BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Galatasaray üzerine sorular!..

Galatasaray üzerine sorular!..

Kupa’da Çarşamba gecesi Beşiktaş ile oynanan Kupa maçı dahil, Galatasaray’ın “son birkaç oynadığı haftadır futbol” ve bu futbolun “içine giren bazı olaylar” sebebiyle “kafalarda” bir çok soru var!.



Kupa’da Çarşamba gecesi Beşiktaş ile oynanan Kupa maçı dahil, Galatasaray’ın “son birkaç oynadığı haftadır futbol” ve bu futbolun “içine giren bazı olaylar” sebebiyle “kafalarda” bir çok soru var!. Bu sorular için “inanılabilir cevaplar bulunmazsa” tereddütler, şüpheler devam edip gider!. Tereddütler ve şüpheler devam edip gittikçe de kulaklara fısıldananlar, söylentiler ayyuka çıkar!. İşte, Galatasaray’da “futbol takımıyla ilgili olarak” araştırılması gerekenler ve sorular!.. Önce Fatih Terim ile başlayalım!.. Fatih Hoca, bir taraftan “Galatasaray’la 4 yıllık mukavelem var, bugüne kadar çok şey yaptık ama yapamadıklarımız var, inşallah onu da yapacağız” diyor, diyor da daha sonra “lâfı evelemeye, gevelemeye başlıyor!.” “Giderim” diyor... “Büyük bavul... Küçük bavul...” diyor. “Türkiye dışı da olur, Türkiye içi de...” diyor. “Büyük de olur, küçük de olur...” diyor... “Yeter ki, yapmayı düşündüklerimi yapma fırsatı verilsin...” diyor! Diyor da, diyor!.. Eeee... Hani, Adanalı idi? Hani, hiç kimseden çekinmez, “doğru bildiğini” açık açık söylerdi? Hani, lâfı evelemez, gevelemez, eğip, bükmezdi? “Birşeyler var!.” Evet, “Birşeyler oluyor”, daha doğrusu “Fatih Terim’in istediği gibi olmuyor” ama ne? “Mayıs’ta olacaklara bakalım” lâfının altında ne yatıyor? Ve, “Hocasının zihni karışık”, daha da önemlisi “Hocası zihinleri karıştıran” Galatasaray, kupada da, ligde de şampiyonluk istiyor ama nasıl? Geliyoruz, Hakan’a!.. Karabük’e bile gol atamayan, Beşiktaş maçında “yığınla gol kaçıran” bu oyuncuda “birşeyler var!.” Morali bozuk, topa vurmaktan adeta korkuyor, kendine güvenini kaybetmiş, dokunulunca yere düşüyor!. Ama, “arada, bir Moldova milli maçı var” ki, o maçın Hakan’ı ile, Galatasaray’da oynayan Hakan “sanki” başka başka futbolcular!. Hakan’ın “bir derdi” var!. “Kafası” orda!. “Özel hayatı” ile mi ilgili? Yoksa... Yoksa... “Herkesin parasını ödeyen, ödemeye gayret eden” Faruk Süren, Hakan’ı cezalandırıyor mu? “Juventus’a gitmemesinin intikamı” mı alınıyor? Ve Hakan buna mı bozuk? Ya Hagi... Ya Popescu?.. Kısa bir süre sonra “bacanak olacak olan” bu iki Romen’in de, “problemlerinin olduğu ortada!.” Hagi’nin “kızgın ve sinirli”, Popescu’nun “kırgın ve küskün” olduğu ortada!.. Galatasaray’ın başarılarında “ofansta Hagi’nin, defansta Popescu’nun payları” ortada iken, bu iki Romen acaba “kulübe, yönetime, teknik direktöre” kırgın, kızgın, küskün olmasınlar? “Futbol hayatlarının sonlarına yaklaşan” bu iki yıldız “futbolu Galatasaray’da noktalama ve jübile yapma istek ve beklentilerine karşı” acaba özellikle “Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim’den” ve Fatih Terim’in kararına bakan yönetimden “arzuladıkları ilgiyi, yakınlığı görememesinin” küskünlüğü içinde olmasınlar? “Fenerbahçe’den gideceklerle ilgilenilmesi” bu iki Romen’in kulağına kar suyu kaçırmasın? Şimdi, “Galatasaray’ı kupada da, ligde de şampiyonluğa taşıyacak” bu oyuncuların hemen ardından gelen “diğer bazılarına” bakalım!. Tugay’ın ne halde olduğunu herkes görüyor, biliyor!. “Fatih Terim’in prensi” Vedat’ın ise “uslanmayacağını” Terim bile anlamış ki, üstüste cezaların en büyüğünü veriyor; nafile!. Amma... Bu “iki oyuncunun adeta saf dışı kalması”, iki oyuncuyu daha “takıma tam faydalı olmaktan” aşağıya çekiyor!. Dikkat ediniz, “genç” Emre, son haftalarda büyük düşüş içinde!. “Tugay yok, nasılsa takımda yerim garanti” düşüncesi, Emre’yi hele hele Beşiktaş maçında “ne halde olduğuyla” gözler önüne seriverdi!. Rakip oyunculara “ağır faullerle girmesi”, hakemlere devamlı itiraz etmesi “tashih edilmesi gereken” ve yavaş yavaş tashih edilen hataları iken, bu defa “futbol olarak” düşüşe geçti!. Pas hataları yükseldi, “mükemmel akınlarda kaptırdığı toplar, kendi kalesine tehlike olarak döndü” ve “pres gücü” çok azaldı!. Ligin sonu yaklaştıkça, “ona ihtiyaç artarken”, o “kötüye gitti!.” Vedat’ın “devamlı kesilmesi”, Bülent için büyük şanstı, bu şansı iyi kullanmaya başladı. Ama “hakemlere devamlı itirazı” iyice abarttı ve adeta “tahammül edilemez” hale getirdi! Galip oynanan, hakim oynanan maçlarda bile, “rakipler sinirlenecekken”, Bülent’in yaptıkları, bütün takıma sirayet ederek, Galatasaraylı ftubolcuları “strese sokunca”, kartlar ve “kart cezaları” ard arda gelmeye başladı. Zaten “itiraza karta çok meraklı” Galatasaraylı futbolcular, “bu kötü alışkanlıktan başlarında kaptanlarını ve de Hagi’yi görünce” işi iyice zıvanadan çıkardılar!. Ve de “en kritik maçlarda”, birer-ikişer tribünlere çıkmaya devam ettiler! Geliyorum, Hakan’la beraber “gol kaçırma yarışına çıkan” Arif’e!. Bir zamanlar olur olmaz “kendini yere atıp” hakemleri kandırmaya çalışır ve “çoğu zaman da yuttururdu!.” Ama, sonunda hakemler “gerçek düşüşlerde bile” düdük çalmamaya başlayınca, “yere yatışlar, Galatasaray aleyhine döndü!.” Hakemler, hem de “çok haklı olarak”, Arif yüzünden Galatasaray’ın kaç penaltısına “es geçtiler!.” Arif’in aklı başına getirildi, kendini yere atmaz oldu!. Huylu huyundan vazgeçmezmiş!. Bu defa da, “korner atışlarında” hakemleri aldatmayı “akıllılık” zannetmeye başladı!. Topu, “göz göre göre” korner yuvarlağının dışına koyuyor!. Kazandığı mesafe, bilemediniz “1 karış!.” Olacak şey değil!. Bir zamanlar yazmıştım, Trabzonlu Abdullah da yapıyordu!. Bu nasıl bir kafadır ki, hep ama hep “şeytanlığa işler?” Galatasaray’a yakışıyor mu? Galatasaraylı bir futbolcuya yakışıyor mu? “Hakemi aldatmaya teşübbüsün cezası sarı kart!.” Ne yazık ki, hakemlerimiz “korner atışlarındaki” bu aldatmaya yönelik hareketlere “müsamaha gösteriyorlar!.” Bu yüzden “korner atışlarının nerede ise yarısından fazlası” nizâmi değil!. Merkez Hakem Komitesi ve onun anlı şanlı başkanı Hilmi Ok da uyuyor. “İçerde bu sorunları olan” ve sorunlarla ilgili “soruları” cevap bekleyen Galatasaray kupada da, ligde de hedefine varabilir mi? Onu bilemem. Bilmek için kâhin olmak gerek!. Bildiğim bir şey var: Çanakkale Dardanel maçının, Galatasaray’ın kalan maçlarının en zor 3 tanesinden biri olduğu!. “Son kozunu oynayan ve direnen” Çanakkale’ye karşı, Galatasaray çok ama çok zorlanabilir! Hakan’a, Hagi’ye ve Taffarel’e çok iş düşüyor, dikkat!.. Marketimize hoş geldiniz!.. Ben 26 yaşında fanatik bir Fenerbahçeliyim. Fenerbahçe’nin son durumu beni kahrediyor. Futbolculara tek tek bakılırsa, her biri büyük birer yetenek. Fakat bu yetenekli futbolcular bizleri kahrediyor. Bunun en büyük nedeni, futbolcuların şımarık ve sorumsuz oluşlarıdır. Bugüne kadar Rüştü benim en sevdiğim futbolcuydu. Fakat sorumsuz davranışlarından dolayı bize verdiği zarar, şu anda satılmasını istememe sebep oluyor. Rüştü satılmalı. Transfer ayında Türkiye’deki en büyük transfer ücretlerinden birini alan bu kalecinin maket bıçağıyla ayakkabısını temizleme bahanesi, Fenerbahçe taraftarlarına büyük bir hakarettir. Rüştü bizleri aptal mı sanıyor ? Aslında bu futbolcuların hepsini satmak lazım. Bunu yapabilecek, yani Fenerbahçe kulübüne yeniden disiplini getirecek olan tek isim Ali Şen’dir. Herkes karşı olsa da ben “ Ali Şen başkan, Fenerbahçe şampiyon” diyorum. Bugüne kadar Aziz Yıldırım Fenerbahçe’nin haklarını koruyamadı. Onun için Aziz Yıldırım’ı Galatasaraylılar ve Beşiktaşlılar çok seviyor. Ben de Beşiktaşlı olsaydım, Aziz Yıldırım’ı çok severdim. Biz artık kahrolmak istemiyoruz. Ali Şen tekrar başkan olana ya da Aziz Yıldırım takımda köklü temizlik yapana kadar yakamdaki Fenerbahçe rozetini çıkarıyorum. ¥ Z.Çoker-Çorum Öcal Uluç’un notu: Sayın okuyucuma Fenerbahçe rozetini çıkarmamasını tavsiye ederim. Zira o rozet bir kaç yıl şampiyon olamamış bir takımın değil, anlı-şanlı tarihi ile Türk sporuna damgasını vurmuş, büyük bir kulübün rozetidir. Çok büyük bir camianın sembolüdür. Takımların başarısı gelip geçer, şampiyonluklar birer istatistik olur ama, kulüpler, camialar dün de vardılar, bugün de varlar, yarın da olacaklar!. HHH Trabzonspor yöneticilerinin de, Samsunspor yöneticilerin de, mesela Gençlerbirliği ya da Ankaragücü yöneticilerinden alacakları çok ders var. Gençlerbirliği ya da Ankaragücü başkanları üç büyüklerin göz diktikleri yıldız ya da yıldız adayı futbolcuları, gözde iken satıyorlar ve talep ettikleri en yüksek fiyatı da alıyorlar!. Trabzonspor ve Samsunspor ise “ Bizim evladımız bunlar “ diye satmamakta direniyorlar, oyuncular küsüyorlar, yüzleri de, futbolları da eskiyor.. Hatta geriliyor.. Bu defa satışa sürüldüklerinde fiyatlar eskiye göre çok düşük oluyor!.. İşte Abdullah’ın, Ogün’ün, Tolunay’ın, Hami’nin durumları.. Cenk’in durumu.. Celil’in, Serkan’ın durumu!. İlk istendiklerinde fiyatları neydi, sonra bazıları kaça verilebildi? kalanları bu sezon sonunda satılsa, ne edecekler? ¥ Ömer Talip Giyimci-İzmir HHH Efes Avrupa Kupalarında dörtlü finale hızla yaklaşırken, Galatasaray Türkiye Basketbol Ligi’nde liderken, Aydın Örs ve Naumoski ile Koray Mincinozlu ve Orhun Ene hakkında yazdıklarınıza, bir basketbolsever olarak çok kızıyor ve “ Futbol bitti de, şimdi basketbola mı sıra geldi? Hayatında acaba kaç defa basketbol maçı seyretti?” diye kendi kendime soruyordum. Sonra bir iki defa basketbolla ilginizi yazdınız. Efes’in dörtlü final kapısından dönüşü, Galatasaray’ın liderlikten hızla düşüşü, Oyak Renault’yu kendi evinde bile zor yenişi, haklı olduğunuzu ortaya koydu. Maçları daha iyi izleyinci Aydın Örs’ün ve Koray Mincinozlu’nun hatalarını, Orhun’un ve Noumoski’nin takımlarına verdikleri zararları görmeye başladım. Bilmem son Oyak Renault maçında en kritik anlarda Orhun Ene ardarda topları kaptırınca kulaklarınız çınladı mı? Sizden hakkınızda yanlış düşündüğüm için özür dilerim. ¥ Kemal Gürbüz - İstanbul Maşallah!.. “Muhittin Boşat sınıfta kaldı... Boşat’a dün herkes fırça attı. O da ipin ucunu kaçırdı. Kondisyonu iyi değil. Pozisyonlara uzak kalınca da verdiği kararda itimadı kaybettiriyor. 15 metre önünde top dışarı çıkıyor, o 60 metre ilerideki yardımcısına bakıyor. Sarı kartları bir çıkarmaya başladı, kırmızıya dönemedi. Kupanın ilk ayağı olması hakemin şansıydı.” “Hakem Muhittin Boşat’ı fizik kondisyon açısından uzun zamandır ilk defa böylesine iyi gördük. Birkaç ufak hatası dışında çok başarılı bir yönetim sergiledi. Tartışılmayacak bir kariyere sahip Boşat’ı hep bu çizgide görmek istiyoruz.” Yukarda “tırnak içindeki” ilk görüşün sahibi Erman Toroğlu!. “Tırnak içindeki” ikinci görüşün sahibi ise Ahmet Çakar!. Bu iki “uluslararası eski hakem”, iki TV’de “Pazar geceleri” hakemleri değerlendiriyorlar, maç sonraları da “gazetelerinde!.” Çoğu zaman “birbirlerine ters düşerek” herkesi güldürüyorlar!. “Yoruma açık” pozisyonlarda “ters düşmeleri” belirli ölçüler içinde hoş görülüyor ama, “yoruma hiç yer vermeyecek” durumlarda bile zaman zaman birbirleriyle çelişkili görüş bildirmeleri ve de “bu çelişkiler içinde, hakemleri zaman zaman ipe çekmeleri” ne insafla, ne de izanla bağdaşıyor!. Bu defaki durum daha da enteresan!. “Bir hakem için” tamı tamına “90 dakika değerlendirme” yapıyorlar, buyrun bakalım kime inanacaksınız? Sonra da kalkıp, “hakemleri değerlendiren gözlemcilere” lâf atıp duruyorlar!. Hele hele “Boşat’ın fizik kondisyonu ile ilgili görüşlerine” gülmek mi, ağlamak mı gerek, okuyucularım karar versin!. Anlaşılan hakemlere Ahmet Çakar “kendi fizik kondisyonuna bakarak”, Erman Toroğlu da “kendi fizik kondisyonuna bakarak” not veriyorlar!. Bir TV spor müdürü, “haftada bir” bir gece “Neler söylediler, neler yazdılar?” diye bir proğram yapsa ve bu proğramda “ünlü eski hakemlerin TV’lerdeki ve gazetelerdeki hakem yorumlarıyla”, gene “ünlü eski futbolcuların TV’lerdeki ve gazetelerdeki futbol yorumlarını” ardarda sıralasa, acaba diyorum; “Televoleler mi daha çok rating alır, bu komedi proğramı mı?” Hepsi “Ben bilirim” diyor, hatta birleşip “Biz biliriz” diyorlar ama, görülüyor ki “Biri biliyorsa, öteki bilmiyor!.” Ya da biri “bir hafta biliyor, öteki öbür hafta!.” Peki ama, kimin hangi hafta bildiğini, hangi hafta bilmediğini “biz cahiller” nasıl anlayacağız? Bir anlatsalar da öğrensek!. Neden? Başta Hagi ile Bülent, ardından K.Hakan’dan Emre’ye kadar Galatasaray’ın yarısından çoğu “hakeme itirazı, hakeme hesap sormayı, hakeme hakemlik öğretmeyi, hakeme ne zaman kart çıkarılıp, çıkarılmayacağını bildirmeyi, hakemi her kararında ikaz etmeyi” adeta “oynadıkları futbolun en önemli kaidesi” olarak görüyor!. Bu nasıl iştir? Her maçta tribünlerde oturan anlı-şanlı yöneticiler, “bu yüzden durmadan kart gören” ve Şampiyonlar Ligi’nden, kupalara, liglere kadar “en kritik maçlarda kart cezalısı olarak, tribünlere çıkan futbolcular” için, onlara ve hocalarına “Bu ne iştir arkadaş? Biz bunca parayı, en kritik maçlarda oynamayarak Şampiyonlar Ligi’nin çeyrek final kapısından dönmemiz, kupaları kaybetmemiz, ligde de tık nefes olmamız sağlansın diye mi verdik?” diye soramıyorlar mı? Terim dert yanıyor: “Daha üç maç üstüste tam kadro ile oynayamadık.” İyi de, “futbolcuların yıllardır, bunca kötü örneğe ve bunca medya ikazına rağmen” hâlâ böylesine bir gafletin içine düşürüyorlarsa, bunda “onlar kadar ve belki de onlardan daha çok” suçlu kim? Bir yanlış hareket yaptıklarında, bir gol kaçırdıklarında, bir hatalı gol yediklerinde, “kulübelerden fırlayıp, el-kolla, bağırarak, yüz mimikleriyle” yapmadığını bırakmayan Fatih Terim, oyuncuları “hakemlerin büyük hoşgörüsü ile sahada kalır hale geldiklerinde” ve de hâl⠓tacizkâr tavırlarını sürdürdüklerinde” neden kenardan müdahale ve ikaz etmiyor? Hagi’nin “Ben ille de sarı, hatta kırmızı kart görmek istiyorum” diye tribünlerdeki binlerce, TV başındaki yüzbinlerce kişiye “haykırdığı hareketler peşpeşe gelmeye başladığında” bir teknik adam ne yapar? Ya “ikaz eder”, sakinleşmesini sağlar, ya da “Kupa iki ayaklı olduğu için” ve de “bir sarı kartın bile ikinci ayakta oynamama durumunu ortaya çıkaracağı bilindiğine göre”, hakem “sarı kartı göstermeden” oyuncuyu değiştirir, “getirir Hagi’yi yanına oturtur!.” İkisini de yapmazsan, yapamazsan, işte olacağı budur!. Hadi bakalım, kupa finalinin hem de rakip sahadaki son ayağını, oyna Hagi’siz, ne olacak? “Go home” ama, kim? Başta Devrim Sağıroğlu ve Zeki Çol olmak üzere, “genellikle” yıllardır Trabzonspor’un maçlarını takip eden ve “yorumlayan” spor yazarı arkadaşlarıma takılırım: “Sizin müdürlerinize başvurup, Trabzonspor maçlarında çektiğiniz azabı karşılamak üzere fazla mesai ve özel prim ödemelerini isteyeceğim. Amerika’nın, bazı ülkelerde görev yapan insanlarına ödediği çöl tazminatı gibi... Devamlı bu futbolu, bu başarısızlıkları seyretmeye, yazmaya başka türlü tahammül edilmez!.” Hatta, sevgili Devrim iyi hatırlar, bir-iki defa da yazdım!. Perşembe gecesi oynanan Karabükspor-Trabzonspor maçı için yazdığı “üflemeli, püflemeli” yorumu okuyunca, geçen yılları hatırladım!. Değişen bir şey yok!. Şimdi “birileri” çıkıyor, “Ben ille de göreve gelmesine körü körüne destek verdiğim” Başkan’ı kurtarmak için “Başka bir hedef göstereyim” diyor ve gösteriyor: “Go home Gordon!.” Hadi bu yıl için diyelim ki; “Go home Gordon?” Peki ya, geçen yıl için, ondan önceki yıl için? Hep “Go home teknik adam!.” İyi de, “bu teknik adamları iş başına getiren kim? Bu futbolcuları alan ya da satmayan kim? Her defasında aldanan, her defasında Trabzonspor’un trilyonlarını sokağa atan kim?” Hiç mi “onun suçu ve payı yok?” Gordon için “Go home” da!. Ya zaten “Home” u İstanbul’da olan Başkan için “Go” yok mu? Trabzonspor bu kafayla yönetilmeye devam ederse, anlaşılıyor ki, “Trabzonspor’u takip eden spor yazarı arkadaşlar için” daha çok yıllar müdürlerinden onlara özel prim verilmesi talebime devam ede duracağım!. Haksız da sayılmam değil mi, sevgili Şirin Berber? Tehlikeli bir görüş!.. “Anlı-şanlı” bir yazar, son yıllarda “sporun nasıl bir okuyucu tirajı ya da ratingi sağladığını farkedip”, siyasi yazıları kadar “spor yazıları” yazmaya başlayan bir yazar, hafta içinde bir görüş ortaya attı!.. “Arkadaş ben futbol takımımın maçlarına gidip, o bilet parasını kulübe futbol takımını güçlendirsin diye veriyorum. Kulüp ise gidip kürekçilere harcıyor... Basketbolculara, voleybolculara veriyor. Ben basket masket maçı seyretmem. Bana ne onlardan? Futboldan gelen futbola harcanmalı!. Maç naklen yayın paraları dahil! Basketbol maçlarının naklen yayını ne kadar reklam alıyor ki? Aldıklarıyla idare etsinler!. Ve de Galatasaray Teknik direktörü Fatih Terim’in “Futbol ayrılsın, ayrı şirket olsun ve kendi kendini yönetsin” teklifine de destek veriyor!. Türk Sporu’nun altına konulsa konulsa işte böyle dinamit konur! Türk Spor Teşkilatı ile ilgili bütün kanunları, bütün yönetmelik ve tüzükleri, bütün hedef ve amaçları “pas pas eden” böyle bir düşünceyi tasvip etmek mümkün mü? Anlaşılan bu yazar, “asırlık Galatasaray’ın neden kurulduğunun, bugüne kadar ne yaptığının, tüzüğünde neler yazdığının” farkında bile değil!.. Yarın çıkıp da “Benim vergimi neden Hakkari’ye harcıyorsunuz? Neden Van’a sağlık ocağı açıyorsunuz? Neden Kars valisinin makam otomobilinin benzinine sarfediyorsunuz? Ben İstanbul’da yaşıyorum, benim vergim İstanbul’a, oturduğum semte, evimin sokağına harcansın, bana ne Hakkari’den, Van’dan, Kars’tan?” diye yazarsa hiç şaşmam!. Binlerce genç Galatasaray’da, Fenerbahçe’de, Beşiktaş’ta ve diğer kulüplerde “salonlarda, pistlerde spor yapıyor!.” Binlercesi de “onlara özenerek” yapmanın eşiğinde!. Bu millet “fanatikler hariç”, takımları için stad gişelerine para öderken, “yöneticiler sadece çoğu zaman kof çıkan yerli-yabancı futbolculara yüzlerce milyar, trilyonlar ödesinler ama diğer branşlara zırnık vermesinler” diye düşünmüyor!. Biliyor ki, kulübü futboluyla, basketboluyla, voleyboluyla, küreğiyle, atletizmiyle “büyük!.” Camiasıyla büyük!. Sadece futbol takımı ile değil! Ve öyle de “büyük olmaya devam edecek!.” “Galatasaraylılık, Fenerbahçelilik” demek, “Galatasaray-Fenerbahçe kızlar basketbol mücadelesinden de büyük keyif almak, büyük heyecan duymak, tıpkı bir futbol finalindeki gibi bu maçı da izlerken yerinden hop oturup, hop kalkmak” demektir!. “Bu keyfi almayana, bu heyecanı duymayana” acaba “Galatasaraylı” ya da “Fenerbahçeli” denilebilir mi? Onlara dense dense “gözleri futboldan başka bir şey görmeyen spor özürlüler” denebilir!. Bilmem haksızmıyım?
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 99326
    % -0.51
  • 5.564
    % -3.14
  • 6.3027
    % -2.78
  • 7.3659
    % -2.88
  • 236.892
    % -2.65
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT