BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mecusinin imanı...

Mecusinin imanı...

Hazret-i Ömer’in başkomutanı Sa’d, Kûfe’de bir saray binâ etmek arzû etti. Saray yapacağı yerin bir tarafı bir Mecusî’nin evine bitişik idi. Sa’d, Mecusî’yi çağırıp, dedi ki: O evi bana sat. Sa’d çok para verdiği hâlde, Mecusî satmadı. Hâzır olanlar, dediler ki, bu Mecûsi’ye bu kadar ricâ etmeye ne lüzûm vardır. Sen o evi al ve bedelini de ver.



Hazret-i Ömer’in başkomutanı Sa’d, Kûfe’de bir saray binâ etmek arzû etti. Saray yapacağı yerin bir tarafı bir Mecusî’nin evine bitişik idi. Sa’d, Mecusî’yi çağırıp, dedi ki: O evi bana sat. Sa’d çok para verdiği hâlde, Mecusî satmadı. Hâzır olanlar, dediler ki, bu Mecûsi’ye bu kadar ricâ etmeye ne lüzûm vardır. Sen o evi al ve bedelini de ver. Mecusî de bunu işitip, korktu ki, Sa’d böyle yapacak. Evine varıp, hanımına dedi ki: Ne tedbîr alalım. Hanımı dedi ki: Onların bir emîrleri var ki, ona emîr-ül mü’minîn Ömer derler. Kalk onun yanına varıp, Sa’d’ı şikâyet et. O emir buyurur, Sa’d da elini senden çeker... Mecusî de kalkıp, Medîne-i Münevvereye vardı. Sordu ki, Emîr-ül mü’minînin sarayı nerededir. Onun sarayı yoktur. Kendisi dışarıya, sahrâya çıkmıştır, dediler. O Mecusî sâir emîrler gibi şehir hâricine avlanmaya gitmiştir zan etti. Şehir hâricine çıkıp, etrâfı gözetip, hangi tarafından haşmetle ve hizmetkârları ile gelecek diye baktı. Hiçbir taraftan bir toz eseri dahî kalkıp görülmedi. Hazreti Ömer ise, kamçısını başının altına koyup, toprak üzerinde uyumuş idi. O Mecusî onu gördü. Lâkin onun Emîr-ül mü’minîn olduğunu bilmiyordu. Uyandırdı ve dedi ki: Emîr-ül mü’minîn hangi tarafa gitmiştir. Hazreti Ömer buyurdu ki: Onu niçin soruyorsun ve ne istersin? Mecusî dedi ki: Sad’dan ona şikâyete geldim. O evimi cebren elimden almak ister... Hazreti Ömer oradan kalkıp, saadethânelerine geldiler. Hizmetçiye buyurdular ki: Bir parça kâğıd getir, Sa’da bir nâme yazacağım. Hizmetçi aradı, kâğıd bulamadı. Buyurdular ki: Bir parça deri de olursa, getir. Hizmetçi bulamadı. Bir koyun küreği bulup, getirdi. Üzerine “Bismillâhirrahmânirrahîm. Yâ Sa’d! Bu nâme sana eriştiği zaman hasmını hoşnut et. Veyâ kalkıp huzuruma gel!” diye yazdı. O kürek kemiğini Mecusî’ye verdi. Mecusî onu alıp, evine geldi. Hanımı dedi ki: Ne yaptın? Hayret ki, bu uzun yolu gittim. Bu kadar meşakkat ile; elime yazılmış bir parça kemik verdiler, dedi. Hanımı dedi ki: Mâdemki getirdin, Sa’d’a onu götür arz et. Bakalım ne söyler... Mecusî de kalkıp, Sa’d’ın yanına gitti. Sa’d hazretleri namazını kılıp, saray kapısında oturmuştu. Halk, karşısına saf bağlayıp oturmuşlar idi. Mecusî kürek kemiğini Sa’d’ın karşısında tutup, durdu. Sa’d’ın gözü onu görünce, Emîr-ül mü’minîn Hazreti Ömer’in yazısı olduğunu anlayıp, çehresi değişti. Dedi ki: Her ne ister isen bana söyle. Beni Emîr-ül mü’minîn Hazreti Ömer’in huzuruna çıkarma ki, ben Ömer’in siyâsetine tâkat getiremem. Hemen o Mecusî, aklı başından gidip, düştü. Bir zaman sonra ayıldı. Dedi ki: Yâ Sa’d! Bana İslam’ı arz eyle, deyip, Müslüman oldu. Evini ona, hüsn-i rızâsı ile bağışladı.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT