BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Siyasallaşma ve kadrolaşma...

Siyasallaşma ve kadrolaşma...

Türkiye’de bazı meselelerin artık çok açık şekilde ortaya konması gerekiyor!.. Bunlardan bir tanesi de her dönemde gündeme gelen kadrolaşma ve devlet bürokrasisinde siyasallaşma konusudur.



Türkiye’de bazı meselelerin artık çok açık şekilde ortaya konması gerekiyor!.. Bunlardan bir tanesi de her dönemde gündeme gelen kadrolaşma ve devlet bürokrasisinde siyasallaşma konusudur. Son günlerde ana muhalefet partisinin diline pelesenk ettiği bu iddialar, Yargıtay cenahından gelen açıklama ile yeni bir boyut kazandı... Efendim yargı siyasallaşıyormuş! Nasıl yani?! Bazıları yakalarına parti rozeti takıp hakim veya savcılık yapmaya mı kalkıştı? Türkiye’de halen yargı kadrosu gerçek ihtiyacın ancak üçte biri oranında bir sayı ile görev yapmaya çalışıyor. Adalet Bakanının verdiği rakamlara göre halen yüksek yargı mensupları da dahil 8800 kişi görev başında. Ancak olması gereken sayı 30 bin! Yazı ile otuz bin... Yeni Ceza Kanunu, geçmişte polisin yaptığı pek çok işlemi de hakim ve savcılara yüklediği için, Bakanlık yeni personel alımı ihtiyacının aciliyetini duyurup ona göre adım atmaya çalışıyor. İşte bunun üzerine vaveyla kopuyor!.. Geçen gün de kısaca belirtmiştik: Deniz Baykal 20 yıl sonra Yargıtay’ın belli bir kesimin işgaline uğrayacağını ileri sürüyordu. Tehlikeye bakın siz!.. Sevgili okuyucular, ülkemizde yıllarca gürültü patırtı ile, mugalata ile çok kişi siyaset yapmaya çalıştı. Daha doğrusu siyaset yaptığını zannetti. Ama artık bu dönem kapanmalıdır. Ve sloganlarla, gerçek dışı üfürmelerle bu memlekete ancak zarar verileceğinin iyi anlaşılması gerekiyor. Şimdi soru şu: Günümüze kadar hangi partiler veya onun mensupları kadrolaşma konusunda fütursuzca davrandı? Kayıtlar ortada... Kimin zamanında en fazla hakim ve savcı kadrosu kullanılmış? Mevcut hükümet yılda ortalama 500 hakim ve savcı ataması yapmışken, CHP’li Seyfi Oktay ve Mehmet Moğultay zamanında 1290 ve 1350, yani iki buçuk misli bir atama yapılmış... Üstelik bu iki sayın bakanın sekteryen, yani mezhep taassubu etkisinde yaptıkları atamalar herkesin malumu olduğu halde!.. Mehmet Moğultay alenen şunu söylemişti: ‘Ne yani MHP’lileri mi atayacaktım?..’ Seyfi Oktay’ın bu konudaki davranış biçimi de yine apaçık meydandadır... Hal böyle iken Baykal ve bazı CHP’lilerin iddialarına birtakım yargı mensupları da destek vererek zihin bulandırmaya çalışıyor. Herhalde bunlara göre yargıda vazife yapacak insanlar ancak belli bir kesime mensup olmalı!.. Hükümetin beş yıl içinde yapacağı tayinleri bir defada yapacakmış gibi göstermek en hafif deyimle sorumsuzluktur... Üstelik yeni hakim ve savcı atamanın biçimi geçmişe nazaran daha objektif olarak düzenlendiği halde. Bilindiği gibi eskiden imtihanlar Adalet Bakanlığı tarafından yapılırken, yeni uygulamada bunu ÖSS yapıyor. Yani bakanlığın doğrudan sınav sistemini etkilemesi veya birilerini kayırması mümkün değildir... Görüldüğü gibi bazıları hassas yerleri kurcalayarak bunun üzerinden bir şeyler devşirmeye çalışıyor. Ama artık gürültüye pabuç bırakılmamalı. Ve gerçekler bütün teferruatıyla halka açıklanmalıdır. Açıklanmalıdır ki, yıllarca nasıl yalan dolan ve palavra ile slogana dayalı politikaların ülkemizi ne hale getirdiği görülsün. Ve herkes iyice anlasın ki, “Vatan elden gidiyor, devlet elden gidiyor...” türünden yaygaralar aslında birilerinin kurulu düzenden beslenmesinin kılıfı! Laiklik ve Atatürkçülüğü kullanarak kendileri gibi düşünmeyen insanları sindirmek ve siyaseten mahkum etmeye çalışmak, yahut belli makam ve mevkiler üzerinde ipotek kurmak şeklindeki kurnazlık artık boşa çıkarılmalıdır. Bu alanda ikide bir koparılan gürültüye de aldırmadan aklın, mantığın ve bilimsel ölçülerin ve standartların gereği yapılmalıdır. Devlet herhangi bir partinin veya onun fikirdaşlarının, yahut belli bir elit tabakanın tapulu malı filan değildir. Her vatandaşın kanunlar çerçevesinde her göreve talip olma ve onu üstlenme hakkı vardır. Bu hak tartışılmaz!..
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT