BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bal tutuyoruz parmağımızı yalayamıyoruz

Bal tutuyoruz parmağımızı yalayamıyoruz

Türkiye, ihraç edilen balların, ‘standartlara aykırı’ olduğu gerekçesiyle AB’den geri gönderilmesiyle dünya gündemine oturdu. Yapılan bu yanlışlığın bedelini, ihracatın durma noktasına gelmesiyle hem ülke hem de üretici olarak ‘ağır’ şekilde ödüyoruz.



> Harun Yerebakan İSTANBUL- 65 bin ton bal üretimi ile AB’de birinci, dünyada ise altıncı sırada bulunan Türkiye, standartlara uygun olmadığı gerekçesiyle balları geri gönderen Avrupa’ya karşı büyük mahcubiyet yaşarken, bal ihracatı da durma noktasına geldi. İhracat imkanı yüksek olan, iklimi ve florası ile bugünkünün on katı kadar bal üretim potansiyeline sahip Türkiye, yanlış uygulamalar ve denetimsizlik sonucu arıcılıkta ‘yok’ olma noktasına doğru hızla ilerliyor. Bal yediğini sanan tüketici ise kilosu bir milyon lirayı aşmayan ticari glikoz tüketiyor. Oysa Türkiye’nin, çoğunun uyguladığı ‘düşük maliyet yüksek kâr’ ve ‘kolay para kazanma’ düşüncesi gibi yanlış uygulamaları hak etmediğini söyleyen uzmanlar, “Gelecek vaad eden alanda, bindiğimiz dalı kesiyoruz. Günümüzde ‘şifa’ olarak da tüketilen balın geleceği, bu şekilde devam etmesi durumunda hiç de iç açıcı görünmüyor” yorumunu yapıyor. AB ‘temiz’ bal bulamıyor Gelişmiş ülkelerdeki kişi başına bal tüketimi, ülkemizden üç kat daha fazla. Türkiye’de 40 bin arıcı yılda 65 bin ton bal üretirken; AB’nin ithal edeceği ‘standartlara uygun’ bal bulmakta güçlük çektiği belirtiliyor. AB, Çin’den her yıl 100 bin ton bal alırken, uyguladığı ambargodan sonra bu balların sınırlardan başka ülkelere girdiğini söyleyen Ziraat Mühendisi Ahmet İnci, Türkiye’nin 2002 yılında 18 bin ton, 2003 yılında da 22 bin ton bal ihraç ettiğini kaydetti. İnci, geçen yıl ihraç edilen balların iade edilmesinin ardından Türkiye’nin bal ihracatının adeta durma noktasına geldiğini belirterek, “Düşünebiliyor musunuz, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın daha 2005 yılınan Ocak ayına kadar balın analizi tesisi yoktu. Avrupa’dan balların geri gönderilmesi ile analiz tesisi kurmak zorunda kaldı. Türkiye de yavaş yavaş arıcılıkta sertifika dönemine doğru gidiyor. Hatta arılar, koloniler ve üretim standartlara uygunsa denetlemenin ardından bir sertifika da Avrupa’dan veriliyor” şeklinde konuştu. Analizleri yapılmıyor (mu?) Fabrikalarda mısırdan üretilen ticari glikozun içine bir miktar polen, renklendiriciler ve esanslar katılarak bal diye etiketlenip satılan balların piyasada oldukça yaygın olduğu belirtiliyor. Oysa bal standardı ve Gıda Kodeksi balda glikozu kesinlikle yasaklıyor. Bu ballar genelde gözden uzak bodrum katlarında üretildiği için, arıcılar arasında ‘bodrum balı’ deniyor. Bir çok arıcı, kolonilerinden daha çok üretim alabilmek için bal üretim mevsiminde kolonilere şeker şurubu (sakkaroz) veya (glikoz) verdiği belirtiliyor. Teknik olarak arı ürünü olmasına rağmen gerçek bal değil. Şurup arının midesinden geçmiş olduğundan klasik şeker laboratuarları bunu tespit edemiyor. Şekerli beslemeden dolayı, ihraç edilen balların yurt dışından geri dönmesi sonucu Ege İhracatçılar Birliği’nin kurdurduğu laboratuarda bu test yapılabiliyor. Fevkalade pahalı olan bu analizlerin, yine bu laboratuarda sadece ihraç edilen ballara uygulandığı ve iç piyasada satılan balların hiçbirisinde yapılmadığı belirtiliyor. Bal Standardı ve Kodeksi balda en fazla yüzde 5 oranında ticari sakkaroza müsaade ederken, şekerli besleme ile üretilen ballardaki ticari sakkaroz miktarı yüzde 50’lerin üzerinde bulunuyor. Arıcılık bilinçsizlik sebebiyle yok oluyor Dünyada 50 milyon civarındaki koloniden yaklaşık bir milyon 200 bin ton bal üretiliyor. Ülkeler arası ticareti yapılan bal miktarı ise yıllık 300 bin ton civarında. Diğer yandan son 20 yılda kamu kaynakları ile satın alınıp arıcılık yapsınlar diye eğitimsiz köylülere dağıtılan bir milyon civarındaki koloni, coğrafyaya adapte olamadığı ve taşıdığı hastalıklar sebebiyle telef olurken, yaklaşık 100 trilyon liralık kamu kaynağı da heder edildi. Arıcılığa ümit bağlamış kırsal kesim insanlarının ümitleri de yok oldu. Türkiye’de şu anda çok çeşit ve karışık olmak üzere bol miktarda stok balın bulunduğuna dikkat çeken Ziraat Mühendisi Ahmet İnci, geri gönderilen balların iç piyasada tüketilmesi için Nisan ayında hükümette Türk Gıda Kodeksi Bal Tebliği’nde değişiklik yapılmasına gidildiğini ve bugünlerde yürürlüğe girmesinin beklendiğini söyledi. Gerçeği rekabete dayanamıyor Bal genelde toplandığı çiçeğin özelliğini taşır. Bitkilerin kokuları, tatları, aromatik ve tedavi edici özellikleri bala geçer. Arılar kovanlarından her çıkışta 5-6 kilometre uzağa uçup 40 dakikalık bir sürede ortalama bin 200 çiçek ziyaret edip midesine 40 miligram balözü (nektar) toplar. Toplanan nektara mide enzimleri de karıştırılıp yüzde 65 oranında olan suyun bir kısmı uçurularak ortalama yüzde 20 su ihtiva eden bal oluşur. Bir gram (bir damla) balın üretimi için arıların 120 bin çiçeği ziyaret etmeleri gerekir. Gerçek bal böyle oluşur ve üretim maliyeti de yüksektir. Gerçek bal, piyasadaki ballarla rekabet edemiyor. Böylece arıcı, saf bal üretmekten vazgeçtiği gibi tüketici de, gerçek balla karışık balları ayırt edemiyor ve çoğu kez bal diye şeker şurubuna ve glikoza değerinin çok üzerinde paralar ödüyor. Problemin çözümü ise etkin bir kalite kontrol denetiminde görünüyor. Arıdan korkan, arı denetleyicisi Artvin’e 138 bin euro ile destek verdikleri arıcılığı görmek için gelen AB Komisyonu Türkiye Temsilcisi Büyükelçi Hansjorg Kretschmer, arılardan çok korktuğunu söyledi. Camili bölgesini gezerken, basın mensuplarının ‘Arı kovanlarının yanında fotoğraf çekebilir miyiz’ teklifine gülerek, “Asla olmaz. Çünkü ben müthiş derecede korkuyorum. Bir de sokarsa o zaman ne yaparız” şeklinde gülerek cevap verdi. Bizlerin çok şanslı olduğunu söyleyen ve Camili Köyü’ne geldiğinde arabadan iner inmez etrafa bakınan Kretschmer, “Vay, olamaz böyle bir yer” diyerek dakikalarca çevreyi hayranlıkla seyretti. “Aslında ben bu gece dönecektim, ancak böyle güzelliğin kucağında bir gece dahi olsa yatacağım. Sayın Artvin Valisi Orhan Kırlı beyi de göndermeyeceğim. Bu günü de asla unutmayacağım, hafızamın bir köşesine kazıdım” diyerek geceyi pansiyonda geçirdi. AB’ye uyum için Hollanda ve Fransa’nın ‘hayır’ demelerine Türkiye’nin hiç aldırış etmeden yoluna devam etmesi gerektiğine değinen Kretschmer, “Sizi etkilemez. Siz yolunuza emin adımlarla ilerlemeye bakın. Hem de böylesine ekolojisi, doğal güzelliği bozulmamış bir ortamda” dedi.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT