanlarda çok hızlı yayılması bununla mümkündür. Dolayısıyla fetih bir sömürge ve emperyalizm değildir. Çünkü Osmanlılar fethettiği yerlerde aldığından fazlasını vermiştir. Yani fetihler, toplumlara sahip olmadıkları birçok değeri kazandırmış ve istedikleri gibi yaşama güvencesi vermiştir” dedi. Asıl fetih Araştırmacı-Yazar Mustafa Armağan şöyle devam etti: “Eğer bizler bu güne kadar gelebilmişsek bu İstanbul’un fethi ile mümkün olmuştur. Eğer Bağdat ile Endülüs’ün düştüğü tarihlerin arasına tekabül eden bu fetih olmasaydı, İslam toplumları bugün yaşadığı ayrılıkları 1500’lü yıllarda yaşardı. İstanbul’un fethi ile ilgili Hadis-i şerif de, bu fethin manevi boyutunu göstermektedir. İstanbul’un fethi, sadece bir kara parçasının alınması değil, çok boyutlu bir olaydır. Fatih Sultan Mehmed’in fetihten sonra yaptıklarına bakarsak ne maksatla fethettiğini de anlarız. Fetihten hemen sonra atadığı yöneticilere, ilk olarak şehre su getirmeleri emredilmiş. Paşalara, yeni eserler yapılması emrediliyor. Yani 29 Mayıs’ta fetih bitmiyor, asıl bu tarihte başlıyor.” Asılsız iddialar Son zamanlarda Fatih Sultan Mehmed ve ailesi hakkında asılsız iddialar ve dedikodular çıkarıldığını ifade eden Armağan şunları söyledi: “Fatih’in annesinin Hıristiyan olduğu ddiaları, bir aidiyet ihtiyacından kaynaklanıyor olabilir. Buna benzer iddialar Osmanlı döneminde de yaşanmış ve ‘Fatih bizim eniştemizdir’ gibi ifadelerle saraya yaklaşmak isteyen insanlar olmuştur. Ancak o zaman yapılan araştırmalarda da böyle bir şeyin olmadığı ortaya çıkmıştır. Ayrıca Fatih’in annesinin kabri ortadadır ve kabirdeki kitabe de bu iddiların asılsız olduğunu göstermektedir. Bu çerçevede Fatih Sultan Mehmed’in yüksek hoşgörüşünden kendilerine pay çıkaran Papalık, ‘en büyük Hıristiyan toplumunu idare eden bir Müslüman devlet adamı’ olmasına da kuşku ile bakmış, ‘acaba gizliden gizliye Hıristiyan oldu da onun için mi Hıristiyanlara böyle hoşgörü ile davranıyor’ şeklinde düşünmüş ve bu çerçevede kendilerini yönetmesi için Fatih’e bir de mektup yazmıştır.” Aydınlarımızın durumu Araştırmacı-Yazar Armağan, Osmanlı’nın anlaşılması konusunda aydınların rolü hakkında da şunları söyledi: “Aydın, bir fikre karşı da olsa o konuda asgari bir bilgiye sahip olmalıdır. Bizim aydınlar kendi tarihimizi ve dinimizi iyi bilmediği gibi Avrupa’yı da yeteri kadar bilmiyor. 19. yy’daki pozitivizm bizim aydınlarımızı da etkilemiştir ama Avrupalı birçok bilim adamının medeniyet, bilim, sanat ve teknik konusunda Müslüman ilim adamlarından etkilendiği ‘Avrupa’da İslam’ adlı kitapta ifade edilmektedir.” ‘Sil baştan değiştirilmeli’ Osmanlıların gerileme olarak tabir edilen dönemde sayısız önemli başarılar elde ettiğini ifade eden Armağan, “Dolayısıyla biz bu dönemi çok iyi bilmeliyiz. Tarihimizi çok iyi bilmeliyiz. Tarihimizi en ince ayrıntılarına kadar öğrenmeli, herkesin anlayacağı bir şekilde insanların bilgisine sunmalıyız. Bu manada tarih kitaplarımızın sil baştan, insanlara tarihi sevdirecek, onları heyecanlandıracak şekilde yeniden hazırlanması gerekir. Çünkü tarih, bir toplumu geleceğe yönlendirmek için gerekli motivasyonu sağlayacak bir kaynaktır” dedi. ‘Osmanlı her dönem gayretliydi’ Osmanlı tarihinin kuruluş, yükselme, duraklama ve gerileme gibi devrelere ayrılarak öğretildiğini belirten Armağan, “Bu çerçevede duraklama ve gerileme döneminde sanki önemli bir şey yapılmamış gibi görülür. Halbuki bu dönemde de büyük gayretler sarfedilmiş, çok önemli diplomatik çalışmalar yapılmıştır. Fakat Kanuni dönemi de dahil 16. yy’dan sonra artık her şey daha zorlaşmıştır. Çünkü Avrupa’da bu dönemde bir nüfus patlaması başlamıştır. Ve nüfusta, bilimde bir patlama yaşayan Avrupa’ya karşı Osmanlı 300 yıl direnmiştir. Bütün dünyayı işgal eden Avrupa’ya karşı böyle bir direnç çok büyük bir başarıdır. Bu da sadece askeri güçle izah edilemez. Bu açıdan bakıldığında 17. ve 18. yy bizim için çok önemlidir. 2. Mustafa’dan sonra padişahların ordunun başında sefere çıkmaması da bir siyaset gereğidir, çünkü bir padişahın esir edilmesi kabul edilemeyecek bir durumdu. Bunun misalleri o dönemlerde Avrupa’da yaşandı ve çok büyük olumsuz tesirleri oldu” diye konuştu. ‘Matbaaya karşı çıkılmadı’ Osmanlı döneminde matbaaya karşı çıkıldığı iddialarının bir çarpıtma olduğunu belirten Araştırmacı-Yazar Mustafa Armağan, yazılan ilk eserde 11 tane yetkilinin önsözününün olduğunu söyledi. Armağan, “Eğer bu yetkili insanlar matbaaya karşı olsalardı önsöz yazarlar mıydı? Sonra bu dönemde 90 bin hattat olduğu ve işsiz kalma korkusu yaşadıkları iddiaları da gerçeği yansıtmıyor. 90 bin hattat 500 bin nüfus eder. Halbuki o zaman İstanbul’un toplam nüfusu zaten bu kadardı. Bu mümkün değil” diye konuştu. Baltacı’ya iftira Baltacı Mehmet Paşa ile ilgili iddiaların da asılsız bir iftira olduğunu ifade eden Armağan şöyle devam etti: “Bu Rusya Devlet Başkanı Putin tarafından da belirtildi. Baltacı’nın ordusu savaştığı ve sıkıştırdığı Rus ordusuna karşı bir günde 7 bin kayıp verdi. Bunun sonucunda da bir anlaşma yaptı ve anlaşmanın yapıldığı çadırda başkaları da vardı. Burada verilen hediyeler de yetkililer tarafından demirbaşa kaydedildi. Kazanamayacağı düşüncesiyle Ruslara karşı gönderilen Baltacı’nın İstanbul’a muzaffer bir eda ile dönmesine karşı bu tür iftiralar geliştirildi.” Musa Hulusi Paşa Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde yaşanan önemli başarılardan birisinin de Musa Hulusi Paşa tarafından kazanıldığını belirten Armağan şöyle devam etti: “Musa Hulusi Paşa’nın Ruslar’a karşı verdiği Silistre savunması başlı başına bir olaydır. Rus ordusunun 3 günde Edirne’ye ulaşması bekleniyordu fakat Musa Hulusi Paşa 10 bin kişilk kuvvetiyle 80 bin kişilik Rus ordusunu perişan etti. Kendisine üstün başarılarından dolayı mareşal unvanı verildiğinde de ‘şehitliği tercih ederdim’ demiş ve 3 gün sonra da şehitlik mertebesine ulaşmıştır. Portekizlilerin planı Mesela Yavuz Sultan Selim’in Memlüklüler’e karşı sefer düzenlemesi bazıları tarafından eleştirilir. Halbuki Yavuz Sultan Selim Han çok iyi istihbarat teşkilatı kurmuştu ve Cidde’ye gelen Portekizli komutanın kralına yazdığı mektubu ele geçirmişti. Portekizliler, Mekke ve Medine’yi işgal edip, Kabe’yi yerle bir etmeyi ve Peygamber Efendimiz’in kabrini de ülkelerine kaçırarak İslam’ı bitirmeyi hedefliyordu. Yavuz bunu, istihbarat teşkilatı sayesinde öğrendi ve buna müsaade etmedi.”
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT