BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ATA YADİGÂRI

ATA YADİGÂRI

Temmuz sıcağında nefes nefese bir adam, Sultanahmet Camii’nin külliyesi içindeki halıcılardan birine girdi: - Selamün aleyküm. Ffuuuff, ne sıcak bu! - Aleyküm selam, buyur abiciğim.



Temmuz sıcağında nefes nefese bir adam, Sultanahmet Camii’nin külliyesi içindeki halıcılardan birine girdi: - Selamün aleyküm. Ffuuuff, ne sıcak bu! - Aleyküm selam, buyur abiciğim. Gelen adam, koltuğunun altında rulo yapılmış şekildeki halı seccadeyi, bir müşteriye beğendirir gibi açarak yere bıraktı. - Cuma namazı için getirmiştim ama caminin içerisi boş. Bu seccade baba yadigârı. Namaz anında ne olur ne olmaz, buraya bırakabilir miyim? İki gün önce yazlığa gitmiş olan babasının parasıyla semirdiği her halinden belli yirmili yaşlarda, dolgun, parlak yüzlü delikanlı, elindeki kalemi trampet sopası gibi masaya vurmaya ara verdi; bir seccadeye, bir adama, tekrar seccadeye baktı. - Tamam abi, dedi, ben buradayım. Adam çıktı. *** Delikanlı gömüldüğü siyah deri baba koltuğundan kalkıp seccadenin ilmiklerini kurcalamaya başlamıştı ki dükkanın kapısında iki kişi belirdi. Biri muhtemelen turist, diğeri rehberdi. Dükkandaki halıları incelemeye koyuldular. Ezan okundu, ortalık seyrekleşti. *** Turist rehberi delikanlıyı sıkıştırıyordu: - Sevgili kardeşim, adam bu seccadeyi beğendi. Güya yıllardır bunu arıyormuş. Kıymetli bir şeymiş bu. Helsinki yakınlarında... Turiste döndü: - Which city? - Turku... - Hah, Turku’da bir Türk evi açmış. Bunu oraya koyacakmış. Çok kıymetli diye tutturdu. - Güzel de abiciğim, emanet o... Sahibi camiye gitti. Birazdan gelir. Ben karışmam. Bu sırada turist, Türk rehberin kulağına bir şey fısıldadı. Rehber olayın vahametini anlattı halıcı çocuğa: - Adam havaalanına gidiyor! En son on bin dolar veririm diyor! Manyak bunlar, on bin dolar diyor! Çocuk jöleli saçlarını kurcalamaya başladı: - İyi de abiciğim, ben ne yapacağım şimdi... Bu yumuşama işaretiyle karşı taraf bastırdı: - Son on bir bin diyor! Delikanlı iki yıl önce girdiği üniversite sınavında bu kadar zorlanmamıştı. İçinde bulunduğu durum, dönemin Yargıtay başkanının hakimler için yaptığı o ünlü tarife çok uyuyordu: “Vicdanı ile cüzdanı arasında sıkışıp kalmıştı.” Son kararını verdiğinde temiz süt emmiş olduğunu da gösterdi: - Hayır... Emanettir o... Rehber, çok da iyiye yorulmayacak sinirli bir el hareketi ile arkasını döndü, dükkandan çıktılar. *** Seccadenin sahibi camiden döndü; gömleğinin yakası iki düğme açık, sıcaktan oflaya puflaya... Seccadeyi rulo yaparken delikanlıya teşekkür etti. Çocuk onu duymuyordu, pantolonunun cebindeki madeni paraları şakırdatıp duruyordu. - Amca ya... - Efendim? - Sen bu seccadeyi satar mısın? Adam hızla ve şaşkınlıkla kafasını çevirdi: - Yo yo, dedim ya, ata yadigârı... - Olabilir, ama kaç para vereceğimi duymadın ki? - Paranın miktarı hiç önemli değil. - Dört bin dolar da mı önemli değil? Adam seccadeyi bırakıp ayağa kalktı, pantolonun belinden taşan gömleğinin düzeltti: - Bak delikanlı, anladığım kadarıyla sen babadan esnafsın. Beni kötü zamanda kıstırdın. Şu aralar dükkan açıyorum ve para lazım. Gel şunu düz beş bin dolar yap bari de kalsın canına yanayım! - Peki... *** Delikanlı, kasadaki paradan eksik kalan beş yüz doları da yan komşudan tedarik edip, seccade sahibine verdi ve uğurladı. Böylece, hayattaki ilk ciddi kazığını da yemiş oldu; sıradan bir seccade, çete halinde çalışan üç kişinin oyunu ile... -------------- Cuma günleri yayınlanır
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT