BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Seven, sevdiğini hiç unutmaz

Seven, sevdiğini hiç unutmaz

Seven bir kimse, sevdiğinin sevdiklerini de sever. Sevdiğinin düşmanlarına düşman olur. Bu sevmek ve düşmanlık, bu kimsenin elinde değildir. Kendiliğinden hâsıl olur. Seven, sevdiğini çok hatırlar, onu hiç unutmaz.



İnsan, sevdiğini unutmaz. Muhabbetin, sevginin yeri ise, kalbdir. Zira kalp, muhabbet yeri, sevgi yeridir. Aşk, muhabbet bulunmıyan kalp, ölmüş demektir. Kalbde, yâ dünyâ sevgisi, yâhud Allah sevgisi bulunur. Dünyâ, harâm olan şeyler demektir. Emirleri yaparak, haramlardan sakınarak, kalbden dünyâ sevgisi çıkarılınca, kalp temiz olur. Bu temiz kalbe, Allahü teâlânın sevgisi, kendiliğinden dolar. Günâh işleyince, kalp kararır, hasta olur. Dünyâ muhabbeti yerleşerek, Allahü teâlânın sevgisi gider. Kalbin bu hâli, bir şişeye benzer. Su doldurunca, havası çıkar. Suyu boşaltınca, hava kendiliğinden dolar. Bir kimseyi seviyorum deyince, sevdiğine karşı mecâzî muhabbeti, sevgisi olduğu anlaşılır. Câhil, bidat sâhibi, sâlih ve sâdık her müslümân, Resûlullah efendimizi böyle sevmektedir. Müslümân olmak için, bu kadar muhabbet, sevgi kâfi görülmüştür. Feyz getiren yani Peygamber efendimizin mübarek kalbinden gelen nûru alabilmek için, hakiki sevgiye kavuşmak lazımdır. Hakiki sevginin hâsıl olması için de, Resûlullah efendimizin sözlerini, işlerini, hâllerini ve ahlâkını öğrenmek ve bunları sevmek lâzımdır. Sevilene itâat edilir. Herşeyde ona tâbi olunur. Bir kimsede, bu hakiki sevgi çoğalırsa, o kimse, sevdiğinden başka herşeyi unutur. Fakat sevebilmek kolay birşey değildir. Nefsin sevdiklerini, kalbin sevdiği hakîkî güzellikler sanarak aldananlar çok olmuş, felâkete sürüklenmişlerdir. Hatırından çıkarmaz Seven, sevdiğini çok hatırlar, onu hiç unutmaz. Allahü teâlâyı seven Allahü teâlâyı, Resûlullah efendimizi seven Resûlullah efendimizi, evliyâyı seven evliyâyı çok zikreder, anar. Yâni hiç hatırından çıkarmaz. Zira hadis-i şerifde; (İnsan, sevdiğini çok zikreder) buyuruldu. Çocuklarını, hanımını, tarlasını, bağını, bahçesini, parasını, makamını seven bir kimse, nasıl ki bunları hiç gönlünden çıkarmaz ve hep hatırlarsa, Allahü teâlâyı ve Onun sevdiklerini seven bir kimse de, bunları kalbinden hiç çıkarmaz, hep hatırlar. Herkes kalbini yoklarsa kimi çok sevdiğini anlar ve sevdiği ne emrettiyse onu yerine getirir. Seven, sevdiğinin isteklerinin bâzısını yapar, bâzısını yapmazsa sevgisinin az olduğu, hiçbirini yapmazsa sevmediği anlaşılır. Abdullah bin Mübârek hazretleri, huzuruna gelen birine; “Allahü teâlâya isyân ederek, O’nu sevdiğini söylemen acâibdir. Eğer sevgin doğru olsayd ı, O’na itâat ederdin; çünkü seven, sevdiğine itâat eder” buyurmuştur. İsmâil Fakîrullah hazretleri buyurdu ki: “Allahü teâlâyı seven, Peygamber efendimizi de sever. Peygamber efendimizi seven O’na salevâtı çok okur, sünneti ile amel eder.” Bir müslümân, Allahü teâlâyı seven ve Allahü teâlânın da kendilerini sevdiği kimseleri çok sever. Çünkü bunlar, islâmiyeti doğru olarak insanlara öğreten rehberlerdir. Rehberi sevmek, Allahü teâlâyı ve Resûlullah efendimizi sevmekden ileri gelmektedir. Bu sevgiye, Hubb-i fillah denir. İbâdetlerin en kı ymetlisinin hubb-i fillah olduğu hadîs-i şerîfle bildirilmiştir. Rehber olabilmek için, ilimde ictihâd derecesine yükselmiş olmak, evliyalıkta vilâyet-i hâssa-i Muhammediyye mertebesinde bulunmak lâzımdır. Böyle bir Rehberin her hareketi, her duruşu, her sözü, islâmiyete uygundur. Yani, her şeyde Resûlullah efendimize uymaktadır. Böyle bir Rehberin emirlerini yapmak, islâmiyete uymak demektir. Çünkü, Rehberin her sözü ve her işi islâmiyeti bildirmektedir. Peygamberlerin hepsi, insanlığa yol gösteren, onları cehalet karanlığından kurtaran rehberlerdir. Kıyamete kadar gelecek olan insanlara, Rehber olarak Muhammed aleyhisselâm gönderilmiştir. Dolayısı ile Muhammed aleyhisselâmı sevmek, herkese farzdır. Peygamber efendimiz de; (Allahü teâlâyı seven, beni sever) buyurmuştur. Muhammed aleyhisselâmı sevmenin alâmeti ise, Onun getirdiği dinine, yoluna, sünnetine ve ahlâkına uymaktır. Allahü teâlâ, Peygamber efendimize hitaben, Kur’ân-ı kerîmde meâlen; (Bana uyarsanız, Allahü teâlâ sizi sever) demesini emir buyurmuştur. Elinde değildir Seven bir kimse, sevdiğinin sevdiklerini de sever. Sevdiğinin düşmanlarına düşman olur. Bu sevmek ve düşmanlık, bu kimsenin elinde değildir. Kendiliğinden hâsıl olur. Süfyân bin Uyeyne hazretleri; “Allahü teâlâyı seven, Allahü teâlânın sevdiklerini de sever. Allahü teâlânın sevdiklerini seven, Allahü teâlânın rızâsı için sever” buyurmuştur. Muhammed Pârisâ hazretleri buyuruyor ki: “İnsanı Allahü teâlâdan uzaklaştıran perdelerin en zararlısı, kalbin kararması, hasta olması, yanî dünyâ sevgisinin kalbe yerleşmesidir. Bu sevgi, kötü arkadaşlardan ve lüzûmsuz şeyler seyretmekten hâsıl olur. Çok uğraşarak, bunları kalbden çıkarmalıdır. Faydasız kitâb, roman, gazete okumak, lüzûmsuz şeyler konuşmak, dünya sevgisini arttırır ve insanı Allahü teâlâdan uzaklaştırır. Kalbin hasta olması, Allahü teâlâyı unutmasıdır. Allahü teâlâya kavuşmak istiyenlerin, bunlardan sakınması, nefsi kuvvetlendiren, azdıran herş eyden sakınması lâzımdır.” Evliyâdan Ali Hâfız Efendi sohbetlerinde hep: “Muhabbet edene muhabbet edilir. Seven sevilir. Unutmayan unutulmaz” buyururdu.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT