BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Müzakerenin çerçevesi...

Müzakerenin çerçevesi...

Avrupa Birliği ile 3 Ekim’de başlayacak olan müzakerelerin çerçevesini çizen belge, dün AB Komisyonu üyeleri tarafından kabul edildi. Fransa ve Hollanda’da ortaya çıkan referandum sonuçları sebebiyle, bir süreden beri, AB ülkelerinin Türkiye’ye muhalif çevrelerinde müzakerelerin ertelenmesi veya niteliğinin değiştirilmesi konusunda bazı görüşler seslendiriliyordu.



Avrupa Birliği ile 3 Ekim’de başlayacak olan müzakerelerin çerçevesini çizen belge, dün AB Komisyonu üyeleri tarafından kabul edildi. Fransa ve Hollanda’da ortaya çıkan referandum sonuçları sebebiyle, bir süreden beri, AB ülkelerinin Türkiye’ye muhalif çevrelerinde müzakerelerin ertelenmesi veya niteliğinin değiştirilmesi konusunda bazı görüşler seslendiriliyordu. Buralardan esen rüzgara yelken açan Türkiye’deki bir kısım çevreler de yeni iddialarla, AB sürecinin tehlikeye girdiği, hatta üyelik durumunun imkansız hale geldiğini savunuyordu. Ancak dün açıklanan belge, söz konusu iddiaların aksine, 17 Aralık tarihinde AB zirvesinde verilen müzakereleri başlatma kararının herhangi bir değişikliğe uğramadığını ortaya koydu. 3 Ekimde başlayacak müzakerelerin hedefi tam üyeliktir. Bu nokta bir kere daha çerçeve belge ile teyid edilmiştir. Müzakerelerin ucunun açık olması 17 Aralık öncesinde ve sonrasında da çok tartışılmıştı, ancak bu keyfiyet işin tabiatı gereğidir. Zira hiçbir müzakere mutlaka önceden belirlenmiş bir netice ile sona erecektir kaydıyla başlatılmaz. Bu mahiyetinden ötürü, “uç açıklığı”nı yine ve özellikle olumsuz bir sonuca varacak şekilde yorumlamak da doğru değildir. O halde bu deyime takılıp kalmamak gerekir. Ama bunu daima hatırda tutarak, müzakere sürecinin aksamadan ilerlemesi ve hedeflenen sonuçla tamamlanması için, çok önceden belli olan ve Türkiye’nin kabul ettiği şartların yerine getirilmesinde bir eksiklik bırakmamak lazımdır. Avrupa Birliği’nin hızlı genişlemeden dolayı içine düştüğü sıkıntılar gayet aşikardır. Bunu yansımalarını AB Anayasasının Fransa ve Hollanda’daki halk oylamasında ve keza son AB zirvesindeki bütçe anlaşmazlığında gördük. Kaldı ki, AB yetkilileri bizzat Birliğin derin bir krize girdiğini itiraf ettiler. Dolayısıyla, AB’nin bundan sonraki genişlemeleri mecburen daha yavaş ve daha dikkatli ve de hazmederek yapmaya çalışacağını unutmamak lazım. Nitekim Türkiye ile ilgili müzakere çerçeve belgesinde, ilgili mali yükümlülüklerin tam olarak yerine getirilebilmesi için müzakerelerin en erken 2014’te bitirilebileceği ifadesi yer aldı. Ancak müzakerelerin gidişatının Türkiye’nin yetenek ve performansına bağlı olacağı da kaydedildi. Bu cümleye dikkatinizi çekmek isterim... Bazı olumsuz düşünenler Türkiye’nin tam üyeliğinin 2025-2030 yıllarına kalacağını ısrarla seslendiriyor. Bugünkü konjonktürün olumsuz ve sıkıntılı görüntüsü belki bu tezi güçlendirir gibi bir etki yapıyor ama, gelecek yıllardaki gelişmelerin tam olarak ne yönde seyredeceğini kimse bilmiyor ve bilemez de... Kimbilir belki de, AB Türkiye’nin tam üyeliğe alınmasını bazı küresel gelişmelerden ötürü daha da hızlandırmak ister!.. Onun için yukarıdaki yetenek ve performans kıstaslarına dikkat çekmek istedim. Şunu unutmayalım, AB’nin konumunu güçlendirerek sürdürebilmesi için gerekli olan en önemli açılımlardan birisi de Türkiye’yi içine almasıdır... Başka türlü küresel güç olması neredeyse imkansızdır. Bu konuyu ilerde ayrı bir yazıda ele almak daha doğru olacaktır. Ama şunu hemen hatırlatalım ki, bugüne kadar AB’nin önemli liderlerinin, muhalif çevrelerin bütün karşı görüşlerine rağmen defaatle dile getirdikleri bir gerçektir. Çerçeve belgedeki komşularla sınır problemlerini giderme ifadesi 1999 Helsinki Zirvesinden beri metinlerde yer alan bir cümle olup yeni bir şey değildir. Diğer taraftan üyelerle ilişkilerin normalleştirilmesine dair cümle de, 17 Aralık zirvesi öncesinde ve sırasında da üzerinde çok durulan bir konudur. Burada esas olan Türkiye’nin Kıbrıs Rum Yönetimi’ni siyaseten tanımadan Gümrük Birliği anlaşmasını genişletme prosedürünü yerine getirmesidir. Ve bu hususta da herhangi bir sıkıntı yoktur. Yani AB yolu açıktır. Netice olarak, Türkiye’nin sağdan soldan gelen çatlak seslere aldırmadan, ama milli menfaatlerini korumaya azami dikkati gösteren bir hassasiyetle AB yolunda ilerlemeye devam etmesi gerekiyor...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT