BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Wright kardeşler Orville ve Wilbur

Wright kardeşler Orville ve Wilbur

Orville ağırlık olmasın diye o zemherir ayazında paltosunu çıkarır, dişleri titreye titreye gaza basar. “Flyer-1” 12 saniye havada kalır ve 37 metre uçar.



Ne iştir bilinmez kardeşler elin oğluyla iş yapar ama babalarının oğullarıyla anlaşamazlar. Milletin nazını kahrını çeker, birbirlerinden nem kaparlar. Lâkin Daytonlu Wright kardeşler başka... Bunlar el ele verir, abi kardeş dağlarda, bayırlarda dolanırlar. Ölmüş hayvan kemiklerini toplar, gübre fabrikasına satarlar. Neden sonra hurda toplamanın (demir, bakır, kağıt, ne olursa) daha kârlı olduğunu anlarlar. Bir ara matbaa kurmaya kalkarlarsa da müşteri bulamaz, sükut-u hayale uğrarlar. Derken bisiklet tamirciliğine soyunur ve çorbayı kaynatırlar. Hasılı sıradan insanlardır, gün olur meteliğe mermi sıkarlar. Kuşların ardında... Orville okumaya çok meraklıdır, zaman zaman şehir kütüphanesine takılır, rafları karıştırır. Bir gün planörle uçuş tecrübeleri yapan ve dikkate değer notlar tutan Alman Otto Lilienthal’in kitabıyla karşılaşır. Bay Otto o güne kadar uçmayı deneyenlerin aksine “kanat çırpma fikrine” karşıdır. Aksine akan havanın sabit kanatlı vasıtaları taşıyabileceğine inanır. Kitabın eksiğini gediğini bilemiyoruz ama Orville ve Wilbur kardeşlere ufuk açar. İki kafadar yamru yumru kâğıtlara, eğri büğrü dizaynlar karalar. Wright kardeşler, havanın kaldırma kuvveti ile ilgili bir kitap arasalar da bulamazlar, hoş bulsalar da fizikçilerin işaret ettiği incelikleri kavrayacak donanımdan mahrumdurlar. Evet tahsilleri ve diplomaları yoktur ama zekidirler, azimleri kırılmaz. Kaldı ki elleri iyi kötü işe yatar. Sonra hurdacılıktan geldikleri için malzeme bulmakta zorlanmazlar. İki kardeş oturup bir rüzgar tüneli (bu bile alkışlanacak bir keşif) yapar, hava-kanat münasebetini çözmeye çalışırlar. Dile kolay tam 200 ayrı model dener ve en uygununda karar kılarlar. Abi kardeş 1902 yılından itibaren araziye çıkar, tayyarelerini uçurmaya çalışırlar. Ancak beklenmedik rüzgarlarla yön değiştiren alameti rotada tutmakta çok zorlanırlar. Halbuki kuşlar kanat uçlarını bükerek dengede kalmakta, hedeflerine kolaylıkla varmaktadırlar. Bunu taklid eder ve ters rüzgarlara karşı koyarlar. Ahbap çavuşlar “aerodinami” gibi bir kelimenin farkında bile değildirler ama adeta kitabını yazarlar. Tahta iskelet ve müslin kumaştan mamul tayyareyi tekerlekli krikolarla kaldırır, bir ray üzerinde çekerek havalandırırlar. Dümen denge sistemiyle 360 derecelik bir dönüşü tamamlar, uçuşu kontrolde tutarlar. Çıkış neyse de her iniş bir masraf açar, tayyarenin bir yerlerini onarmak zorunda kalırlar. Hal böyle olunca bisiklet tekerinden bir “iniş takımı” yapar, üstelik pilota da yer açarlar. İyi de şimdi bunu “hangi güçle” havalandırmalıdırlar? Nitekim ummadıkları yerden düşürdükleri küçük motor kafalarında bir lamba yakar. Soğuk bir aralık günü (1903) Kitty Hawk kumsalında pist başı yaparlar. 16 beygirlik motor, zincirli aktarıcılar marifetiyle “Flyer-1”in pervanelerini döndürmeye başlar. İlk uçuş için aralarında yazı tura atar ve şanslı Orville’i pilot kabinine yatırırlar. Garibim ağırlık olmasın diye o zemherir ayazında paltosunu çıkarır, dişleri titreye titreye gaza basar. “Flyer-1” 12 saniye havada kalır ve 37 metre uçar. Kardeşi ise 59 saniye uçup 260 metreyi aşar. Babaları aksi bir ihtiyardır, parlamak için bahane arar. Hatta bir gün “yeter be” der “hem karılarınıza, hem oyuncaklarınıza bakmaktan sıkıldım, ya bu malzemeleri toplayıp atın, ya da gelinleri babalarının evine yollayın!” Orville ve Wilbur istim üzerindedirler, eşlerini çok sevmelerine rağmen tercihleri havacılıktan yana kullanırlar. Şu sabra bakın ki babalarına “parayı kazanan biziz, sana ne oluyor” deme cüretinde bulunmazlar. Hoş, iki kardeş şaşaadan da hoşlanmaz gökyüzünün tayyarelerle dolduğu yıllarda bile uçuş ehliyeti almazlar. Hatta bir gün Wilbur evden çıkarken kırmızı kurdeleli bir metal düşürür, kızkardeşi yerden aldığı zarif madalyonun Fransız hükümetinin sunduğu Legion D’enor nişanı olduğunu görünce çok şaşar. Wilbur nişana mişana aldırmaz, milletin alabilmek için kırk takla attığı itibarlı ödülü bozuk paralarla birlikte cebine atar. Yine bir pazar İspanya Kralı ayaklarına kadar gelir ve kendisini uçurup uçuramayacaklarını sorar. Orville “mümkünü yok” der “bugün babamı kiliseye götürmezsek çok kızar.” Al sana rekor!.. Neyse... Ertesi yıl, iki kardeş otuzbeş metre yükseklikte uçarak onüç kilometre öteye konarlar. Artık tayyarelerini hükümete tanıtmalı, bu aracın geliştirilmesi için yardım almalıdırlar. Ancak Washington’daki amcalar büyük büyük işlerle ilgilendikleri için “böylesi saçmalıklarla” (!) oyalanamazlar. 9 Eylül 1908’de Orville yanına bir yolcu alır ve elli yedi dakika havada kalarak rekor kırar. Ardından Wilbur, Governor Adası’ndan kalkar, Hudson Irmağı’nı geçip Grant’s Tomb’a iner, aynı yoldan geri dönüp büyük bir şov yapar. İş bu noktaya gelince birileri ortaya çıkar ve aslında ilk tayyareyi başkalarının yaptığı iddiasında bulunurlar. Evet bir nehir evindeki rampadan fırlatılan Langley’nin Aerodrom’u şayan-ı dikkat bir projedir ama bu alamet gövdesini bir türlü kaldıramaz. Hem ilk tayyareyi kimin yaptığı umurumuzda mı? Eğer iki fukara bisikletçi yılmadan yıkılmadan bunca işi başardıysa “iz bırakmış” sayılırlar. Ve iz bırakanlar bu köşede yer bulurlar. Aksilik bu ya!.. ‘Wright Kardeşler’in havadan ağır olan ilk tayyareyi (balonlar sayılmıyor) uçurmalarından 100 yıl sonra Amerikalılar 1.5 milyon dolar harcayarak Flyer-1’in kopyasını çıkarırlar. Aralarında astronot Neil Armstrong ve John Travolta gibi 35 bin seçkin davetlinin bulunduğu gösteride Başkan Bush coşkulu bir konuşma yapar. Ancak teknisyenler uçağı yerinden bile oynatamaz, uğraşır didinir, götürüp çamura saplarlar.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT