BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Görünen köy...

Görünen köy...

Kırk yıl süren bir mücadeleden, ha kavuştum ha kavuşacağım diye vuslat acıları çektikten; bu uğurda onca fedakarlık yaptıktan sonra bütün umutların suya düştüğünü görmek çok acı. Neden bahsettiğimi herhalde anlamışsınızdır.



Kırk yıl süren bir mücadeleden, ha kavuştum ha kavuşacağım diye vuslat acıları çektikten; bu uğurda onca fedakarlık yaptıktan sonra bütün umutların suya düştüğünü görmek çok acı. Neden bahsettiğimi herhalde anlamışsınızdır. Tabii ki AB maceramızdan... Mesele artık AB’ye taraf olma veya olmama meselesi değildir. Onun için birbirimizi boşuna hırpalamayalım. Özellikle AB Anayasasının Fransa ve Hollanda halkları tarafından reddinden sonra süre gelen gelişmeleri soğukanlılıkla takip edip (kendimizi aldatmadan) objektif değerlendirmeler yaparsak gerçeği daha net görebiliriz. Ataların dediği gibi “Görünen köy, kılavuz istemiyor!” Avrupalı insanın şuuraltında bastırılmış “Anneciğim, Türkler geliyor!” korkusunu gidermek mümkün değil. Biz kendi korkularımızdan arınma yürekliliğini gösteriyoruz ama AB insanları kurtulamıyor ne yazık ki! Ayrıca, Papa Türkler’in AB’ye tam üye olarak alınıp alınmaması hususunda tavrını koydu ya, ne on yıl, ne de yirmi yıl sonra bu üyelik gerçekleşmez. Avrupalı, çeşitli vesilelerle ancak kendisine benzeyeni kabullenebileceğini ima ediyor. Aslında insan olarak özde Bir’iz. Ama hiçbirimizin kaşı, gözü, huyu suyu benzemez. Onun için Hz. Mevlana’nın “Ne olursan ol, gel!” çağrısı çok anlamlı ve çok insani... İnsan’ı kayıtsız şartsız sevmek, ayrımcılık yapmamak, kin duymamak... Asıl olan bu. Ama medeniyet iddiasında olan; insan hakları, demokrasi, özgürlük kelimelerini ağzından düşürmeyen AB bunu anlamıyor veya anlamak istemiyor. Anlamak istemeyene de bir şey anlatılamıyor tabii ki... Peki, bunca hevesten, tavizden, koşuşup durmalardan sonra ne olacak derseniz, haliyle kıyamet kopmayacak. İnandığımız yolda ilerleyeceğiz. Hedefimiz; Atatürk’ün de işaretlediği gibi muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkmak... Kopenhag kriterlerini yerine getirip AB’nin bize verdiği ev ödevlerimizi yaptık. Şimdi bizim kendi kendimize vereceğimiz ev ödevlerini yapmamız gerekiyor. Bıkmadan, usanmadan, hafife almadan... Peki, nedir bu ödevler? Önce kimliğimize, bizi biz yapan öz değerlerimize sahip çıkacağız. Birbirimizi sevecek ve sayacağız. Birlik ve dayanışma ruhu içinde, her birimiz işimizi doğrulukla ve dürüstlükle yapacağız. Çok çalışarak üreten bir toplum haline geleceğiz. Teknolojinin imkanlarını kullanarak bilgiye ulaşma ve edinilen bilgiyi en doğru şekilde kullanma becerisini kazanacağız. Eğitime ağırlık vereceğiz. Dahası? Hele bunlardan başaralım da gerisi kolay...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT