BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ayna ayna, söyle bana!..

Ayna ayna, söyle bana!..

Çeşit çeşit ayna var, ama bir de “boy aynası” var. Yaşlanınca ya da şişmanlayınca, boy aynasına bakmak, yürek istiyor. Boy aynasına bakmak, otomobilin dikiz aynasına göz atmaya hiç benzemiyor.



Çeşit çeşit ayna var, ama bir de “boy aynası” var. Yaşlanınca ya da şişmanlayınca, boy aynasına bakmak, yürek istiyor. Boy aynasına bakmak, otomobilin dikiz aynasına göz atmaya hiç benzemiyor. Bizim evde, iki adet boy aynası arz-ı endam ediyor. Her ikisine de birkaç saniyeden fazla bakamıyorum, asabım bozuluyor. Beyazlayan saçlarımı sineye çekiyorum, fakat sarkmaya yüz tutmuş bir göbeği seyretmek pek hoş olmuyor. Ayna görevini yapıyor, ama bendeniz gerçeklerden kaçıyorum. Elbette aynaya bakmak göbeği inceltmiyor, ama en azından kabaca da olsa, bir durum tespiti yapıyor. Diyet yapmaya yanaşmadığıma göre, ne yapabilirim? Her zaman olduğu gibi, alaturka bir çözüm bulmam lazım. Nasıl mı? Optik hile yöntemiyle, beni inceltebilecek bir yalancı aynaya ihtiyacım var. Tıpkı “Luna Park’ta” bulunan “Güldüren Aynalar” gibi.. *** Vaktiyle, ekonomik, sosyal ve siyasi bunalımlarımızı, bir boy aynasında seyretme cesaretini gösteremedik. Bize boy aynası tutanlara kızdık, hatta aynaları itham ettik. Bazen de, ünlü masalda olduğu gibi “Ayna ayna söyle bana! Benden daha güzeli var mı?” türünden saçmalıklarla kendimizi aldattık. Boy aynasına baktıktan sonra, aynayı tekmelemek ya da parçalamak aczin tescilinden başka bir anlama gelmiyor. Aynaya bakmak gerekli, fakat yeterli değil. Sadece aynaya bakmak, ya da aynayı değiştirmek, problemi çözmüyor. Problemin teşhis edilmesi, çözümü garantilemiyor. Ülkeye ayna tutmak! 2000 yılı başında, Türkiye’ye ayna tutan bir yabancı yatırım bankası şunları söylüyordu: * Türkiye’de statükoya ya da mevcut güç dengesine yönelik her türlü makyaj sırıtıyor, dökülüyor, akıyor. Dolayısıyla, böyle bir makyajlama operasyonunu yapısal reform olarak nitelemek mümkün değil. * İlgililer, IMF ve diğer uluslararası kuruluşlardan gelen “hesap verme sorumluluğu” ve “şeffaflık” taleplerine direnmeye devam ediyor. * Türkiye, AB müktesebatını “Acquasis Communautaire” benimseme ve hazmetme konusunda isteksiz, olumsuz ve kötü bir imaj çiziyor. * Türkiye, “yolsuzluk endeksi, beşeri kalkınma endeksi, uluslararası rekabet gücü endeksi” gibi temel göstergeler açısından olumsuz sinyaller veriyor. * Türkiye’de değişim sürekli olarak bir reaksiyon biçiminde ortaya çıkıyor. Değişim, reaksiyoner olmamalı bir evrim olmalı. * Ülkeyi yönetenlerin vizyonunu ve ufkunu seçimler belirliyor. Yönetenlerin görüş mesafesi, kriz dönemlerinde yirmi dört saatin altına düşüyor. Siyasetçi, sürekli olarak yetki istiyor. Şimdi söyleyin bakalım: Bugün aynı aynayı tuttuğumuzda ne görüyoruz? Kabul etmek gerekir ki, görüntüyü kurtarmak adına, bir hayli yol almış bulunuyoruz. Yeterli mi? Hayır! Bir kere daha vurgulayalım ki: Yozlaşmış bir sistemin en zayıf anı, kendini restore etmeye, reforme etmeye karar verdiği andır. Çökmeye yüz tutmuş eskinin yerine, sürdürülebilir bir yeni ikame edilemiyorsa, o zaman, eskiye meşruiyet kazandırılmış olur; mümkün olan diğer reform alternatiflerinin de önü kesilmiş olur. Egemen olan yozlaşmadan beslenenler, haklı çıkmış gibi olurlar. *** Aman dikkat! Geçmişte yozlaşmadan beslenenlerin ve semirenlerin ekmeğine yağ sürmeyelim. Netice itibariyle... Endâm âyînesi iyidir, dev aynası kötüdür!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT