BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Nerde trak, orda bırak!”

“Nerde trak, orda bırak!”

İnsanoğlu yaradılışı gereği uzun yaşamak ister. Asırlardan beri bunun iksirine kafa yorageldiği malumdur. Hatta ölümsüzlüğe çare arayanlar bile vardır. Son zamanların modası ise “anti-aging” yaşlanmaya direnmek, yaşlanmayı geciktirmek ya da önlemek, diye tercüme edilebilir...



İnsanoğlu yaradılışı gereği uzun yaşamak ister. Asırlardan beri bunun iksirine kafa yorageldiği malumdur. Hatta ölümsüzlüğe çare arayanlar bile vardır. Son zamanların modası ise “anti-aging” yaşlanmaya direnmek, yaşlanmayı geciktirmek ya da önlemek, diye tercüme edilebilir... Bu yeni akımın en önemli özellikleri tabii gıdalara ağırlık vermesi ve de zindeliği sağlayacak yürüme ve koşma gibi hafif sporları tavsiye etmesi, bunun yanında “stress”le başa çıkmak için gerekli zihinsel faaliyetlere önem vermesidir denilebilir. Bütün bunları yaparak insan uzun yıllar; daha sağlıklı ve huzurlu bir ömür sürebilir. Doğrudur çünkü böyle yaşayan nice “köylü” dediğimiz “sağlık ve huzur abidesi” çok insanı siz de tanımış olmalısınız... İnsanlar yaşlandıkça birtakım özelliklerini kaybettikleri gibi, şirketler de yaşlandıkça ilk günlerdeki samimi, katılımcı, paylaşımcı, gayretli çalışma atmosferini kaybederler ve yaşlılığın bütün emareleri belirmeye başlar. Refleksler zayıflar, karar alma ve icraat yavaşlar, iletişim güçlükleri belirir; çalışanların ve müşterilerin seslerini tam olarak duyabilmek zorlaşır, çeşitli organlarda ağrılar başlar vs... Şirketler “anti-aging” konusunda insanlardan daha avantajlıdırlar. Ama çoğu şirket bunun farkına varamaz ölür gider. Halbuki şirket kuruluşunda sahip olduğu sade, ama samimi çalışma ortamını gelişme ve büyümenin her safhasına uygun tedbirler alarak sürdürebilse daha uzun ve sağlıklı yaşayabilir. Ne var ki insanlar gibi şirketler de “Eşrefpaşa tabiri”yle “Nerde trak, orda bırak” mantığıyla yaşarlar, hiç olmazsa altı ayda, haydi olmadı yılda bir “check-up” yaptırmaya yanaşmazlar. Bu check-up da aslında öyle hem çok pahalı ve zor birşey de değildir. Önceden belirlenen basit ve pahalı olmayan bir tedbirle önlenen bir hastalığın doğuracağı sıkıntı ve masraflarla karşılaştırıldığında hiç mesabesinde olan bu “check-up” yani “danışmanlık faaliyeti”ne nedense rağbet edilmez. Aslında herkes, her yönetici “işletme körlüğü” denilen en bilinen şirket hastalığından haberdardır. Ama yine de bir doktora başvurmak, tahliller, analizlerle vakit harcamak zor gelir insanlara. Oysa birçok şirketle yaptığımız ve gözlemlediğimiz basit birkaç belirtiden haberdar olunması bile şirketi gençleştirebilir, canlandırabilir. “Yeterli ücret” her şey değildir! Bir tanesini arzedeyim: Çoğu yönetici ve patron çalışanlarına daha fazla ücret verememenin ezikliği içindedirler. Bu yüzden onlarla ilişkilerini asgari tutmaya çalışırlar. Aslında çoğu şirkette yeterli ücret çalışanlar açısından önemli olmakla beraber, çoğu zaman, “adam yerine konulmamak”, “kendisine danışılmamak”, “takdir edilmemek” hatta “bir selam bile verilmemek” gibi hususlar yeterli ücretin çok ötesinde “demotivatörler”dir. Şirket çalışanları arasında bilimsel olarak yapılacak bir “anket” bu hastalıkları kısa yoldan anlamayı sağlar. Sağlar da, önce ankete ve bunun bilimsel olanına önem veren bir anlayış gerekir. Yoksa sadece hastanın suratına bakıp ilaç yazan “eski zaman sigorta doktoru” kafasıyla bu iş olmaz!..
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT