BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tek marka Hakan Şükür

Tek marka Hakan Şükür

Bu yazıyı ne zamandan beri yazmak istiyordum. Ama geçen rötar süreci içinde yazının içeriği daha da gelişti. Bir iddiam var. Diyorum ki; Türkiye’nin futboldaki bütün zamanların en değerli, en tanınmış markası Hakan Şükür’dü.



Bu yazıyı ne zamandan beri yazmak istiyordum. Ama geçen rötar süreci içinde yazının içeriği daha da gelişti. Bir iddiam var. Diyorum ki; Türkiye’nin futboldaki bütün zamanların en değerli, en tanınmış markası Hakan Şükür’dü. Tabii ki bu iddiama karşı çıkanlar olacaktır. O zaman ben de bu iddianın sağlamlaşmasındaki detayları şöyle sıralayayım. Bugün, Türk Milli Takımı’nın içeride - dışarıda oynayan oyunculardan kurulu en baba kadrosu dünya haritasının neresine ayak basarsa bassın şayet içinde Hakan Şükür yoksa sıradan, turnikeli bir ilgi görür. Ama o kadronun içinde Hakan Şükür olursa, uçaktan havalimanına ayak bastığında medyanın ilk ve tek ilgi odağı Hakan Şükür olacaktır. Bir başka pencereden daha detaylayalım işi... Bugün Türkiye sınırları içinde Süper Lig’de forma giyen yerli - yabancı bütün baba yıldızlardan bir karma kurup içine de Hakan Şükür’ü koyarsanız, bu kafile dünyanın neresine inerse insin yine ilk ve tek ilgi odağı Hakan Şükür olacaktır. Bu iki değişik formasyondaki futbolcular topluluğuna bu ülkenin veya bu ülkeye gelmiş en isimli teknik direktörlerini de koysanız tamamı ilgi odağında ikinci sırayı alabilmek için yarışmak zorunda kalacaklardır. Şimdi, biraz uçaktan ve havaalanlarından çıkıp futbol sahasına inelim. Hakan Şükür, hadi G.Saray’a geldiği ilk yılı bir yana koyalım, 12 yıl Türk Milli Takımı’nı sırtında taşımak gibi, belki de dünyada hiç bir futbolcunun yapamadığı bir lokomotiflik görevi sergilemiştir. Bunun içinde G.Saray’ı da bir 8 yıl taşıdığını unutmayalım. Bu Hakan Şükür bu süreçte Avrupa’da forma giyemezken dolayısıyla moralman çökükken, gelmiş, Milli Takım’ı sırtına almış, hedefe doğru taşımıştır. Bu Hakan Şükür, Türk Milli Takımı tarihinin en büyük unvanını kazanırken, belki de futbol hayatının en kötü günlerini geçirmekteydi. Hani, bizim arsa tabiriyle ayakta duracak hali yoktu. Hem idman, hem de moralman sıfıra vurmuştu. Ama Şenol Güneş’in meselelere art niyetli bakmak gibi bir alışkanlığı olmaması, Milli Takım’ın Kore - Japonya ortak yapımına Hakan’la gitmesini sağlamıştır. Bu sıfıra vurmuş Hakan, bütün turnuva süresince rakip teknik direktörlerin taktik hazırlamadaki kırmızı noktasını oluşturmuştur. İki Brezilya maçında da Scolari’nin Hakan’la ilgili maç öncesi gece düşüncelerini kendisine bir sorun ki, bizim iddiamız biraz daha güçlensin. O Dünya Kupası’nda Türk Milli Takımı da bütün rakiplerine karşı Hakan korkusuyla en az bir kişi fazla oynamıştır. Yine tekrar ediyorum, inanmayan gitsin o günkü teknik direktörlere bunu da sorsun. Hakan Şükür benim babamın oğlu değildir. O Adapazarlı’dır, ben de İstanbul’un has Kadıköylüsü... Hakan Şükür, koyu bir G.Saray sempatizanıdır, bendeniz de onun tam karşısındaki kulübün hem eski genç takım oyuncusu, hem de 43 yıllık üyesiyimdir. Yani benim Hakan Şükür’le yukarıda sıraladığım öğelerde hiç buluşma noktamız yoktur. Ama ben Hakan Şükür’ü tribünden izleyip, yorum yapan bir spor yazarıyım. Ve bu satırların yazarı 1996’nın sonlarına doğru, NTV’de Kenan Onuk ve Ömer Üründül’le birlikte “90 Dakika” programında yorum yaparken, şöyle bir fikir öne atmıştır: “Bugün ve kısa gelecekte Türkiye’deki bütün yerli teknik direktörlerin birinci ve en önemli görevi, yeni Hakan Şükür’ler keşfedebilmek olmalıdır. Aksi takdirde, bugünkü Hakan Şükür de bir gün doğa yasasına teslim olup kramponlarını müzeye kaldırdığında, Türk Milli Takımı’nın kendi seviyesinde rakiplerinin ceza sahasına girmesi dahi zorlaşacaktır.” Eee, bakın bakalım, Hakan Şükür’süz Ersun Yanal Milli Takımı üç büyük rakibiyle oynarken kaç defa ceza alanına girmiş, kaç pozisyon üretmiş, kaç gol atabilmiştir? O Milli Takım’ın orta alan oyuncularına bir sorun bakalım, pres yediklerinde kendilerine yardımcı olan bir uç oyuncusu bulabilmişler midir? O takımların savunma oyuncularına da şu soruyu sorun; baskı altında pas verecek adam bulamadığınızda 50-60 metre kullandığınız yüksek toplarda varlık gösterebilip, sizin 10-15 metre daha çıkmanıza, orta sahanızdakilerin de dolayısıyla aynı mesafeyi kat etmesine yardımcı olabilecek bir arkadaşınız var mıydı? O maçların yan toplarından falan da hiç bahsetmek istemiyorum. Çünkü Hakan Şükür’ü yan toplar fazlalığı sebebiyle aramak onu yukarıda anlatmaya çalıştığım Türkiye’nin tek markası konumundan çok uzaklaştırır. 2002 Dünya Kupası başta olmak üzere 96 İngiltere, 2000 Belçika - Hollanda ve de Milli Takım’la G.Saray’ın bu 10 yılı aşkın süreç içinde yanında, yurt dışında bulunan meslektaşlarım ve de bu camiaların yöneticileri, buraya kadar yazdıklarımın hilafında bir an yaşamışlarsa ne olur beni yalanlasınlar, tekzip etsinler. İşte Türkiye’deki tuhaf mantık, çürütülmesi mümkün olmayan bu iddianın adamını hem de daha yukarıdaki futbolculuk nitelikleri ile sahalardayken çürütmeye çalışmıştır. Tekrar ediyorum ve yalvarıyorum, üstünde Türk bayrağı olan ve içinde Hakan Şükür’ün olduğu herhangi bir uçaktan dünya haritasının her hangi bir yerine inen kafilede ilk eli sıkılan adam Hakan Şükür değil ise birileri çıkıp bana “Amma da atmışsın” desin.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT