BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Camiler medreseler şehri: Mardin

Camiler medreseler şehri: Mardin

Mardin Hazret-i Ömer devrinde Müslümanların eline geçiyor, siluetini Emevi, Abbasi, Hamdani, Mervani, Selçuklu, Artuklu ve Osmanlı dönemine ait eserler çiziyor.



Mardin’den aşağı baktınız mı ova deniz kesiliyor, gece karanlığında köyler fener alayına çıkan kalyonları andırıyor. Hoş Suriye dediğin aha şurası, gece Kamışlı’nın ışıklarını tutasınız geliyor. Geçtiniz karşıya... Şehir gündüz mezarlığa, gece gerdanlığa benziyor. Yukarıda kartal yuvasını andıran bir kale... Eteklerinde içiçe sokaklar... Bütün evler güneye dönük ve sarp bir yamaca sıralanıyorlar. Öndeki evin damı arkadaki evin ancak temeline ulaşabiliyor. Hal böyle olunca güneş gün boyu içerde turluyor. Yollar merdiven merdiven yükseliyor ve abbaraların (kemerli tünellerin) altında kayboluyor. Mardin içinde hâlâ atlar, katırlar dolanıyor, Belediye çöpü kadrolu eşekleriyle topluyor. Şehri boydan boya geçen tek cadde (Cumhuriyet Caddesi) dar mı dar, otobüs kamyon sığmıyor, aynalar tentelere takılıyor. Çocuklar bisiklete binemeden, top oynayamadan büyüyorlar. Aksaçlının biri “Mardin’deki tek düzlük kale içindedir” diyor, “eskiden orada ne maçlar yapardık bilsen. Bana kriko Tevfik derlerdi.” Tevfik amcamız elini “hey gidi” gibilerinden sallayıp “o zamanlar Kalespor efsaneydi” diye mırıldanıyor. Kale NATO’ya verildi verileli kapıları halka kapanmış eski maçlar hatıralarda yaşıyor. Açık hava müzesi Mardin tabii bir kale olduğu için yöre devletlerinin ilgisini çekmiş. Ancak şehirde yaşadığı bilinen Sümer, Akad, Babil, Asur, Pers ve Romalıların pek iz nişane bulunmuyor. Mardin Hazret-i Ömer devrinde Müslümanların eline geçiyor, zaten şehrin sulietini Emevi, Abbasi, Hamdani, Mervani, Selçuklu, Artuklu ve Osmanlı dönemine ait eserler çiziyor. Kenti merkez edinen Artuklu hükümdarı İl-Gazi Bey haçlılara karşı büyük mücadele veriyor. Bu arada Mardin’i hanlar, hamamlar, camilerle donatıyor. Annesi Raziye hanım ise Hatuniye medresesini yaptırıyor. Ardından Şehidiye, Zinciriyye, Vezir Altunboğa, Şah Sultan, Hüsamiye, Muzafferiye, Melik Mansur ve Savurkapı medreseleri tedrisata giriyor. Ki bunlarda milyonlarca el yazması bulunuyor. Mardin’in camileri birbirinden muhteşem ama Ulu Cami, Latifiye, Reyhaniye, Necmeddin, Emineddin, Nizameddin, Hamidiye, Şeyh Salih, Sultan Hazma, Süleyman paşa, Şeyh Çabuk ve Tekiye camileri “Maşallah” dedirtiyor. Burası kolay bir kent değil, düşünün Timur bile dikiş tutturamıyor. Karakoyunlular, Akkoyunlular derken Kasım Bey, kendi adıyla anılan o nefis medreseyi yaptırıyor. Derken Şah İsmail, gözünü Mardin’e dikiyor, devrin valisi geçtiği yeri kana boyayan Safevilerle takışmıyor, kapıyı elceğizi ile açıyor. Hilal uğruna Yavuz Sultan Selim yöreyi Acemlerin elinden kurtarıyor, Bıyıklı Mehmed Paşa ve büyük âlim İdris-i Bitlisi hazretleri kürt aşiretlerinin desteği ile şehre giriyor, bayrağımızı göndere çekiyorlar. İşte nazlı hilal o gün bu gündür surların üzerinde dalgalanıyor. Osmanlının zor günlerinde Fransızlar (azınlıklara güvenip) Mardin’i rahatlıkla elde edeceklerini sanıyor. Albay Norman, Mardin eşrafını Belediye binasında toplayıp ulu perdeden nutuk atarken İbrahim ve Osman Bayraktar ile Davut Milli, Fransız bayrağını paralayıveriyorlar. Bir anda silahını alan meydana dökülüyor. Norman bakıyor iş ciddi, apar topar şehirden ayrılıyor, canını zor kurtarıyor. Mardin bir İslam beldesi ama nedendir bilinmez turist rehberleri, söze Süryani şarabından girip Keldani dolmasından çıkıyorlar... Duyan da Mardin’de silme Hıristiyan yaşadığını sanıyor. Hali hazırda 70-80 aile kalmış, onlarda hatıralarıyla oyalanan yaşlılar... Ne sanatta ne de ticarette eskisi gibi ağırlıkları bulunmuyor. Yörede 12 kilise var, yani kilise başına 6 aile düşüyor. Ancak Mardin’e gelip giden misyonerler Süryanileri koruyup kollama bahanesiyle zemin tutmaya çalışıyorlar. Bu ne muhabbet? Yanlış anlaşılmasın Süryani vatandaşlarımızdan kimse rahatsız değil. Kaldı ki Deyr-ül Zeferan manastırı için “tekke ve zaviyeler kanunu” da işlemiyor. Burada rahatlıkla ayin yapıyor, talebe okutuyor, misafir ağırlıyor, istediklerini içeri alıyor, istemediklerini kapıdan çeviriyorlar. Tatil günlerini kendilerine göre ayarlıyor ve göstere göstere “haç” satıyorlar. İyi de yörenin kültür hayatında çok önemli bir yeri olan Kasımiyye medreselerinde niye sembolik de olsa bir hoca efendi vazife yapamıyor? Hani bir medrese odasına hasır serilip, rahle atılsa... Şöyle lisan bilen bir kaç talebe turistlere bu ilim yuvasının tıp ve astronomide vardığı noktaları anlatsa... Mardin’e karşıdan bakınca beton evler çürük diş gibi sırıtıyor. Tuğla duvarlar, plastik pencereler can sıkıyor. Sonra şehirde görülmemiş bir tel, tabela kirliliği var. O güzelim minareleri fotoğraflamaya kalkıyorsunuz, kadraja mutlaka paslı bir direk giriyor. Hem o zarif şerefelere aşure tenceresini andıran hoporlörler hiç yakışmıyor. İkindi güneşi ile kehribar kesilen minarelerde aliminyumlar leke gibi duruyor. Ne yazık ki her yerde olduğu gibi Mardin’de de bir erozyon var. Amcamın biri “eskiden karnımız doydu mu şükr ederdik” diyor “ama gençler niye bizim DVD’miz yok, bir çanak taktırsak ya diye başımızın etini yiyor. Kızlarımız fistanı zıbunu, oğlanlar poşuyu şalvarı unuttu, şimdi alayı kot giyiyor. Müziğimiz, mutfağımız, kıyafetimiz eridi gitti, bir evlerimiz kaldı, onlar da betona yeniliyor.” Saraylarda yaşıyorlar... Mardin evi dendi mi duracaksın abi. İçeri giriyorsun tavan 6 metre. Bir ampul değiştirmek için masa üstüne sandalye, sandalye üstüne tabure koyuyorsunuz yine yetmiyor. Duvar kalınlığı bir kulaçı buluyor ama taş nefes alıyor. Yazın serin, kışın sıcak, içeride küfül küfül rüzgar geziniyor. Bu taşlar ocaktan çıktığında peynir gibi yumuşak, haliyle şekle geliyor, dantel gibi işleniyor. Gün geçtikçe sertleşiyor ve “taş gibi” oluyor. Sıcak ve kurak bir iklimde yer almasına rağmen Mardin’in esintisi eksik olmuyor. Gün geliyor ovayla arasındaki ısı farkı 15 dereceyi aşıyor. Şehirde kadınları eğiten dernekler var, bunlar yurt içi ve yurtdışından (mesela Washington merkezli Anatolien Artizen vakfından) ciddi bağışlar alıyor. Elbette hanımların halı dokuma, ahşap boyama çocuk bakımı gibi konularda yetiştirilmeleri güzel ancak ısrarla kendi ayaklarının üzerinde durmaları, iş yeri açmaları öğütleniyor. İş öyle kolay mı? Asgari ücretle çalışabilmek için nice civanlar kuyruklara giriyor. Her çocuğun elinde bir fırça, üç kuruş boya parası için ayakkabılarınıza saldırıyor. “Kursta neler öğrendiniz” diye sorduğumuz yengeler feministlerden kaptıkları ağızlarla “yasal haktan, statü atlamaktan” dem vuruyor, göğüslerini gere gere “artık kocalarımız bizi ezemeyecek” diyorlar. Hani duyanlar da Mardinli erkeklerin günde üç vardiya karı sopaladıklarını sanacak. Aksine Mardinliler eskiden beri ailelerine bağlılıkları ve hanımlarını hoş tutmaları ile tanınıyor. Onları saray endamlı evlerde barındırıyor, sultanlar gibi yaşatıyorlar. Böylesi bir mimari ancak saadeti evinde arayan insanların harcı olabilir, başkasını aklım almıyor. Çocuktan al haberi Ha bu arada atlamayalım minik rehberler bir gazoz parasına (o tatlı yöre şivesi ile) Ulucamiyi anlatıyor. Hatta bütün kitabeleri ezberden okuyor, “bak abey bu göz yaşı damlası, altındaki halkada Ayet-el kürsi, şu levhada Aşere-i mübeşşerenin adları var” diye malumat sunuyorlar. Hatta bazıları İngilizce ve Almanca da şakırdıyor, eh biraz kaşını gözünü yarıyorlar ama olsun. Gavur gülerek “vandırful” diyor veled anlamış gibi cevap veriyor “çalış senin de olur”. Mardin mutfağı güçlü mü güçlü, Urfa ve Antep kadar acı yemedikleri için bizim gibi muhallebi çocuklarına da hitap ediyor. Karabiber, tarçın, yenibahar gibi baharatları ustalıkla kullanıyor, salataya kişniş, tatlılara mahlep katıyorlar. Soğanlı çorbaları, kaburga dolmaları, sembusekleri (kapalı lahmacunları), metfunit ir-rahbatları, peynir helvaları, zencefilli limonataları yeme de yanında yat cinsinden. Üstüne bir mırra yuvarladınız mı gözünüz faltaşı gibi açılıyor. Dağ taş badem ağacı olduğu için pilavlar kuruyemiş kâsesi gibi, hem çok nefis badem şekeri yapıyor, ucuz ucuz satıyorlar. Ağaçtan açmışken bıttımı, kirazı, zeytini atlamayalım, taşlık bayırlık arazilerde asma, mahlep ve kapari yetişiyor. Mardin etkileyici bir şehir, inanın insana “şimdiye kadar niye gelmedim ki” dedirtiyor.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT