BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Siz bunlarla başa çıkamazsınız!”

“Siz bunlarla başa çıkamazsınız!”

O devirlerde Batı, şimdiki gibi Müslümanları sinsice içeriden yıkma planlarını daha yapmamıştı. Hedefine savaş yolu ile uluşmak istiyordu. Bunun için ikide bir Haçlı Seferleri düzenliyorlardı. Bu saldırılara son vermek için Kânûnî Sultan Süleyman Hân ordusuyla sefere çıkmıştı.



O devirlerde Batı, şimdiki gibi Müslümanları sinsice içeriden yıkma planlarını daha yapmamıştı. Hedefine savaş yolu ile uluşmak istiyordu. Bunun için ikide bir Haçlı Seferleri düzenliyorlardı. Bu saldırılara son vermek için Kânûnî Sultan Süleyman Hân ordusuyla sefere çıkmıştı. Ordu, ağır ağır ilerliyordu. Yol dar olduğundan, ordu mecbûren bağların içinden geçiyordu. Hava çok sıcak olduğundan asker susuzluktan kıvranıyordu. Çok güzel üzümleri bulunan, bir bağdan geçerken, askerin biri dayanamayıp, bağdan bir salkım üzüm kopararak biraz olsun susuzluğunu giderdi. Sonra da, asma ağacına, yediği üzümün çok üzerinde bir para bağlayarak, yoluna devam etti. Çok geçmeden mola verildi. Asker, kan ter içinde bir köylünün koşarak geldiğini gördü. Hristiyan köylü ısrarla Pâdişâh ile görüşmek istiyordu. Köylüyü Kânûnî’nin huzûruna götürdüler. Kânûnî sordu: - Nedir bu hâlin, kan ter içinde kalmışsın, yoksa askerler sana zarar mı verdi? - Ben şikâyet için değil memnûniyetimi bildirmek için geldim. Böyle bir askeri, böyle bir komutanı tebrîk etmemek insâfsızlık olur. - Askerlerim sizi memnun edecek ne yapmışlar? - Askerleriniz bağdan geçtikten sonra, asmanın dalında bağlı bir kese gördüm. İçini açtığımda, para vardı. Dikkatli baktığımda, bir salkım üzümün koparıldığını gördüm. Anladım ki koparılan üzümün parası olarak bırakılmış. Sizde böyle güzel ahlâklı asker olduğu müddetçe sırtınız yere gelmez. Kânûnî, derhâl o askerin bulunmasını emretti. Hristiyan köylü, bu askere ne gibi mükâfât verecek diye merakla beklemeye başladı. Nihâyet asker bulunup, Padişahın huzûruna getirildi. Kânûnî: - Niçin izinsiz iş yaparsın? Parası verilmiş olsa bile, sâhibinden habersiz, mal almanın câiz olmadığını bilmiyor musun, diye askeri azarladı. Sonra da, “Bu asker derhâl ordudan uzaklaştırılsın” diye emir verdi. Hristiyan köylü heyecanla Kânûnî’ye sordu: - Ben bu askerin mükâfâtlandırılması için gelmiştim, fakat siz onu cezâlandırdınız. - Kursağında, harâm lokma bulunan bir askerle zafer kazanılmaz. Bunun için ordudan attım. Eğer aldığı üzümün parasını bırakmamış olsaydı, zâlimlerden olurdu. İşte o zaman kellesini bile zor kurtarırdı... Aynı ordu, Belgrat yakınlarında, yine mola vermişti. Askerler, susuzluklarını gidermek, abdest almak için çeşme arıyorlardı. Bir manastırın yakınında çeşme bulup, ihtiyâçlarını giderirken, râhib, birkaç râhibeyi iyice süsleyip, çeşmenin başına gönderdi. Kadınların geldiğini gören askerler, hemen çeşmenin başından çekilip, sırtlarını döndüler, süslü kadınlara yan gözle bile bakmadılar. Bu durumu uzaktan ibretle seyreden râhib, hemen Haçlı kumandanına şunları yazdı: “Siz bu ordu ile nasıl başa çıkabilirsiniz? Bunlar kadına-kıza, mala-mülke önem vermiyorlar. Bütün mal ve mülklerini fedâ ederek, Allah yolunda savaşıyorlar. Herkese karşı iyi davranıp, kimseye zulmetmiyorlar. Siz onlardaki bu özellikleri ortadan kaldırmadan, onlarla savaşırsanız, canlarınızdan ve mallarınızdan mahrûm kalacağınız açıktır. Kendinizi ölüme atmayınız!..” İşte Batı’nın, taktik değiştirip İslam ülkelerinde; manevi değerlerden uzaklaştırma, “Protestanlaştırma” operasyonlarına girmesinin sebebi Müslümanları bu yaşayıştan uzaklaştırmaktır... > Tel: 0 212 - 454 38 21 Faks: 0 212 - 454 38 29
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT