BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Düşünüyorum.. O halde oynarım!..

Düşünüyorum.. O halde oynarım!..

Brezilyalı’nın ruhunda dans var. Dolayısıyla ritim dolaşıyor vücudunda. Bunu kıvrak ve hareketli “samba” ritmiyle yaparsanız, hele hele düşünce hızında dans edebilirseniz, topun da kralını oynarsınız. Ondan sonra verilen kupayı da maracaslar eşliğinde darbuka çala çala alırsınız.



Konfederasyon Kupası’ndan edindiğim intibadır: “Düşünerek oynamak değil, düşünürken oynamak” son gelişmenin adıdır. Futbol artık “düşünce hızında” oynanıyor. Futbolcular düşündüklerini, bir başka düşünceye geçmeden çoktan yapmış oluyorlar. Daha iyi oynayan değil, daha hızlı oynayan kazanıyor. Doğal olarak bu kadar hızlı bir oyunda taktik ve sistem ikinci planda kalıyor. Hızınızdan ötürü top rakipteyken zaten ve çoktan topla kendi kaleniz arasında kalmış oluyorsunuz. Öyle hazırlık veya sayısal diziliş artık yok. Bugünkü süratin içinde bunlar basma kalıp şeyler oluveriyor. Düşünce hızında oynamayı denemek bile, en iyi ve oturmuş şablona ve dizilişe bile üstünlük sağlıyor. Ayrıca düşünceniz süratle arkadaşınıza atmak ve düşünce hızında rakip kaleye gitmek olduğu için çıkarken ayağa çıkabiliyor, final paslarının şiddetini ve isabetini de ayarlama şansı buluyorsunuz. Çünkü arkadaşınız da düşünce hızında oynadığı için hayal ettiğiniz yere çoktan gelmiş oluyor ve muhtemel teknik eksikliğiniz bu nedenle kapanmış oluyor. Düşünce hızında oynamayı geçen sezon zaman zaman Chelsea, ara sıra Real Madrid, ucundan da olsa bazen Barcelona, ama sıklıkla Brezilya Milli Takımı yapabildi. Üstelik onlar düşünce hızına bir başka değer daha ekleyip, “dans edebilme” yeteneklerini sahaya taşıdılar. Nasıl ki kitap okumak bilgi katsayısını artırırsa, dans edebilmek de vücudun ritim ve ahenk yeteneğini artırıyor. Bir kaç kişi aynı ahenkte dans edebildiği zaman da bunun adı “taktik değil kareografi” oluveriyor. İşte Brezilya bunu yapabiliyor. Düşünmekte “düş” vardır. Düş kurar, hayallerinizi icraata düşünürken dökersiniz bunun adı Brezilya olur. Düşüncesi Türkiye’ye göre hızlı olan ama 11 Brezilyalı’nın arasında sırıtan ve düşündüğü kadar hızlı oynayamayan Alex bu nedenle Brezilya’nın millisinde ve Fener’in Avrupa’sında yok olmaktadır. Ama Türkiye’ye göre yine de hayal gücü en geniş oyuncu olarak kalmaktadır. Türkiye’de buna en fazla yaklaşma şansı olan ekol Trabzonspor’da mevcuttur. Ama onların horonu biraz daha kareografik özelliklerle süsleyip, sahanın içine taşımaları gerekir. Aksi takdirde yıllardır olduğu gibi sadece “titrerler”. POST-İT Her sene Daum’un ilgilendiği futbolcuları aldık, Avrupa’da hüsran oldu. Bu yıl sistemi değiştirdim ve hiç ilgilenmediğimiz adamları toplamaya karar verdim. Artık başarılı olacağız. (Aziz Yıldırım) Acil servise randevu Türkiye’de, Türkiye Hastanesi üstüne tanımam ama Bodrum’da da “Özel Bodrum Hastanesi’ni” tek geçerim. Nedenini anlatayım. En sevdiğim kadının üç - dört gün önce Bodrum’da hasta olacağı tutmaz mı? 17 yaşında 1.90’lık aslan gibi oğlu onu kaptığı gibi Universal Hospital’ın aciline götürür. Şiddetli titreme nöbeti, 40 derece ateş ve beyin kanaması belirtisi sayılan krizlerin eşiğinde, ağrılı alâmetlerle, görüntüsü muazzam ama içi şımarık “tesis!”te bulurlar kendilerini. Acilen acil servise gelenlere, “Burası çok yoğun, siz en iyisi hasta kabule gidin” derler. Delikanlı oraya gider, hastayı isterler. Hasta annesini yürüterek götürür ve bu sefer de; Mehmet Ali Erbil’in şovunda yanında durması gerekirken, yanlışlıkla hastane lobisine düştüğüne inanan bir süslü kızımız acil duruma, “Şöyle oturun ve bekleyin” diyerek çözüm getirir!.. Sonra da ekler: “Şurada bekleyin. Beyin ameliyatına gelecek bir hasta var. Gelmezse beyin cerrahımız Ahmet Nur size bakar...” Ondan sonrası anası hasta olan bir delikanlının sinirden çıldırması, bir kaç saat sonra benim olaya intikal etmem ve özel Bodrum Hastanesi’ne canını kurtarırcasına giden hastanın, 48 saat müşahede altında tutulup beyinle beyincik arasında bir tümör çıkması. Yani durum bayağı acilmiş. Ama ilk gidilen hastanenin acil servisinin Bodrum barlarından pek farkı yokmuş. İkinci gidilen hastanenin alt kadrosunun bile güler yüzü ve hastamızı ayağa kaldıran, bilgisi güler yüzünden okunan Doktor Abdullah Servet hocamızın sakin ve isabetli teşhisi. Öte yandan hiç haberi yokken olaya dahil edilen Universal’in beyin cerrahı Ahmet Nur’un tüm hastanesi adına son derece zarif özür dilemesi... Şimdi oğlu Hakan ve hastamız Sema’yı birlikte kaptığımız gibi 10 saat süren bir yolculuktan sonra arabayla İstanbul’a getirdik ve tedavisine başladık bile. Ben Özel Bodrum Hastanesi’ne teşekkürü bu şekilde yapmayı tercih ettim ama bir şey daha öğrendim bu yaşımda: “Yarın bir enfeksiyon kapabilirim, ya da kalbim öğleden sonra tekleyecek diye bir randevu almadıysanız, sakın Universal Hospital’ın aciline gitmeyin!..” Sporcudan taraftar Nesli tükenen ve olimpiyatlarda çoktan biten ama Akdeniz Oyunları’nda hâlâ yaşayan bir gelenek çok hoşuma gidiyor. Sporcudan oluşan taraftarlar... Bir bakıyorsunuz yelkenciler basketçilere destek için salonda ve en önde. Bir bakıyorsunuz voleybolcu kızlar haltercilerimiz için yırtınıyor. Güreşçiye tezahürat yapan futbolcu sadece Akdeniz Oyunları’nda kaldı. Bu net bir takımdaşlık, dayanışma ve hatta vatandaşlık kavramıdır. Yaşayan en amatör uluslararası şampiyona Akdeniz Oyunları’dır. Adama göre iş Yapacağı yemeğin alış verişini aşçı yaparsa o yemek güzel olur. Bu kadar basit. Mesela Şenol Güneş, alış verişe kendi gittiği için başaracak. Rıza Çalımbay da öyle. G.Saray ve F.Bahçe bu konuda biraz geriye. Ama kim ki, sebze uzmanına şahane antrecote verir ve külbastı yap der, kim ki kebap uzmanından bezelyeli tavuk ister, işte onun yemeği yenmez olur. Eksiğini, söküğünü yamamak için terzi olmak lazım. Terzilikten anlamayan bu işe kalkışırsa; ya firesi bol olur, ya da delik kapanmaz... Soluna savunmacı isteyene ortaya lider alır yönetici. Hoca transferi yaparsa, yani yemeği pişirecek olan mutfak alış verişine çıkarsa işe göre adam alınmış demektir. Yoksa adama iş aranıyor olur, ve başarısız olunur. Bu kadar basit... Genel Müdür’ün “Güzelliği” TRT Genel Müdürü, TRT spikerlerini “çirkin” kelimesiyle tanımlamış. Belli ki, başında olduğu kurumu hiç tanımıyor. Sporu sokaktan toplama “erkek güzellerine” peşkeş çekip, çuvalla para veren ama içerideki nice “yetenekli ama memur” üstelik “çirkin” elemanlarına yolları tıkayan Genel Müdür’ün değerlendirmesi kendisine pek yakıştı. Ne dediği anlaşılmaz “güzeller” yerine, ne dediği anlaşılan “çirkin” emekçileri halkımız tercih ediyor. Sayın Genel Müdür: “Yap bir güzellik de, TRT’yi soytarılara esir düşmekten kurtar.” Çünkü ben de kendimi o söz ettiğiniz “çirkinlerden” biri gibi hissediyorum. S-ÖZ El yumruğunu yemeyen, kendi yumruğunu balyoz zanneder. Medeniyetten haberi olmayan ayılar insanlığı sadece kendine mâl eder. (Ümit Aktan) > Eğer F.Bahçe Emre’yi alırsa, Türkiye’de “ilgilenmediği” bir futbolcuyu, hiç “ilgilenmeden” almış olan ilk kulüp olacak.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT