BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sabır acı, meyvesi tatlıdır...

Sabır acı, meyvesi tatlıdır...

Çocuğun ölmesi, malın elden çıkması ve göz, kulak gibi uzuvların görmemesi ve işitmemesi gibi insanın isteği ile ilgisi olmayan musîbetlere sabretmekten fazîletli sabır yoktur. Belâlara sabır ise sıddîkların derecesidir.



İslâm büyükleri sabrı çeşitli şekilde tarif etmişlerdir. “Sabır, acı şeyi yüzünü ekşitmeden içmektir. Yâni, şikâyet ve feryatta bulunmadan, hoşnutsuzluk göstermeden, gelen belâya katlanmaktır.” “Sabır, belâ gelince güzel edeble durmak, şikâyetsiz olmak, belâda fâni, yok olmaktır.” “Sabır, âfiyet gibi belâ ile de arkadaş ve ahbab olmak, onunla bulunmaktır.” Belâlara sabretmek, kurtuluşa sebep olan güzel huylardandır. Sabır, Peygamberlerin hasletlerindendir. Allahü teâlâ, habîbine sabrı buyuruyor ve Ahkâf sûresi onbeşinci âyetinde (O halde “Ey Resûlüm, kâfirlerin eziyetlerine karşı” ülûl’azm peygamberlerin sabrettikleri gibi sabret ve onlar hakkında azâb için acele etme!) buyuruyor. Bir farzı yapmak veya bir günâhtan kaçınmak sabırsız ele geçmez. Çünkü, Peygamber aleyhisselâma (îmân nedir?) diye sorulduğunda (Sabırdır) buyurdu. İtâatkârı âsiden ayırmak! Sabrın büyüklüğü ve fazîleti sebebiyle Kur’ân-ı kerîmde yetmişten fazla yerde sabır ve sabredenlerin sevâblarının hesapsız verileceği bildiriliyor. Allahü teâlâ buyuruyor ki: (Elbette sabredenlerle beraberim.) (Muhakkak biz, sabredenlerin mükâfatını, yapmakta olduklarının daha güzeliyle vereceğiz.) (Ey mü’minler sabır ve namazla, Allahü teâlâdan yardım isteyin. Muhakkak ki, Allahü teâlâ sabır edicilerle beraberdir.) (Ey mü’minler, itâ’at ediciyi âsiden ayırmak için sizi gazâda düşmandan korkmakla, yahut oruç, kıtlık ve açlıkla, zekât ve bir zarar neticesinde malın azalmasıyla, hastalık ve zayıflık gibi beden noksanlıklarıyla, gök ve yer âfetlerinden meyvelerinizin veya meyve yerinde olan evlâtlarınızın mahv ve noksanlığıyla imtihan ederim. Ey habîbim, sen sabredicilere ikrâmımı müjdele!) Sabrın fazîleti o kadar büyüktür ki, Allahü teâlâ, sabrı çok aziz eyledi. Herkes sabır ni’metine kavuşamaz. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki: (Size verilen en az şey, yakîn ve sabırdır. Bu ikisinin kendisine verildiği kimse, çok nâfile namaz kılmasa da, oruç tutmasa da korkmasın! Bugünkü hâlinize sabredin, değişmeyin! Bu sabırlı hâlinizi, bir kimsenin, bütün insanların iyi amellerini yapmasından daha çok severim. Sabreden tam sevâb alır.) (Sabır, Cennet hazinelerinden bir hazinedir.) (Eğer sabır insan olsaydı, çok kerîm ve cömert olurdu.) (Mü’mine gelen her dert, üzüntü, hastalık, eziyyet, sıkıntı, günâhlarına keffârettir.) (Sabır îmânın yarısıdır.) (Hoşlanmadığın şeye sabır etmende büyük hayır vardır.) Peygamber efendimiz, taş kaldırıp kuvvet denemesi yapan bir topluluğa rastladı. Onlara sordu: - Bu taşı kaldırmaktan daha zor şey nedir bilir misiniz? Bundan daha zorunu size bildireyim mi? - Bildir yâ Resûlallah, dediler. - Öfkeli bir kimse, öfkesini yener, sonra sabır yolunu tutarsa, sizin en ağır taşı kaldırmanızdan daha kuvvetlidir. Hazret-i Ali buyurdu ki: “Sabrın îmândaki yeri, başın bedendeki yeri gibidir. Başsız beden olmayacağı gibi, sabırsız da îmân olmaz.” Dünya mihnet ve sıkıntı üzerine kurulmuştur. Sıkıntının ise, sabretmekten başka çâresi, katlanmaktan başka kurtuluş yolu yoktur. Üç sabır çok sevgilidir: Tâ’ate sabır, günâh işlememeğe sabır, belâ ve mihnete sabır. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Sabır üçtür: Musîbete sabır, tâ’ate sabır ve günâh işlememeğe sabır. Musîbete sabredene, Allahü teâlâ üçyüz derece ikrâm eder. Her derece arası yerden göğe kadar mesâfedir. Tâ’ate sabredene, Allahü teâlâ, altıyüz derece ihsân eder. Her derece arası, yerin dibinden, Arş’a kadardır. Günâh işlememeğe sabredene, Allahü teâlâ, dokuzyüz derece verir. Her derece arası, yerin dibinden Arş’ın üstüne kadardır.) En faziletli sabır... Çocuğun ölmesi, malın elden çıkması ve göz, kulak gibi uzuvların görmemesi ve işitmemesi gibi insanın isteği ile ilgisi olmayan musîbetlere sabretmekten fazîletli sabır yoktur. Belâlara sabır, sıddîkların derecesidir. Bunun için Peygamber aleyhisselâm duâ ederken (Yâ Rabbî! Bana o kadar yakîn ver ki, musîbetler bana kolay ve hafif gelsin!) buyurdu. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki: (Allahü teâlâ buyurdu ki: Belâ gönderdiğim kimseler sabredip insanlara şikâyet etmezse, onlara îmânla ölmeyi nasîb ederim.) (Allahü teâlâ buyurdu ki: Ben kullarımdan herhangi birine, bedeninde, malında veya evlâdında bir musîbet verdiğim vakit onu güzel bir sabırla karşılarsa, kıyâmet günü onun için mîzân ve hesap kurmaktan hayâ ederim.) (Herhangi bir mü’mine bir felâket geldiği vakit, Allahü teâlânın buyurduğu gibi “Allahtan geldik, Allaha gideceğiz” dedikten sonra, Allahım, bu felâketten dolayı beni mükâfatlandır ve bundan hayırlısını bana ver, derse, mutlak sûrette Allahü teâlâ dileğini yerine getirir.) Sabır o kadar geniş bir konu ki, yarın devam edeceğiz inşallah...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT