BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ne mutlu sabredenlere.../ AHMET DEMİRBAŞ

Ne mutlu sabredenlere.../ AHMET DEMİRBAŞ

Bu dünya zahmet ve belâ yeridir. Bu dünyaya gelen, bu musîbetlere mâruz kalacaktır. Dünya ve âhiret hayatını kazanmak isteyenin açlığa, insanların kötülemesine ve çeşitli musîbetlere sabretmesi lâzımdır...



Bir kimse Resûlullah efendimizin huzûruna gelip “Ey Allahın Resûlü, malım gitti, param gitti, vücûdum hasta oldu” dedi. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Malı gitmeyen, parası bitmeyen ve hasta olmayan kimsede hayır yoktur. Zîrâ Allahü teâlâ bir kulunu severse, onu belâya müptelâ kılar. Ona belâ verdiğinde, ona sabır ihsân eder.) Abdullah bin Mübârek hazretleri buyurdu ki: “Musîbet birdir. Musîbetin geldiği kişi, feryat eder, ağlar sızlarsa, iki olur. Biri musîbet, diğeri sevâbın gitmesi. Bu musîbet öncekinden daha büyüktür. Sabredenlerin karşılığı ise hesapsızdır. Yâni sabredenlere verilen sevâbın miktarını Allahü teâlâdan başkası bilmez. Nitekim Allahü teâlâ Zümer sûresi onuncu âyetinde buyurdu ki: (Sabredenlere mükâfatları hesapsız verilecektir.) Kul, her anda nefsinin hoşuna giden veya gitmeyen bir işten ayrı değildir. Her iki halde de sabra muhtaçtır. Mal, ni’met, makam, sıhhat ve buna benzer şeylerde kendini tutmayıp, bu ni’metlere dalar ve kalbini bunlara bağlarsa ve bu halde durursa, onda ni’metlere aşırı derecede dalmak ve haddi aşmak meydana gelir. (Herkes mihnete katlanır, ama sıddîklar hariç, âfiyette sabreden pek azdır) demişlerdir. Mal ve evlat imtihandır Eshâb-ı kiram, “Mihnet ve sıkıntı içerisinde bulunduğumuz zamanlar sabretmek, bugün içerisinde bulunduğumuz ni’met ve zenginliklere sabretmekten kolay idi” dediler. Bunun için Allahü teâlâ (Mal ve çocuklarınız ancak imtihan içindir) buyurdu. Ni’mete sabır, kalbi ona bağlamamak, ona sevinmemektir. İyi ameller işlemek gibi kendi isteği ile olan şeylerde de sabır gereklidir. Çünkü ibâdetlerin namaz gibi, bir kısmı tembellikten, zekât gibi, bazısı cimrilikten, hac gibi bazısı da her ikisinden dolayı zor gelir ve sabırsız yapılamaz. Her iyi amelin başında, ortasında ve sonunda sabra ihtiyâç vardır. Başında olan, niyeti ihlâsla yapmak, riyâyı kalbinden çıkarmaktır. Bunlar ise zordur. Tâ’at esnâsında sabretmek ise, şart ve edeblerini hiçbir şeyle karıştırmamaktır. Meselâ namazda ise, hiçbir tarafına bakmamalı, hiçbir şey düşünmemelidir. İbâdetten sonraki sabır da, yaptığını izhâr etmekten, söylemekten kaçınmak ve bununla ucubdan sabreylemektir. Günâhlara gelince, sabretmeksizin el çekmek imkânsızdır. Şehvet ne kadar kuvvetli ve günâh işlemek ne kadar kolay olursa, o günâhı işlememeye sabretmek o kadar zor olur. Bunun için dil ile işlenen günâhlara sabretmek daha zordur. Çünkü dilin hareketi kolaydır. Hele çok konuşursa, âdet hâline gelir. Dil ucuna gelip, kendisini başkalarına beğendirecek bir kelimeye sabretmek büyük eziyet olur. İnsanların eliyle veya diliyle eziyet etmeleri gibi, kendi isteğiyle olmayan, fakat karşılık vermesi isteğiyle olan şeylerde, karşılık vermemek için veya karşılık verirken haddi aşmamakta da sabretmeğe ihtiyâç vardır. Eshab-ı kirâmdan biri “Biz insanların sıkıntısına katlanmadığımız îmânı, îmân saymazdık” buyurdu. Bunun için Allahü teâlâ Peygamber efendimize (Onların eziyetlerine aldırma ve tevekkül et!) buyuruyor. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Kul için Allahü teâlâ katında öyle bir derece vardır ki, kul bedeninde bir belâya müptelâ olmayınca, ameli ile o dereceye kavuşamaz. Belâya müptelâ olunca, o dereceye kavuşur.) Mukadder olan şey başa gelir, eğer sabredilirse ecri görülür. Sabredilmez, bağırılırsa, günâha girilir ve huzursuz olunur. İmam-ı Rabbânî hazretleri buyurdu ki: Her gün insanın karşılaştığı her şey Allahü teâlânın dilemesi ve yaratması ile var olmaktadır. Bunun için, irâdelerimizi O’nun irâdesine uydurmalıyız! Karşılaştığımız her şeyi, aradığımız şeyler olarak görmeliyiz ve bunlara kavuştuğumuz için sevinmeliyiz! Kulluk böyle olur. Kul isek, böyle olmalıyız! Böyle olmamak kulluğu kabûl etmemek ve sâhibine karşı gelmek olur... Allahü teâlâ, sevdiklerini sıkıntılara mâruz bırakır. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Dünyada en çok musîbete mâruz kalanlar Peygamberler, âlimler, velîler, şehidlerdir.) Murâda ermek için... Allahü teâlânın gönderdiği belâ ve sıkıntılara sabrederek göğüs germek büyük ni’mettir. Sabredemeyen felâkete düçâr olur. Mâruz kalınan felâketler insanın ibâdet etmesini engelleyebilir. Bir hastalık, bir belâ gelince bağırıp çağırmak fayda vermez. Aksine zararlı olur. Bunun tek çâresi Allahın takdirine râzı olmaktır. Mâruz kalınan musîbetlerin ve çekilen zahmetlerin getireceği perişanlıktan kurtulmanın tek çâresi sabretmektir. Sabırlı olmayan muvaffak olamaz. Bu dünya zahmet ve belâ yeridir. Bu dünyaya gelen, bu musîbetlere mâruz kalacaktır. Dünya ve âhiret hayatını kazanmak isteyenin açlığa, insanların kötülemesine ve çeşitli musîbetlere sabretmesi lâzımdır. Kim Allahtan korkarak sabrederse sıkıntılardan kurtulur. Sabreden murâdına erer. Sabır, erişmek istenen şeylerin anahtarıdır. Her hayra sabırla ulaşılır. Ne mutlu sabredenlere...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT