BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dua bekleyen taşlar

Dua bekleyen taşlar

Sonsuzluk yolunda dünyada konakladığımız son yer olan kabirler ve bu kabirlere ait mezar taşlarının hepsi ayrı bir hikâyeye sahip. Özellikle eski mezar taşları barındırdıkları hikâyelerin yanı sıra Osmanlı sanatının zenginliğini ve zarafetini de ortaya koyuyor.



> İnan Arvas Kabir taşlarından bazen bir feryad yükselir ya da ağıt. Bazılarında sevinç vardır, bazılarında hüzün. Bazıları ise gençliğine doyamamıştır. Osmanlı’nın mezar taşlarına verdiği önem herkesçe bilinir. İstanbul’daki cadde ve sokakları irili ufaklı kavukları ile dua bekleyen mezar taşları sarmıştır. Özellikle Üsküdar, Fatih ve Eyüp Sultan... O ince ve zarif işlemelerle süslü mezarlar, üstündeki desenlerle verilen mesajlar ile görülmeye değer. Ne yazık ki, şimdilerde o ecdad kokan mezar taşları ya bir yalının bahçesinde dekoratif malzeme olarak kullanılıyor ya da boş bir arazide kırık ve boynu bükük halde akıbetini bekliyor. Osmanlı döneminde mezarlar genelde yol kenarlarına yapılmıştır. Halkın bu mezarları görüp kabirdekilere dua etmasi, hem de ölümü hatırlamaları amaçlanmıştır. Osmanlı, kabristanları adeta bir açık hava müzesini andırırlar. Hepsi birer ‘müze’ Osmanlı zamanında mezarların çevresi duvarlarla örülü değildi. İstanbullular mezarlıkları sohbet etmekte ve mesire alanı olarak kullanırlardı. Ahali ölümü akıllarından çıkarmaz, bir gün kendilerinin de kabre gireceklerini hatırlarlardı; hatta gider o kabirlerle karşılarında biri varmış gibi konuşurlardı. 1950’li yıllardan sonra mezarlıklar duvar içine alınmaya başlandı. Osmanlı’da mezarlar çok çeşitliydi bir müze edasıyla sergilenirdi. Erkek mezarları genelde sarıklı, kavuklu, başlıklı ve fesli idi. Bayanların mezar taşları ise bir çiçek buketini andırırdı. Mezar taşlarından anlayanlar bunları kitap gibi okurlardı. Meselâ, muradına ermeden ölen bir genç kızın mezar taşı duvak şeklinde yapılırdı ve ayak uçlarına ise bir gül demeti işlenirdi. Vezir, sadrazam, şeyhülislâm gibi devlet adamlarıyla ulemaya ait kabir taşları kavukluydular. Osmanlı’nın son dönemlerinde ise fesli kabir taşları yaygınlaşmıştır. Mevlevî ve Nakşî mezar taşları bir derviş edasıyla kenarda dururlardı. Ölülerimizle yaşarız Fransa’yı ziyaret ettiği günlerde Yahya Kemal Beyatlı’ya sorarlar: “Üstad İstanbul’un nüfusu ne kadar?” Cevap şaşırtıcıdır; “20 milyon!” O günlerde İstanbul savaş yorgunudur ve nüfusu bir milyona bile varmaz. Adamlar bocalar: “Aman üstadım nasıl olur” diye karşı çıkarlar. Cevap enteresandır: “Zira biz, ölülerimizle birlikte yaşarız!”
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109156
    % 1.14
  • 3.8206
    % -0.38
  • 4.5076
    % 0.05
  • 5.1028
    % -0.67
  • 153.399
    % -0.43
 
 
 
 
 
KAPAT