BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bilerek ve ihlâsla yapılan ibâdet...

Bilerek ve ihlâsla yapılan ibâdet...

Allahü teâlâya yakın olmak, yani Onun sevgisine kavuşmak için, ihlâs ile İslâmiyete uymak lâzımdır. İslâmiyyete uymak, önce Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi îmân etmek, sonra harâmlardan sakınmak ve farz olan ibâdetleri, ihlâs ile yapmaktır...



Bilerek ve ihlâs ile yapılan ibâdet, insanı, dünyâda küfürden, günâhtan kurtarır ve azîz eder. Âhirette ise, Cehennem azâbından kurtaracağını, Allahü teâlâ, Mâide sûresinin 9. âyetinde ve Vel’asr sûresinde vadetmektedir. Ankebût sûresinin 45. âyetinde meâlen; (Doğru kılınan namâz, insanı fahşâdan ve münkerden herhâlde uzaklaştırır) buyurulmaktadır. İnsanı kötülüklerden uzaklaştırmayan bir namâz, doğru namâz değildir. Görünüşte namâzdır. Namaz ibâdetinin doğru olabilmesi için, öncelikle namaza ait hükümlerin bilinmesi ve bunların da bilerek yerine getirilmesi gerekir. Şartlarına uyularak kılınan namaz, insanı bütün kötülüklerden uzaklaştırır. Çünkü bu, Rabbimizin vadidir. Peygamber efendimiz de: (Bilerek yapılan az bir ibâdet, bilmeyerek yapılan çok ibâdetten dahâ iyidir!) buyurmuşlardır. İmâm-ı Gazâlî hazretleri buyuruyor ki: “Nice abdest alanlar vardır ki, abdesti güzel almazlar ve nice namâz kılanlar vardır ki, sorulmadığı hâlde, namâzını başkalarına anlatırlar. Namazı huşû ile kılmazlar. Eğer kendilerini karınca ısırmış olsa, namâzı bırakıp o karınca ile meşgul olurlar. Hâlbuki, Allahü teâlânın azametini bilip tanıyanların, ellerini ve ayaklarını kesmiş olsalar hiç direnmezler. Zîrâ onların ibâdetleri Allahü teâlâ içindir. Allahü teâlânın huzûrunda duran kimse, Onun heybet ve azametini bildiği, tefekkür ettiği kadar huşû eder, korkar. Pâdişâhlardan birinin huzûrunda kişiyi akrep sokar, o da sabreder. Pâdişâha hürmet için hiç hareket etmez. Allahü teâlânın huzûrunda duranın da, elbette daha fazla huşû içinde olması îcâbeder.” İbâdetlerin kabul olması... Allahü teâlâya yakın olmak, yani Onun sevgisine kavuşmak için, ihlâs ile İslâmiyete uymak lâzımdır. İslâmiyyete uymak, önce Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi îmân etmek, sonra harâmlardan sakınmak ve farz olan ibâdetleri, ihlâs ile yapmaktır... Bütün ibâdetlerin kabûl olması, helâl lokmaya bağlıdır. Ahmed bin Abdullah İsfehânî hazretleri buyurdu ki: “Büyüklerden çoğu buyurdu ki; ibâdetler on kısımdır: Dokuz kısmı helâl kazanmaktır. Bir kısmı da bildiğimiz bütün ibâdetlerdir.” Bunun için helâl kazanmaya çalışmalıdır. Harâmdan ve şüphelilerden kaçınmalıdır. Peygamber efendimiz; (Allahü teâlâya yemîn ederim ki, bir lokma harâm yiyenin kırk gün ibâdetleri kabûl olmaz) buyurmuştur. Süfyân-ı Sevrî hazretleri de buyurdu ki: “Harâm para ile hayrât, hasenât yapmak, pisliği idrar ile yıkayıp temizlemek gibidir.” Ebû Hüreyre hazretleri şöyle nakletmektedir: “Resûlullah efendimizden işittim, buyurdu ki: (Allahü teâlâ güzeldir. Yalnız güzel yapılan ibâdetleri kabûl eder. Allahü teâlâ, Peygamberlerine emrettiğini, mü’minlere de emretti ve buyurdu ki; Ey Peygamberlerim! Helâl yiyiniz ve sâlih, iyi işler yapınız! Mü’minlere de emretti ki, ey îmân edenler! Sizlere verdiğim rızıklardan helâl olanları yiyiniz!) Resûlullah efendimiz sözüne devâm ederek buyurdu ki: (Uzak yoldan gelmiş, saçı sakalı dağılmış, yüzü gözü toz içinde bir kimse, ellerini göğe doğru uzatıp duâ ediyor. “Yâ Rabbî!” diye yalvarıyor. Hâlbuki yediği harâm, içtiği harâm, gıdâsı hep harâm. Bunun duâsı nasıl kabûl olur?) Yani harâm yiyenin duâsı kabûl olmaz buyurdu.” İşte harâmı, helâli, şübhelileri ve fâizi bilmeyen, bunları birbirinden ayıramayan kimse, harâmdan kurtulamayıp, yaptığı ibâdetleri boşuna gider. İslâmiyetin emirlerine uyup yasaklarından sakınana sevâb, emirleri yapmayıp yasaklarından sakınmayana ise, azâb vardır. İmân nimetine kavuşanın, ibâdet yapması emrolundu. İbâdet, Allahü teâlânın varlığını, Peygamberini, âhiretteki ni’metleri ve azâbları tasdîk etmekle, inanmakla başlar. Bunlara inanmakla ve ibâdetleri yapmakla, üç şey hâsıl olur: Birincisi, insan, şehvetine uymaktan kurtulur. Kalb, rûh temizlenir. Gazab edilmez, yani öfkelenilmez. Zira şehvet ve gazab, Yaratanı hâtırlamaya mâni olurlar. İkincisi, insanda, maddeler üzerinde yapılan tecrübeler ile ve his organları ile hâsıl olan bilgilerle ilgisi olmayan başka bilgiler, zevkler hâsıl olur. Üçüncüsü, iyilere ni’metler, kötülük yapanlara azâb yapılacağı düşünülünce, insanlar arasında adâlet hâsıl olur. Nefsi zayıflatmak lâzımdır... Kalbin nefse aldanarak, fenâ huylu olmaması için, kalbi kuvvetlendirmek ve nefsi zayıflatmak lâzımdır. Aklı kuvvetlendirmek, İslâm bilgilerini okuyup, öğrenmekle olduğu gibi, kalbin kuvvetlenmesi yani temizlenmesi de, İslâmiyete uymakla olur. İslâmiyete uymak için, ihlâs lâzımdır. İhlâs; işleri, ibâdetleri, Allahü teâlâ emrettiği için yapmak, başka hiçbir menfaat düşünmemektir. Farzları terk etmek büyük günâhtır. Bu günâhlardan kurtulmak için ibâdetleri, şartlarına uygun bir şekilde ihlâs ile yapmak lâzımdır. Bilerek ve ihlâs ile yapılan ibâdet, insanı dünyada küfürden, günahtan koruyarak aziz ettiği gibi, âhirette de ebedi saadete kavuşmasına sebeptir. İbâdet yapmadan Cennete girmek için duâ etmek ise, günâhdır. Hadîs-i şerîfte; (Aklı olan kimse, nefsine uymaz ve ibâdet yapar. Ahmak olan, nefsine uyar, sonra Allahın rahmetini bekler) buyuruldu.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT