BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Kırkpınar vatan ediniş destanıdır / Halil Delice

Kırkpınar vatan ediniş destanıdır / Halil Delice

Kırkpınar’a, pehlivanların kızılelması dedik, peki Olimpiyatlar nedir? Olimpiyatlar, kendilerine, yarı insan, fakat olağanüstü güçlere sahip ve şehvet, ihtiras, mide zevkinin de doruğunda, evlatlarıyla cinsel ilişkiye girebilecek tanrıları uygun gören eski Yunanlıların, hayallerindeki tanrıları gerçekleştirme, ilah üretme organizasyonlarıdır.



Kırkpınar’a, pehlivanların kızılelması dedik, peki Olimpiyatlar nedir? Olimpiyatlar, kendilerine, yarı insan, fakat olağanüstü güçlere sahip ve şehvet, ihtiras, mide zevkinin de doruğunda, evlatlarıyla cinsel ilişkiye girebilecek tanrıları uygun gören eski Yunanlıların, hayallerindeki tanrıları gerçekleştirme, ilah üretme organizasyonlarıdır. Olimpiyatlar, tam olarak insanı ilahlaştırmanın, insan bedenini putlaştırmanın, ruhu, ruhi güzellikleri inkârın arenasıdır. Günümüz Batı medeniyetindeki insanlık anlayışının aynasıdır. Olimpiyatlar, dünden bugüne, milyarlar arasından daha çok zıplayanı, daha çok güçlüyü, daha çok koşanı, mızrağı, gülleyi daha uzağa fırlatanı seçme, bunları allayıp pullama, efsane olarak pazarlama organizasyonlarıdır. Ne yazık ki, daha çok zıplayan, daha çok konuşan değere bindikçe, daha merhametli, daha adaletli, daha çok yardımsever, daha bilgili, daha insanlar, gönül ve bileği kaynaştıranlar enayi gibi görüldü. Türkistan’dan Kırkpınar’a Kırkpınar geleneğinde, güç, kuvvet, ustalık, pehlivanlık, mal, evlat, zenginlik çoğaldıkça, mesuliyet de büyür. Bunlara sahip olanlar, “Bütün iyilikler, güzellikler, Allah-ü Teâla’dandır, bu nimetlere nasıl şükrederim?” endişesine düşerler, bunlara şükredebilmek için, bu nimetlerle bütün canlılara faydalı olabilmek için gayret ederler, nimete kavuştukça, “Benim” deyip başını dikmezler, tam tersi “Rabbim, senin ihsanların, nimetlerin üzerimde ne kadar çok” deyip olgunlaşan buğday başağı gibi boyun bükerler. İşte Kırkpınar’la Olimpiyat farkı: Olimpiyatlar, binlerce “Ben” diyen ilah, efsane türetirken, Kırkpınarlar’sa, “Rabbimin aciz bir kuluyum, onun nimetlerine nasıl şükrederim” endişesinde, bu endişeyle ağlayan alperenleri, gönül insanlarını, bütün insanlığa sunar. Kırkpınar, Türkoğlu, Avrupa’yı vatan edinirken doğmuştur, Türkoğlu’nun, Avrupa’yı vatan ediniş destanı, sahip bulunulan güzelliklerin elden çıkmaması için maddi - manevi güçlü olmanın ifadesi, bilek ile gönlü en güzel idealler yolunda kaynaştırmış alperenlerin yadigârıdır. Peşrevle, Türkoğlu’nun, Türkistan’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan da Avrupa’ya akışı canlandırılmakta, peşrevle, Türk’ün sembolleri kurdun atılışı, okun uçuşu, atın şahlanışı, kartalın süzülüşü temsil edilmektedir. Biz, bu vatan edinişin canlandırılması, Kıkpınar’ın yalnızca Edirne’ye sıkıştırılmaması için “Yesi’den (Türkistan’dan) Kırkpınar’a” projesini ortaya atmıştık. Bu projeyle, Yesi’den Ahmet Yesevi Hazretleri’nin kabrinden toprak alınacak, daha sonra, Ankara’da Hacı Bayram’ın, Bektaş’ta Hacı Bektaş Veli’nin, Söğüt’te Ertuğrul Gazi’nin, Bursa’da Osman Gazi’nin, Çardak’ta Salcı Baba’nın, Bolayır’da Şehzade Süleyman’ın, Keşan’da Paşayiğit’in, Babaeski’de Sarı Saltuk’un kabirlerinden alınan topraklar, Kırkpınar’ın başlangıç gününde, Kırkpınar ermeydanına serpilecekti. Kırkpınar gerçek efsanedir Gelibolu’nun fetih gününde, alınan topraklarla birlikte Rumeli’ye geçiş canlandırılacaktı. Yağlı Güreş Federasyonu tarafından kutlama programına alınan bu proje, federasyonun lağvedilmesiyle, hayata geçememiştir. Bazıları, Kırkpınar’ın doğuşunu ve tarihçesini yalnızca efsaneden ibaret diyerek küçümsüyor. Doğru, Kırkpınar bir efsane, ancak nasıl bir efsane? Eğer, tarihçiden, etnografyacıdan edebiyatçıya ve folklorcuya bilim adamlarını bir araya getirsek ve onların senelerce çalışmalarını isteyerek bir Kırkpınar Efsanesi sipariş etseydik, bu kadar mükemmel ve tarihi, coğrafi gerçeklerle bu kadar uyuşan, Türk milli vicdanına bu kadar yakışan bir Kırkpınar efsanesi düşünemezlerdi. Kırkpınar efsanesi, tarihi ve coğrafi gerçeklerle tamamen uyum içinde ve tarihi gerçeğin, binlerce yılda oluşan milli vicdanda yoğrulmasıyla doğan bir efsanedir. Efsanenin doğmasına vesile olan tarihi şahsiyetlere ve efsanenin geçtiği zaman dilimine ve efsanenin doğduğu, bugün de hâla yaşatıldığı o mekana, Edirne’ye bakalım. Efsanenin doğmasına vesile olan Şehzade Süleyman ve silah arkadaşları alperenlerin gerçekliği ve efsanenin yaşandığı tarih ile mekân konusunda hiçbir ihtilaf yoktur. Kırkpınar efsanesine kısaca göz atalım. 13 Haziran 1354 yılının seher vaktinde, Şehzade Süleyman ve arkadaşları sal ile Rumeli’ye (Avrupa’ya) geçmişler. Bu öyle bir geçiş ki, tarihin seyri değişir. Türkoğlu, Avrupa’yı vatan tutarak, Avrupalı zalimlere dur der. Rumeli’ye geçiş 13 Haziran’da olduğu, 1354’ü meydana getiren rakamların toplamı (1+3+5+4=13) 13 olduğu için, Avrupalı 13 rakamını hiç sevmez. Tarihçiler, Rumeli’ye (Avrupa’ya) geçişin, Türk tarihinin en önemli üç hadisesinden biri olduğunu söylerler. Ali ile Selim’in hatırası Şehzade Süleyman ve kırk alpereni, fetihlerde buluna bulana bugün Yunanistan topraklarında kalan Ortaköy’e bağlı, Arda boyunda yer alan Simovina civarına geldiklerinde, daha önce yenişemeyen Ali ile Selim ismindeki iki alperen tekrar güreş tutarlar. İki alperen, güreş esnasında vefat ederler. Güreşmekten maksatları, savaşa hazırlık olduğu için arkadaşları tarafından şehit kabul edilirler ve vefat ettikleri yere defnedilirler. Arkadaşları fetihten döndüklerinde, Ali ile Selim’in mezarları başında kırk pınarın doğduğunu görürler. Buraya Kırklar Pınarı derler. 1361 yılında Edirne’nin fethedilmesinden sonra burada Ali ile Selim’in hatırasına güreşler yapılmağa başlanır ve bu şekilde Kırkpınar güreşleri başlar. Efsanenin geçtiği coğrafyaya ve efsanede ismi geçenlere bir göz atalım. Bu mekânları bizzat gezerek, coğrafi ve tarihi hakikatler ile efsanenin nasıl koyun koyuna olduğunu tespit ettim. Çanakkale - Lapseki - Çardak’ta Salbaş mevkii vardır. Burası Şehzade Süleyman’ın Rumeli’ye geçtiği salların besmeleyle inşa edildiği yerdir. Ve burada, salları inşa eden salcıların piri “Salcı Baba”nın kabri vardır, bu kabir, bugün hemen hemen yok olmak üzeredir. Çardak’ta neler oldu? Salcı Baba’nın kabrinin bulunduğu Salbaş mevkiinden, Çanakkale Boğazı’nın Avrupa yakasına doğru bir yol uzanmaktadır ve bunun ucunda hilâl şeklinde bir adacık vardır. Bu yol, Deli Kızıl Sultan’ın kum saçarak meydana getirdiği yoldur, bu yol bugün de, Çardak’tan Çanakkale Boğazı’nın içine doğru uzanmaktadır. Şehzade Süleyman ve kırk alpereni, sal ile Avrupa’ya geçerlerken Deli Kızıl Sultan diye bilinen meczup kendisini de almalarını söyler. Almazlar, bir müddet sonra baktıklarında, meczubun kucağındaki kumu saçtığını, onunla birlikte karanın da denize doğru uzadığını görürler. Ve sala alırlar. O da kucağında kalan son kumu sevinç Çanakkale boğazına saçar. Bugün Çardak’taki hilâl şeklindeki kum yolu meydana gelir. Çardak ve Bolayır’daki Kırkpınar’ın efsanevi izlerini defalarca ziyaret edip yerinde gördüm. Efsanenin coğrafya ve tarihle nasıl koyun koyuna olduğuna şahit oldum. Çanakkale Boğazı’nın Anadolu tarafında bulunan Çardak kasabasının tam karşısında, Avrupa yakasında Şükür Tepesi vardır. Bu tepede, Şehzade Süleyman, Rumeli’ye geçince şükür namazı kılmış ve bu sebepten bu tepeye bu isim verilmiştir. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT