BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > YAŞ-LI

YAŞ-LI

İhtiyarlık... Ne çok şey yazmak isterdim bu konuda, ne çok şey... Kim söylemişti o sözü; “Ben gençliğin ne olduğunu bilirim ama siz ihtiyarlığı bilemezsiniz” diye... Hüzün, senin akranın olan çocuğa “yaşlı futbolcu” dediklerinde başlar.



İhtiyarlık... Ne çok şey yazmak isterdim bu konuda, ne çok şey... Kim söylemişti o sözü; “Ben gençliğin ne olduğunu bilirim ama siz ihtiyarlığı bilemezsiniz” diye... Hüzün, senin akranın olan çocuğa “yaşlı futbolcu” dediklerinde başlar. Ve bir gün bakarsın ki, artık sahalarda senin yaşında futbolcu kalmamış. Yirmili yaşlarda, bir an önce büyümek için gün sayarken, otuzunda “bu kadar büyümek yeter” diye düşünür, kırkından sonra ise artık frene basmanın mümkün olmadığını anlarsın. Hele elli sonrası... düşmemek için, geride kalan hâtıraların oluşturduğu bastonuna dayanıp ayakta kalmaya çabalarsın. Mesleği bırakmak ölüme biraz daha yaklaşmak gibi... Naim Süleymanoğlu’nun kariyerini riske atıp orta yaşlarında halterin barına yapışması bu yüzdendi, Martina Navratilova’nın kırklı yaşlarında raketin sapına tutunması da... Gelmiş geçmiş en büyük futbol sihirbazı Diego Maradona’nın “kocamış bir kurt olarak köpeklere maskara olmayı göze alıp” topu bir türlü bırakamaması da... Müzeyyen Senar’ı “bu yaşında” mikrofondan koparmayan şey ne ise, Necdet Mahfi Ayral’ı 96 yaşında tiyatro sahnesine çıkarmış şey de odur; yaşlılık kompleksi... Zaman acımasız... *** Mihrali Üzülmez, gençliğinde güreşçi olduğunu bile unuttuğu yaştaydı şimdi. Oysa yarım asır önce, Almanya’ya karakucak güreşini götürmüştü; er meydanlarında uzun boyu, geniş omuzları, iri elleri, acımasız gücü ve yere gelmez sırtı ile taştan bir heykel gibiydi. Şimdi, hayat ırmağının orasında burasındaki kayalara çarpa çarpa küçülmüş vücudu ile, kah Almanya’daki büyük oğlunun, kah Sivas’taki küçük kızının yanında “sığınmacı” olarak yaşıyordu. Oğlunun evinde “el kızı” vardı, kızı ise zaten el evindeydi. İki yıl önce eşini kaybettikten sonra yeryüzünde bir başına kalmış olan Mihrali Dede, sanki hayatı protesto eder gibi, kimse ile konuşmuyordu artık... Almanya’daki mekanı, vakitten vakte, ezandan ezana namaz saatlerini beklediği Fatih Camii avlusu idi. Türkiye’de ise köyünden ayrıldıktan sonra bir türlü alışamadığı Sivas şehir merkezinde, yine cami avlusu ile, geleni geçeni sessizce seyrettiği çay bahçesinde ömür tüketiyordu. *** İki çocuğunun iki ayrı ülkedeki hayatları arasında ping pong topu gibi gidip gelen Mihrali Dede, yine Türkiye’deydi. Aradan yıllar geçti. Ve bakın sonunda ne oldu. *** Mihrali Dede’nin Almanya’daki sigorta şirketinden her ay Türkiye’deki banka hesabına yatan emekli maaşını, demiryollarında çalışan damadı çekiyordu. Alman makamları, 107 yaşına geldiği halde Mihrali Üzülmez’in “neden ölmediğini” merak edip, Türkiye’ye müfettiş gönderdiklerinde dünya üzerinde görülmemiş yepyeni bir sahtekarlık türünü keşfettiler: Aslında Mihrali Dede 95 yaşında ölmüştü... Sivas’taki damadı ile kızı, yaşlı adamın maaşını çekmeyi sürdürmüşlerdi tam 12 yıl boyunca... Çünkü imza atamadığı için emekli kağıtlarına her zaman parmak basmış olan Mihrali Üzülmez öldüğünde damadı ile kızı, talihsiz dedenin baş parmağını kesip buzdolabında saklamışlar, imza lazım oldukça da bu baş parmağı kullanmışlardı! --------------- Cuma günleri yayınlanır
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103235
    % 2.07
  • 4.7171
    % 0.01
  • 5.5018
    % -0.57
  • 6.2889
    % -0.17
  • 197.827
    % 0.14
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT