BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Takıntılar da modaya uydu

Takıntılar da modaya uydu

Güncel konular ne ise takıntıların da o yönde ilerlediğini belirten uzmanlar, “Terör varsa insanlar sokağa çıkamıyor, deprem olduğunda ise birlikte olma duygusu artıyor” diyor



> Sevdican Güneş İSTANBUL - Türkiye’de her 50 kişiden birinde takıntı gözlendiğini belirten uzmanlar, bunun temelinin ilk 5 yaşta oluştuğunu ve bilinçaltının geriye atılan olayları ileriki yaşlarda ortaya çıkardığını açıkladı. Güncel ağırlıklı konu neyse, takıntının o yönde kendisine uygun bir bağlantı kurarak ilerlediğini anlatan Uzman psikolog Alanur Özalp, terör olaylarından sonra insanların sokağa çıkmak istemediklerine, kalabalık mekanlardan kaçındıklarına, deprem olduğunda ise çok insanla birlikte olma duygularının arttığına dikkat çekti. Özalp, “Dış kapının kilitli olup olmadığını, ütünün fişini çekip çekmediğini, ocağın altını kapatıp kapatmadığını bir iki defa kontrol eden ve aklına kötü bir düşünce geldiğinde bu düşünceden kurtulmak için tahtalara vuran kişilere sıkça rastlarız. Böyle davranışları olan herkes için elbette takıntılı sıfatını kullanmıyoruz. Hastalıktan söz edilebilmesi için takıntılı düşüncelerin ve bunların sebep olduğu endişeyi gidermeye yönelik davranışların aşırı derecede olması, kişinin hayatını ciddi manada etkilemesi gerekiyor” diye konuştu. Zorlanmadan bırakın Ekonomik ve sosyal problemleri kafaya takmanın yanı sıra el yıkamaktan, plaka saymaya kadar vatandaşımız pek çok takıntıya sahip ve belli şartlar sonrasında hem takıntının derecesi hem de sosyal hayata etkisi artabiliyor. Kişilerin tekrar tekrar aynı şeyleri yapmasına sebep olan bu hastalığın tıbben obsesif kompulsif bozukluk (OKB) şeklinde tanımlandığını belirten Özalp, hastalığın saplantı (takıntı) ve zorlantı olmak üzere iki ana belirtisi olduğunu açıkladı. Takıntıyı, irade dışı olan, bireyi tedirgin eden, bilinçli çaba ile kovulamayan düşünceler olarak açıklayan Özalp, “Zorlantı ise kişinin aklına gelen bu düşüncelerinden kurtulmak için yaptığı ve sık sık yinelediği davranışlardır. Mesela temiz olduğunu bildiği halde kişinin, bir şeye dokunduğunda elinin kirlendiğini düşünmesi takıntı. Böyle düşünerek elini tutkulu bir şekilde tekrar tekrar yıkaması ise zorlantıdır” dedi. Erkeklerde 2 kat Takıntı ve zorlantıların genel nüfusun yüzde 80’ini etkilediğini belirten Özalp, bu problemle yaşayan hastaların yaklaşık yüzde 80’inin de depresyona girdiklerini kaydetti. Takıntı hastalığının genellikle çocuklukta veya erişkinliğin ilk döneminde başladığına dikkat çeken Özalp, “Hastalık genellikle 25 yaşından önce görülür, sadece yüzde 15’inde, 35 yaşından sonra başlar. Bu olguların yaklaşık üçte biri çocukluk ve ergenlik döneminde ortaya çıkar. Bu dönemde rahatsızlık erkeklerde iki kat daha fazladır. Erişkinlik döneminde ise, kadınlarda biraz daha yaygın olarak görülmektedir. Hayat boyu takıntı hastalığı görülme oranı yaklaşık yüzde iki-üçtür” diye konuştu. Takıntının bir hastalık olarak algılandığı durumlarla ilgili Özalp şu misalleri veriyor: “Temizlik endişesiyle günün büyük bölümünü banyoda geçirenler, eşyaların yamuk durmasından rahatsızlık duyanlar, kaldırım taşlarındaki çizgilere basmadan yürüyemeyenler, ‘konuşurken ağzımdan kötü bir söz çıkar mı’ diye çekinenler, dünya ve evrenin yaratılışı hakkında ardı arkası kesilmeyen sorular sormaktan kendini alamayanlar...” Çözümün ip uçları Takıntıların ilaç tedavisi ve psikolojik terapilerle iyileştirilebildiğini anlatan Özalp, “İlaç tedavisi büyük oranda belirtilerin gerilemesini sağlar. Ancak, kalıcı bir tesir için mutlaka davranışçı alıştırmalar da yapılmalıdır. En doğru metot ilaç tedavisi ve psikoterapinin birlikte kullanımıdır” dedi. Özalp, EMDR tekniğiyle kişinin problemini kendisinin görmesinin sağlandığını ve buna çözüm üretmeye başladığı takdirde tedavinin devam ettirildiğini kaydetti.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT