BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Babamın yâdigârı gidiyor!”

“Babamın yâdigârı gidiyor!”

Hazreti Ömer seher vaktinde mescid-i şerifte namaz kılmaya giderken, Yahudi Ebû Lü’lü, tarafından karanlıkta bıçakla, mubârek karnından yaralanınca Emîr-ül mü’minîn yardım istedi. Adamları geldiler. Emîr-ül mü’minîni bu hâl içinde görüp, ağlaştılar.



Hazreti Ömer seher vaktinde mescid-i şerifte namaz kılmaya giderken, Yahudi Ebû Lü’lü, tarafından karanlıkta bıçakla, mubârek karnından yaralanınca Emîr-ül mü’minîn yardım istedi. Adamları geldiler. Emîr-ül mü’minîni bu hâl içinde görüp, ağlaştılar. Hazreti Ömer’i o mahalden alıp, evine getirdiler. Cerrâh görüp, yarayı dikti. İyileşinceye kadar hareket etmesin, üç-dört gün yatsın, iyi olur, dedi. Sahâbe-i güzîn gelip çevresinde oturdular. Hilâfet emrini ve sâir dîni emirleri onlara vasiyet ederken, namaz vakti gelip, müezzin ezân okudu. Sonra yüzünü cerrâha dönüp dedi ki: Şimdi abdest alıp, namaz kılsam ne olur. Cerrâh dedi ki: Eğer yerinden hareket edersen, bu diktiğim yerden sökülür, vefât edersin. Emîr-ül mü’minîn dedi ki: Namazı terk etmekten ise, karnım yarılsın ve öleyim dahâ iyi, elbette namaz kılsam gerektir. Sahâbeden birini Hazreti Âişe’nin huzuruna gönderdi ki: Destûr verir mi ki, biz de Resûlullah Efendimizin Ravda-i mutahheralarına girelim ve O Servere ilticâ edelim... Hazreti Âişe bu haberi işitince ağladı. Âh, kıymetli Ömer, babamın yâdigârı da gidiyor. İşte o yeri ben kendim için saklardım. Ammâ onlara hibe ettim. Hazreti Ömer’e söyleyin ki, Resûlullah ve babamın yanına varınca, benim selâmımı onlara söylesin. Ve desin ki; bu ayrılığım ne zamana kadar olacak. Hazreti Ömer bu haberi işitince, oğlu Abdullah hazretlerine dedi ki: Benim cenâze namazımı kıldıktan sonra, Âişe-i Sıddîka’nın huzuruna varıp, tekrar izin isteyesin. Sağlığımda benden utanıp, izin vermiş olabilir ve pişmân olmuş olabilir. Onun rızâsı ile defnolayım. Namaz vakti sonuna gelmişti. Müezzin ikâmet okudu. Emîr-ül mü’minîn, ayağa kalkıp, abdest almak ve namaz kılmak istedi. O ânda dikilen yerler sökülüp, Emîr-ül mü’minîn yere düştü. Dostlarına; elvedâ elvedâ, esen kalın, hakkınızı helal ediniz, tekrar görüşmemiz kıyâmete kaldı, dedi. Sahâbeler arasında ağlama-inleme başladı. Hemen o sâat Hazreti Ömer şehâdet kelimesini getirip, cânını Allahü teâlâ hazretlerine teslîm etti. Ondan sonra yıkadılar. Namazını kıldılar. Oğlu Abdullah, Âişe-i Sıddîka hazretlerine gitti, izin istedi. Hazreti Âişe ağladı. Dedi ki: Ey Ömer, adâleti hayâtında da, ölünce de elinden bırakmadın. O yeri sana fedâ ettim. Ondan sonra mübârek cenâzesini, Ravda-i mutahhera kapısına getirdiler. Birisi ileri varıp: Esselâmü aleyke yâ Resûlallah! Ömer’i getirdik. Eğer destûr var ise, ravda içine defnederiz, dedi. Cümle Sahâbe-i güzîn, Resûlullah Efendimizin, “Dostumu benim yanıma getirin”, diye sesini işittiler.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT