BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Bir huzursuzluk kaplamıştı içini!

Bir huzursuzluk kaplamıştı içini!

Tayfun’un kahkahasını da duydu Esra. Bir an için bir gelgit yaşadı. İçini bir huzursuzluk kaplamıştı. Yine de fazla üstünde durmadı. Eşyalarını yerleştirdikten sonra dışarı çıkıp gençlerin yanına geldi...



Esra bavulundaki eşyalarını çıkartıp özenle gardırobun içine yerleştirdi. Bursa’ya gelmişlerdi. Tayfun’un bir arkadaşının evinde kalıyorlardı. Esra bu eve gelip ev sahibiyle tanıştıktan sonra yalnız kaldıkları zaman Tayfun’a sormuştu: - Hani akrabaların vardı burada? Bu genç akraban mı? Tayfun kaşlarını çattı: - Akraba veya arkadaş, ne fark eder ki? Sonuçta buradayız!.. Esra üstelemedi. İki odalı bir evdi geldikleri yer. Evin sahibi olan genç Tayfun yaşlarında bir delikanlıydı. İki genç Esra eşyalarını yerleştirirken oturma odasında sohbet ediyorlardı. Esra bir an kulak kabarttı: - Nasıl yaptın arkadaş bu işi? Kim bu kız? - Birkaç ay önce tanıştık. Hoş bir kız. Ayrıca şu anda bir bebek bekliyoruz. Başka çaremiz yoktu. Ev sahibi genç bir kahkaha attı: - Hah, hah, hah! Demek baba olacaksın ha? İnanamıyorum! Tayfun baba olacak ha? Tayfun’un kahkahasını da duydu Esra. Bir an için bir gelgit yaşadı. İçini bir huzursuzluk kaplamıştı. Yine de fazla üstünde durmadı. Eşyalarını yerleştirdikten sonra dışarı çıkıp gençlerin yanına geldi. Gençler hemen toparlandılar: - Yenge gel bakalım. Bu adamı sen yola koyarsın artık. Az uçarı değildir. Esra gülümsedi. Yan gözle Tayfun’a baktı. Tayfun gülümseyerek izliyordu onları. Ayağa kalktı: - Burak! Fazla konuşuyorsun. Haydi bir şeyler yiyelim. Burak yakışıklı bir delikanlıydı. Tayfun’dan uzun, esmer, kahverengi gözlü bir gençti. Telefona yürüdü: - Az ileride pideci var. Oradan bir şeyler ısmarlayalım. Kırk dakika sonra siparişler gelmişti. Esra hemen hazırladı sofrayı. Karınlarını doyurduktan sonra Tayfun saatine baktı ve arkadaşına döndü: - Haydi biraz dışarı çıkalım. Dolaşırız. Esra sen de yat dinlen. Biz birkaç saat sonra geliriz. Esra başını salladı “olur” anlamında. Biraz sonra yalnız kalmıştı evde. Gözü sürekli telefona gidiyor, içinden ailesine ulaşıp olayı açıklamak geliyordu. Bakkal Bekir’in telefonunu biliyordu. Kendi evlerindeki telefon bir ay önce kesilmişti. Cahit Bey ödeyememişti faturayı. Yavaşça ahizeyi kaldırdı, numarayı çevirdi. Bekir açtı telefonu: - Buyurun? - Bekir ağabey, ben Esra! - Esra! Sen misin kızım? Neredesin, annen baban perişan oldular. Nereye gittin? Esra yutkundu: - Ben... Ben sevdiğim insanla birlikteyim Bekir ağabey. Babamlara haber ver ne olur, merak etmesinler. Biz evleneceğiz ve ben çok rahatım. Beni düşünmesinler. Bir bebeğim olacak. Evlendikten sonra geleceğim. Ama bu şartlarda gelemem, onların yüzüne bakamam. Ne olur beni anlasınlar ve üzülmesinler. Bekir şaşırmıştı telefonun öteki ucunda. Esra onun cevabını beklemeden konuştu: - Hoşça kal Bekir ağabey! Selam söyle annemlere... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT