BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Şiddete karşı gönüllü aranıyor!

Şiddete karşı gönüllü aranıyor!

Her üç aileden birinde şiddete uğrayan kadın, bu ortamda büyüyen pek çok çocuk var ülkemizde. Eğitim ve ekonomik düzey yükseldikçe yaşananlar saklanıyor, diğerleriyse yakınlarına anlatıp, çare arıyor.



Dünyada her dört kadından ve her altı erkekten biri aile içi şiddeti yaşıyor. Her üç aileden birinde fiziksel, her iki aileden birinde sözlü şiddetin olduğu Türkiye’de, dünyada olduğu gibi en tehlikeli şiddet davranışlarının kurbanları kadınlar ve çocuklar. Şiddet çoğu zaman ortaya çıkmıyor, ‘aile meselesi’ olarak kabul ediliyor, hatta doğal görülüyor. Aile içi şiddete dikkat çekmek ve bu konuda çözüm üretmek amacıyla geçen yıl Hürriyet gazetesi, İstanbul Valiliği ve Çağdaş Eğitim Vakfı iş birliği ile ilk adımları atılan projenin ikinci aşaması başladı... ‘Gönüllü programı’ bu konuya duyarlı bireyleri aile içi şiddeti ortadan kaldırmak için katkıya çağırıyor. Hürriyet gazetesinden Elvan Omay, gönüllüler ve Proje Koordinatörü Neşe Hacısalihoğlu ile bu kampanyayı konuştuk. Şiddeti fark etmiyoruz 20 saatlik bir eğitimden geçen gönüllü liderlerini buna yönelten neydi acaba? 26 yıllık evli, 2 çocuk annesi Figen Eroğlu bu programa katıldığını duyanların ‘sizde şiddet var mıydı’ diye sorduğunu anlatıyor. -Yetişirken veya evlilik hayatımda aslında birebir şiddete maruz kalmadım. Gaziosmanpaşa bölgesinde bir özel hastanede halkla ilişkilerde çalışıyordum, 70 bayan personel vardı. Her sabah kapımın önünde uzun kuyruklar oluşurdu. Hepsi evdeki problemlerini bir şekilde benimle paylaşmaya çalışıyordu. Her şeyin eğitimden geçtiğini düşündüğüm için bir kişiye bile faydam olsa yararlı olur dedim. Şunu fark ettim “şiddet” kelimesinin üzerinde hiç durmamışım. Hakikaten hiç fark etmemişim. Gazete ve televizyondaki şiddet haberleri çok kısacık bir etki bırakıp geçmiş. Eğitime katıldığımı öğrenenlerin ilk tepkileri “Aa sizde şiddet var mıydı?” oluyor. Sanki şiddet yaşayan insan bu konuyla ilgilenecekmiş gibi düşünülüyor. Eğitimlerde bize “empati” kurmamamız öğretildi. Bu hakikaten çok hırpalıyor. Güven duygusu olmalı. Zorlama olmadan onun bize derdini anlatmasını bekliyoruz, sonra yol göstericilik yapabiliriz. İnsan hakları meselesi Bir başka gönüllü, Cavidan Aytuğ ise ‘şiddet’in kapsamından hareketle ‘benim hayatımda şiddet yok diyemeyeceğim’ diye giriyor söze. -İki çocuk annesiyim. Şiddet yoktur diyemeyeceğim. Evde birbirimize uyguladığımız baskı da şiddet olabilir. Ama ben biliyorum ki, (daha önce yaptığım bir iş var, gönüllü olarak okuma yazma öğretiyorum) karşıma gelen kadınların büyük bölümü okuma yazma bilmediği gibi, ciddi bir bölümü de şiddete uğruyor. Karşınıza okuma yazma eğitimi için gelmiş kadın “boşanacağım öğretmenim” diyor, gördüğü baskıyı ve şiddeti anlatıyor. ‘Hadi git boşan’ demek sorunu çözmüyor. Yanlış bir şey yapmamak için böyle bir eğitim almam gerekiyordu... Bir de ‘Ya benim ol ya toprağın” zihniyeti var, maalesef öyle büyütülmüşüz. Bırakın evin içinde eşine, nişanlısına, sözlüsüne, ayrıldığı eşine bile şiddet uyguluyorlar. Bu sahiplenme erkeğin “maço”luğundan mı yetiştirme tarzından mı geliyor bilmiyoruz. Gönüllüler olarak, bizim sadece “farkındalık”, bir şeyleri farkına vardırma gibi bir görevimiz olduğunu biliyorum. Kadını mutlaka ilerletmeliyiz bence. İnsan hakları sorunu diyorum ben buna, kadın sorunu olarak kalmasın diye düşünüyorum. Hep birlikte bir yola girdik.” Eğitim ve ekonomisi iyi olanlar saklıyor Proje Koordinatörü Neşe Hacısalihoğlu ile gönüllü eğitiminin içeriğini konuşuyoruz. -”Mahallelerde erkeklere ulaşmamız çok zor, gelmiyorlar. Ama resmi kurumlarla biz bunu daha kolay yapabiliyoruz. Kaymakam, Belediye, Milli Eğitim, Emniyet Müdürü, zabıta, imamlar ve polis iş birliğiyle. Eğitimin içeriğinde kadını güçlendirmek, erkeği aşağılamak gibi bir yöntem kullanmıyoruz. ‘Aileyi bir arada tutabilmek için en sağlıklı ne yapabiliriz, şiddet bir çözüm değil, çatışmalarımızı nasıl çözeriz?’ bunların üzerinde duruyoruz. Ancak bütün bunlara rağmen eğer şiddet görüyorsanız, şu tür haklarınız var buralara başvurabilirsiniz diyoruz. Hayır, ona rağmen ben evde kalacağım diyorsanız kendinizi korumak için şunları şunları yapın diyoruz. Gönüllü eğitiminde daha çok kendilerini nasıl koruyabilecekleri ve karşılarındakini nasıl koruyarak bilgilendirebilecekleri üzerinde duruyoruz.” Aile içi şiddet sadece gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkelerin, belli bir eğitim ve ekonomik düzeyin altındaki insanların sorunu değil. Eğitimli insanlar yaşadıkları şiddeti genellikle saklıyorlar. Türkiye’deki durumla ilgili işte Neşe Hacısalihoğlu’nun anlattıkları. -”Hem Türkiye’de hem dünyada ekonomik düzey arttıkça şiddetin şekli değişiyor anlatılma düzeyi düşüyor, utanma ve gizlilik artıyor. Yardım almak isteyenlerin çoğunluğu ilkokul-ortaokul mezunları. Üniversite mezunları ‘ben eğitimliyim, kendi paramla ayaklarımın üzerinde durabiliyorum’ diyebiliyor, kabullenemiyor... Statü kaybetmekten korkuyor. Bazen sadece böyle gördüğü, böyle yetiştiği için kabullenmesi gerektiğini düşünüyor. Ya da ekonomik düzeyi yüksek olmasına rağmen gidecek yeri, dayanabileceği bir ailesi olmadığı için. Şiddet gören kadın kendine güvenini yitirebiliyor, suçu kendinde bulabiliyor... Hacısalihoğlu annesi ya da kendisine şiddet uygulanan bir ortamda büyüyen çocukların şiddeti çözüm için tek yöntem olarak gördüklerini söylüyor. Ne yapabilirsiniz? Zaman zaman etrafımızdaki insanların şiddete maruz kaldığını görüyoruz veya duyuyoruz. Acaba bu durumda birey olarak ne yapmalıyız? - “Öncelikle vatandaş olarak polisi arama, hatta polise görevini hatırlatma hakkımız ve görevimiz var. Çünkü bu insan belki kendisi başvuramıyor. Polise gidince de ısrar edip tutanak tutturmalarını öneriyoruz. ‘Siz şiddet görüyorsunuz, yardımcı olalım’ diye yaklaşmaktansa, dolaylı olarak onunla konuşmak ve desteklemek için teşvik etmeyi öneriyoruz. ‘Boşanın’ demiyoruz.” Aile içi şiddete son Çoğu zaman dört duvar arasında yaşanır her şey. Çözüm bulunamayan sorunlar yumruklarla, tokatlarla bastırılmaya çalışılır. Mutsuz yüzler görürüz, umutsuz bakan gözler. Dahası çürük içinde, morarmış vücutlar. Kalplerdeki ağrıları, hiç geçmeyecek acılarıysa ancak bunları yaşayan bilir. Duyarız ama duymazdan, Görürüz ama görmezden geliriz... Vardır mutlaka yapabileceklerimiz... Havaya kalkan pek çok eli daha kalkmadan yakalayabiliriz aslında. Nice kalpte onarılmaz yaralar açılmadan durdurabiliriz. Ama... ‘Kocamdır döver de, sever de’ deriz. ‘Karı-koca arasına girilmez’ deriz. ‘Sevdiği için yapıyor’ deriz. ‘Erkek adam’ deriz... Deriz de deriz... Böyle deriz ama insanlığımızı kaybederiz... Sosyal bir kabullenme var - “İstanbul’da tespit edilen ilçelerde vatandaşlara yönelik başlatılan çalışmaların ardından, gönüllü ekibi kurulması için adımlar atıldı. Gönüllü liderleri sıkı bir eğitimden geçtikten sonra, kendi seçtikleri 10’ar adet gönüllü ve onların her birinin seçtiği 10’ar adet gönüllü ardından, 8 bin eğitimli insanla, İstanbul’un büyük bölümüne ulaşılmaya çalışılacak. Aile içi şiddet, yıllardır çok önemli bir sorun. Ama bu her zaman kapalı kapılar ardında gizli yaşanan bir olay. Bir sosyal kabullenme var aslında hem kadın hem erkek tarafından. Hatta bazı kadınların kocaları tarafından kendilerine uygulanan şiddeti haklı gördüğünü gösteren araştırmalar var. Ekimde İstanbul’da; Ümraniye, Bakırköy, Kağıthane, Gaziosmanpaşa ilçelerinde eğitim otobüslerinde dört ay boyunca bin 500 kişiye ulaştık, bunların yüzde 90’ı kadındı. Eğitime katılan kadınların çok büyük bölümü şiddet gördüğünü ifade etti. Kadınların çok büyük bir kısmının da çocuklarına şiddet uyguladığı ortaya çıktı. Eğitimler 10 ilçede sürüyor... Kadıköy’de başladık, Kartal’da devam edecek ve talebe göre şekillenecek. Eğitim sırasında yapılan araştırma, yardım isteyenlerin büyük bölümünün, ya aile büyüklerine, ya komşularına gittiğini ortaya koydu. Yüzde 3 gibi bir oran da savcılığa, karakola başvuruyor. Gönüllü programını duyurabilmek için kampanyayı tanıtan ve gönüllü çağrısında bulunan bir reklam filmi yapıldı. Kasım ayında uluslararası bir sempozyum yapılacak. Amaç, aile içi şiddeti önleme konusunda dünyadan ve Türkiye’den en iyi örnekleri bir araya getirmek. Sığınma evleri, komşulara yardım da kampanyanın bundan sonraki ayaklarını oluşturacak.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT