BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Babanın çiftliği mi?

Babanın çiftliği mi?

Hani bizde bir “Babanın çiftliği mi?” tabiri vardır. Türk’ün nevi şahsına münhasır bir sözdür bu ve kendisine emanet edilen para veya mülkü har vurup harman savuranlara söylenir! Hele, geçmişte ülkemizi yönetenler için “cuk” oturur bu söz. “Ülkeyi babalarının çiftliği gibi yönettiler” diyenin başı ağrımaz. Sayısız örnekleri var çünkü.



Hani bizde bir “Babanın çiftliği mi?” tabiri vardır. Türk’ün nevi şahsına münhasır bir sözdür bu ve kendisine emanet edilen para veya mülkü har vurup harman savuranlara söylenir! Hele, geçmişte ülkemizi yönetenler için “cuk” oturur bu söz. “Ülkeyi babalarının çiftliği gibi yönettiler” diyenin başı ağrımaz. Sayısız örnekleri var çünkü. Biraz dolambaçlı olacak ama verdiğim iki örnekle size; bu memleketin kaynaklarının nasıl babalarının çiftliği gibi kullanıldığını izah etmeye çalışacağım. İki sene önce Türkiye’de Bireysel Emeklilik Sistemi (BİS) kuruldu ve Sermaye Piyasası Kurumu (SPK) mevzuatına tabi olan bu sistem şıkır şıkır işliyor. Her türlü hukuki altyapısı olan mükemmel bir sistem. Bireysel emeklilik sigortası, gönüllü bir sigorta. Bir de mecburi olan sigorta var; Emekli Sandığı, SSK, Bağ-Kur gibi. Bu mecburi sigorta içinde bir de özel statülü sigortalar var; İş Bankası ve Akbank gibi bazı bankaların kendi emeklilik sandığı ve bir de silahlı kuvvetlerin OYAK’ı gibi... Gönüllü sigortalar ve özel statülü sigortalar hiçbir problem yaşamadan sigortalılarının emeklilik primlerini ödüyorlar. Devletin tekelinde olan Emekli Sandığı, SSK ve Bağ-Kur öyle mi ya? Hepsi dökülüyor. Sosyal güvenlik sisteminin Bütçe’de açtığı kara delik her geçen sene büyüyor. Neden böyle bu? Özel sandıklar, sigortalıların ödediği primleri bir fonda toplayıp işletti de ondan. Devlet ise yapmadı bunu. SSK mesela. 1950’li yılların başında kuruldu. İşçiden sağlık ve emeklilik primi kesilecek ve işveren de buna katkı sağlayacaktı. Buraya kadar her şey normal seyrinde gelişti. Fakat, yapılan bir hata vardı ki, bu hata taa 1975’lere gelinceye kadar hiç görülmedi. Veya görmek, kimsenin işine gelmedi. İşçi ve işverenin ödediği primlerin bir fonda toplanması ve o fondaki paraların nemalandırılması lazım gelirken yapılmadı bu. İşveren tarafından mahsup edilen ve SSK veznelerine yatırılan bu paralar, daha o gün buhar olup uçtu. Hükümetler alıp hovardaca harcadı o parayı. Ülkenin kaynaklarını ‘babasının çiftliği’ gibi kullanmak bundan daha iyi olamazdı!.. 25 senesini doldurup emekliliğini isteyen sigortalılar kapıya dayanınca; fonun tamtakır kuru bakır olduğu görüldü. SSK’lıya emekli maaşı verebilmek için Bağ-Kur fonları devreye sokuldu. O da bir yere kadardı, çöktü tabii. Şimdi aynı şey başka bir yerde yine yaşanıyor. Devlet eliyle kurulmuş sayısız kamu vakıfları var ülkede. Her birisi öyle veya böyle para topluyor. Kimi yardım ve bağış yoluyla topluyor bu parayı. Kimi piyango vs. gibi etkinliklerden pay alarak. Kimi de kira gelirinden filan. Fakat trilyonlar var bu vakıfların aktiflerinde. Olsun. Kime ne? De, bir yerde bana ne oluyor işte. Bu paralar bir şekilde kamuya aktarılıyor. Evet, doğru. Biri alıp cebine koymuyor ama ya nemaları? Daha fazla nemalandırılması mümkün iken yapılmıyor bu. Kamu bankalarının verdiğiyle sınırlı kazançları. Daha fazla nemalandırma imkanı var halbuki. Yatırım ve portföy yönetim şirketi gibi kurumsal yatırım şirketleriyle yapılabilir mesela bu nemalandırma işlemi ama kimsenin işine gelmiyor. Vakıf fonları doğru ve yerinde kullanılsa, Türkiye ihya olur aslında!..
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT