BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yükünü taşıtmadı...

Yükünü taşıtmadı...

Abdürrahmân bin Avf hazretleri anlatır: Hazreti Ömer bir gece bir tulumu su ile doldurup, arkasına almış, Medîne-i Münevvere köylerine giderken yorulmuş. Ben dedim ki: Ya emîr-el mü’minîn, yorulmuşsunuz! Bana ver, biraz da ben götüreyim. Bana; eğer bugün sen benim tulumumun yükünü götürür isen, yarın benim günahımın yükünü kim götürür, buyurmuştu...



Abdürrahmân bin Avf hazretleri anlatır: Hazreti Ömer bir gece bir tulumu su ile doldurup, arkasına almış, Medîne-i Münevvere köylerine giderken yorulmuş. Ben dedim ki: Ya emîr-el mü’minîn, yorulmuşsunuz! Bana ver, biraz da ben götüreyim. Bana; eğer bugün sen benim tulumumun yükünü götürür isen, yarın benim günahımın yükünü kim götürür, buyurmuştu... Oğlu Abdullah babasının vefâtlarından bir sene sonra onu rüyada görmüş. Sabahleyin başı açık dışarı gelip, mescid-i şerîfe vardı. Seslenip, dedi ki: Ey Sahâbîler, toplanın. Babamın selâmını size getirdim. Hepsi toplandılar. Orada Abdullah hazretleri buyurdu ki: Dün gece babamı rüyada gördüm. Dün geceye kadar, babamın âhirete göç edişi bir sene oldu. Resûlullah Efendimize babamı rüyada göreyim niyeti ile salevât getirirdim. Fakat, göremezdim. Tâ dün gece gördüm. Babamın yüzü değişmiş. Dedim; ey baba! Bu ne hâldir. Senin yüzünün rengi kırmızı idi. Dedi; ey oğul, şimdi kurtuldum. Şimdiye kadar muhâsebede idim. Dedim; ey baba nasıl muhâsebe (hesâb) olundun. Hesâbın biri bitmeden biri başlıyordu. Hâl bir yere erişti ki, beyt-ül-mâla âit sadaka develerinin bir yuları var idi. Birçok yerden bağlamıştım. Artık deveye takacak yeri kalmamıştı. Dışarı atmıştım. Cenâb-ı Rabbil âlemînden azarlayıcı hitap geldi ki; niçin o yuları attın! Müslümanların malını zâyi’ ettin! Ey baba, bu itâbdan ne sebeple kurtuldun? Dedi ki; ey oğul! Bir gün Hasan ve Hüseyin hazretleri babanın yanına gelmişlerdi. Selâm verdiler. Oturdular. Baban, Müslümanların işi ile meşgûl idi. Selâmlarını işitmedi. Sonra işi bitti. Buraya gelin. Onlar dediler; biz selâm verdik. Baban dedi; işitmedim. Baban kalktı. Onların yanına vardı. Onların ikisi de ayağa kalktılar. Baban ikisinin de elini öptü. Hazîne ile meşgûl olan hizmetkâra buyurdu ki; iki kaftan getir. Her birini birine giydir. Onlardan sonra özür dileyip, dedi ki; bizden râzı olun ki, bilmedik, kusur ettik. Hasan ve Hüseyin, babalarının huzurlarına vardılar. Dediler ki: Emîr-ül mü’minîn Ömer bize hil’at verdi [elbise verdi]. Hazreti Ali çok memnûn oldu. Oğullarına dedi ki: Hazreti Ömer’e gidin ve ona, Resulullah Efendimizin: “Ömer hayatta olduğu müddetçe İslamın nuru, vefatından sonra da Cennet ehlinin ışığıdır” buyurduğunu haber verin. İşte bu müjde sebebiyle hesaptan kurtuldum.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT