BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İbadetlerin en kıymetlisi

İbadetlerin en kıymetlisi

Son yıllarda sistemli bir şekilde fıkıh düşmanlığı yapılıyor. Sanki fıkıh dinden ayrı bir şeymiş, dinin aslında olmayan, âlimlerin sonradan koyduğu bir sistemmiş gibi lanse ediliyor.



Son yıllarda sistemli bir şekilde fıkıh düşmanlığı yapılıyor. Sanki fıkıh dinden ayrı bir şeymiş, dinin aslında olmayan, âlimlerin sonradan koyduğu bir sistemmiş gibi lanse ediliyor. Bu akımın günümüz temsilcilerinden Yusuf El Kardavi, geçenlerde İstanbul’da bir toplantıda, fıkhın Resulullah efendimizin gönderiliş gayesine aykırı olduğunu, insanlara altından kalkamayacakları sorumluluklar yüklediğini bildirerek dinin bu sıkıntılardan kurtarılması gerektiğini söyledi. Halbuki fıkıh, dinden ayrı bir şey değildir. Âlimlerin; dinin iki esas kaynağı olan Kur’an-ı kerime ve hadisi şeriflere dayalı olarak, dinde yapılması veya yapılmaması gereken hususları tesbit edip, bunu halkın anlayacağı şekilde kitaplarında bildirdikleridir. Fıkhı mezhep âlimleri sonradan çıkartmış da değildir. Hazret-i Peygamber zamanında da vardı. Peygamber efendimiz fıkhı ve fıkıh âlimlerini medhetmiştir. Hadis-i şerifte, “İbadetlerin en kıymetlisi fıkhı öğrenmek ve öğretmektir.”, “Âlimlerin en hayırlısı fıkıh âlimleridir” buyuruldu (Buharî). Fıkha karşı çıkanların maksadı, insanları doğrudan âyetlere, hadislere yönlendirip dinde kargaşa çıkartmaktır. Sıkınıtıdan kurtaralım aldatmacasıyla halkı sıkıntıya sokarak dinden uzaklaştırmaktır. Şimdi sizlere doğrudan hadis ile amel etmek isteyen bir okuyucumun başına gelenleri anlatayım: “70’li yıllarda sağ-sol olaylarının doruk noktada olduğu günlerdi. Bir arkadaşım bana, böyle vurdu-kırdıyla olmaz. Sen adına mücadele yaptığın dini bilmiyorsun. Önce dinini öğren dedi. Ben de bu sözden etkilenip hemen bir hadis kitabı aldım başladım okumaya. Bir akşam, “Günah işleyeni, eliniz ile men ediniz, buna gücünüz yetmezse, söz ile mani olunuz. Bunu da yapamaz iseniz, kalbiniz ile beğenmeyiniz! Bu ise, îmanın en aşağısıdır” hadis-i şerifini okumuştum. Ertesi gün iş yerinde çalışıyorum. Karşı masadaki ateist mesai arkadaşım, kurşun kalem ile yazı yazarken kalemin ucu kırılınca, Allah’a sövdü. Hemen akşam okuduğum hadis aklıma geldi. Kendi kendime düşünmeye başladım. Hadis-i şerifte bildirilen üç şıktan hangisi ile karşılık vermeliydim? Benim imanım kuvvetli, birincisi ile karşılık vereyim, dedim. Yavaşca kalktım mesai arkadaşımın yanına vardım. Bütün gücümle yumruklamaya başladım. Ağzı burnu kan içinde kaldı. Gürültüye gelip bizi ayırdılar. İş büyümesin diye benim hemen iş yerinden uzaklaştırdılar. Ertesi gün iş yerine geldiğimde, müdür bey beni odasına çağırdı. Bana dün olup bitenleri sordu. Ben aynen anlattım. Müdür tecrübeli biriydi. Bana, oğlum sokakta bu şekilde davranan birçok kimse var. Sokakta yürürken, yine böyle bir davranış ile karşılaşsan ne yaparsın? diye sordu. Ben, yine aynısını yaparım dedim. Bana, oğlum o zaman sen memururiyeti bırak, çık sokağa, dedi. Bu düşünce ile burada memuriyet yapamazsın. Ben de, peki o zaman memuriyetten ayrılıyorum, dedim. Babam ayrılacağımı duyunca çok üzüldü. Oğlum 2-3 ay sonra askere gideceksin, benim hatırım için ayrılma diye adeta yalvardı. Ben de babamın hatırı için susmaya karar verdim. O günlerde, Tam İlmihal Seadeti Ebediyye kitabı elime geçti. Okurken aynı hadis-i şerifi orada gördüm. Hads-i şerifin sonunda şöyle bir açıklama vardı: Hadis-i şerifte bildirilen birinci şıkkı devlet yapar, ikincisini âlimler yapar üçüncüsünü ise avam yani halk yapar, yazılıydı. Bu açıklamayı okuyunca ne kadar yanlış bir iş yaptığımı anladım. Sonra kitabın tamamını dikkatlice okuyarak hayatıma buna göre düzen verdim. Böylece rahata ve huzura kavuştum...” Tel: 0 212 - 454 38 21 Faks: 0 212 - 454 38 29
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT